Tevbe Suresi
Tevbe suresi 129 ayettir ve besmele ile başlamayan tek suredir. 60. ayeti zekâtın verileceği sekiz sınıfı sayar; 128. ayeti merhametle biter.
- Sure numarası
- 9. sure
- Arapça adı
- التوبة
- Ayet sayısı
- 129 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 113.
- Cüz
- 10, 11. cüz
- Ana konusu
- Antlaşma, tövbe ve zekâtın sekiz sınıfı
Adının anlamı
Sure adını, tövbenin kabulünden söz eden ayetlerinden alır. Berâe adıyla da anılır.
Temel temaları
- tövbe
- antlaşma
- zekât
- ikiyüzlülük
Tevbe suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بَرَآءَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Allah'tan ve elçisinden, antlaşma yaptığınız ortak koşanlara bir ilişki kesme bildirimidir.
فَسِيحُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُخْزِى ٱلْكَٰفِرِينَ
Yeryüzünde dört ay dolaşın ve bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise gerçeği örtenleri küçük düşürecektir.
وَأَذَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوْمَ ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِىٓءٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُۥ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Büyük hac günü, Allah'tan ve elçisinden insanlara bir duyurudur: Allah ve elçisi, ortak koşanlardan uzaktır. Tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. Gerçeği örtenleri acı bir azapla müjdele.
إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَٰهِرُوا۟ عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوٓا۟ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Ancak ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yaptığınız, sonra size hiçbir eksiklik yapmayan ve size karşı kimseye arka çıkmayanlar başka. Onların antlaşmasını süresinin sonuna kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah sakınanları sever.
فَإِذَا ٱنسَلَخَ ٱلْأَشْهُرُ ٱلْحُرُمُ فَٱقْتُلُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَٱحْصُرُوهُمْ وَٱقْعُدُوا۟ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِن تَابُوا۟ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّوا۟ سَبِيلَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Haram aylar çıkınca, ortak koşanları bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayın, kuşatın ve her gözetleme yerinde onları bekleyin. Tövbe eder, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, yollarını açın. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ٱسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّىٰ يَسْمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۥ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْلَمُونَ
Ortak koşanlardan biri senden güvence isterse, ona güvence ver ki Allah'ın sözünü işitsin. Sonra onu güvende olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir topluluk olması yüzündendir.
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ فَمَا ٱسْتَقَٰمُوا۟ لَكُمْ فَٱسْتَقِيمُوا۟ لَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Ortak koşanların Allah katında ve elçisi katında nasıl bir antlaşması olabilir? Mescid-i Harâm'ın yanında antlaşma yaptıklarınız başka. Onlar size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Şüphesiz Allah sakınanları sever.
كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُوا۟ عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا۟ فِيكُمْ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُم بِأَفْوَٰهِهِمْ وَتَأْبَىٰ قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَٰسِقُونَ
Nasıl olabilir? Size üstün gelseler, hakkınızda ne bir yakınlık ne de bir antlaşma gözetirler. Ağızlarıyla sizi hoşnut ederler, kalpleri ise karşı çıkar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.
ٱشْتَرَوْا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِهِۦٓ إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Allah'ın ayetlerini az bir karşılığa değiştiler ve O'nun yolundan alıkoydular. Şüphesiz onların yaptıkları ne kötüdür!
لَا يَرْقُبُونَ فِى مُؤْمِنٍ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُعْتَدُونَ
Bir mümin hakkında ne bir yakınlık ne de bir antlaşma gözetirler. İşte onlar haddi aşanlardır.
فَإِن تَابُوا۟ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَإِخْوَٰنُكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَنُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Tövbe eder, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri açıklıyoruz.
وَإِن نَّكَثُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُم مِّنۢ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا۟ فِى دِينِكُمْ فَقَٰتِلُوٓا۟ أَئِمَّةَ ٱلْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَآ أَيْمَٰنَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنتَهُونَ
Antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, inkârın öncüleriyle savaşın. Şüphesiz onların yeminleri yoktur; belki vazgeçerler.
أَلَا تُقَٰتِلُونَ قَوْمًا نَّكَثُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُمْ وَهَمُّوا۟ بِإِخْرَاجِ ٱلرَّسُولِ وَهُم بَدَءُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Yeminlerini bozan, elçiyi çıkarmaya kalkışan ve size karşı ilk defa başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Mümin iseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan Allah'tır.
قَٰتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ
Onlarla savaşın; Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları küçük düşürsün, onlara karşı size yardım etsin ve mümin bir topluluğun göğüslerine şifa versin;
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تُتْرَكُوا۟ وَلَمَّا يَعْلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا۟ مِنكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَا رَسُولِهِۦ وَلَا ٱلْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Yoksa Allah, içinizden çaba gösterenleri ve Allah'tan, elçisinden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri bilmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَن يَعْمُرُوا۟ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ شَٰهِدِينَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِم بِٱلْكُفْرِ أُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ وَفِى ٱلنَّارِ هُمْ خَٰلِدُونَ
Ortak koşanların, kendi inkârlarına şahitlik ederek Allah'ın mescitlerini onarmaları olacak şey değildir. İşte onların yaptıkları boşa gitmiştir ve ateşte süreklidirler.
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا ٱللَّهَ فَعَسَىٰٓ أُو۟لَٰٓئِكَ أَن يَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْتَدِينَ
Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan onarır. İşte onların doğru yolu bulanlardan olması umulur.
أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ ٱلْحَآجِّ وَعِمَارَةَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ كَمَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَجَٰهَدَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَوُۥنَ عِندَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Harâm'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda çaba gösteren gibi mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar. Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَهَاجَرُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ ٱللَّهِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
İman edenler, hicret edenler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda çaba gösterenler, Allah katında derece bakımından daha büyüktür. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَٰنٍ وَجَنَّٰتٍ لَّهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُّقِيمٌ
Rableri onları katından bir rahmetle, hoşnutlukla ve içinde sürekli nimetler bulunan cennetlerle müjdeler.
خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Orada sürekli kalacaklardır. Şüphesiz büyük karşılık Allah katındadır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوٓا۟ ءَابَآءَكُمْ وَإِخْوَٰنَكُمْ أَوْلِيَآءَ إِنِ ٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْكُفْرَ عَلَى ٱلْإِيمَٰنِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Ey iman edenler! İnkârı imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerdir.
قُلْ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَٰنُكُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَٰلٌ ٱقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَٰرَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَٰكِنُ تَرْضَوْنَهَآ أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٍ فِى سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُوا۟ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler size Allah'tan, elçisinden ve O'nun yolunda çaba göstermekten daha sevgili ise, Allah emrini getirene kadar bekleyin. Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.
لَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِى مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْـًٔا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُم مُّدْبِرِينَ
Andolsun Allah size birçok yerde yardım etti; Huneyn gününde de. Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti ama size hiçbir şey kazandırmamıştı; yeryüzü genişliğine rağmen size dar gelmiş ve arkanızı dönüp gitmiştiniz.
ثُمَّ أَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودًا لَّمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْكَٰفِرِينَ
Sonra Allah, elçisine ve müminlere esenliğini indirdi ve görmediğiniz askerler indirdi; gerçeği örtenlere de azap etti. İşte bu, gerçeği örtenlerin karşılığıdır.
ثُمَّ يَتُوبُ ٱللَّهُ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Sonra Allah, bunun ardından dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا۟ ٱلْمَسْجِدَ ٱلْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَٰذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦٓ إِن شَآءَ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Ey iman edenler! Ortak koşanlar ancak bir kirliliktir; bu yıllarından sonra Mescid-i Harâm'a yaklaşmasınlar. Yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse sizi lütfundan zengin kılar. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.
قَٰتِلُوا۟ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ ٱلْحَقِّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ حَتَّىٰ يُعْطُوا۟ ٱلْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَٰغِرُونَ
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyenlerle, küçülerek kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ عُزَيْرٌ ٱبْنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَى ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَٰهِهِمْ يُضَٰهِـُٔونَ قَوْلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَبْلُ قَٰتَلَهُمُ ٱللَّهُ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Yahudiler "Üzeyr Allah'ın oğludur" dedi; Hristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğludur" dedi. Bu, ağızlarıyla söyledikleri sözdür; daha önce inkâr edenlerin sözüne benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da çevriliyorlar!
ٱتَّخَذُوٓا۟ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَٰنَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوٓا۟ إِلَٰهًا وَٰحِدًا لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَٰنَهُۥ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rab edindiler; Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlara, tek bir ilaha kulluk etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ilah yoktur. O, ortak koştuklarından uzaktır.
يُرِيدُونَ أَن يُطْفِـُٔوا۟ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفْوَٰهِهِمْ وَيَأْبَى ٱللَّهُ إِلَّآ أَن يُتِمَّ نُورَهُۥ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَٰفِرُونَ
Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise, gerçeği örtenler hoşlanmasa da nurunu tamamlamaktan başkasını istemez.
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُشْرِكُونَ
Ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için elçisini yol gösterici ve gerçek dinle gönderen O'dur.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْأَحْبَارِ وَٱلرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَٰطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ يَكْنِزُونَ ٱلذَّهَبَ وَٱلْفِضَّةَ وَلَا يُنفِقُونَهَا فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Ey iman edenler! Bilginlerin ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yer ve Allah'ın yolundan alıkoyar. Altını ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele.
يَوْمَ يُحْمَىٰ عَلَيْهَا فِى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَىٰ بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنفُسِكُمْ فَذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ
O gün cehennem ateşinde kızdırılır ve onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanır: "İşte bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın!"
إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِى كِتَٰبِ ٱللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ مِنْهَآ أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا۟ فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ وَقَٰتِلُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ كَآفَّةً كَمَا يُقَٰتِلُونَكُمْ كَآفَّةً وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
Şüphesiz Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah'ın kitabında on ikidir. Onlardan dördü haramdır. İşte dosdoğru din budur. Onlarda kendinize zulmetmeyin. Ortak koşanlar sizinle topluca savaştığı gibi, siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir.
إِنَّمَا ٱلنَّسِىٓءُ زِيَادَةٌ فِى ٱلْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُحِلُّونَهُۥ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُۥ عَامًا لِّيُوَاطِـُٔوا۟ عِدَّةَ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ فَيُحِلُّوا۟ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوٓءُ أَعْمَٰلِهِمْ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Ertelemek, ancak inkârda bir artıştır; gerçeği örtenler onunla saptırılır. Allah'ın haram kıldığının sayısına uydurup Allah'ın haram kıldığını helal kılmak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram sayarlar. Kötü işleri kendilerine süslü gösterildi. Allah, gerçeği örten topluluğu doğru yola iletmez.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ ٱنفِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱثَّاقَلْتُمْ إِلَى ٱلْأَرْضِ أَرَضِيتُم بِٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مِنَ ٱلْـَٔاخِرَةِ فَمَا مَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ
Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda seferber olun" denildiğinde yere çakılıp kaldınız? Ahiret yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının yararı, ahiret yanında ancak azdır.
إِلَّا تَنفِرُوا۟ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْـًٔا وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Seferber olmazsanız, size acı bir azap eder ve yerinize başka bir topluluk getirir; O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah'ın her şeye gücü yeter.
إِلَّا تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ ٱللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ثَانِىَ ٱثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِى ٱلْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَٰحِبِهِۦ لَا تَحْزَنْ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُۥ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلسُّفْلَىٰ وَكَلِمَةُ ٱللَّهِ هِىَ ٱلْعُلْيَا وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Ona yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani gerçeği örtenler onu iki kişiden biri olarak çıkarmıştı; hani mağarada ikisi bulunuyordu ve arkadaşına diyordu ki: "Üzülme; şüphesiz Allah bizimledir." Allah da ona esenliğini indirdi, görmediğiniz askerlerle onu destekledi ve gerçeği örtenlerin sözünü en aşağı yaptı. Allah'ın sözü ise en üstündür. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
ٱنفِرُوا۟ خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَٰهِدُوا۟ بِأَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Hafif ve ağır olarak seferber olun; mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda çaba gösterin. Bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَّٱتَّبَعُوكَ وَلَٰكِنۢ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ ٱلشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَوِ ٱسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنفُسَهُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Yakın bir kazanç ve kolay bir yolculuk olsaydı, mutlaka sana uyarlardı; fakat o zorlu mesafe onlara uzak geldi. "Gücümüz yetseydi sizinle çıkardık" diye Allah'a yemin edecekler. Kendilerini helak ediyorlar ve Allah biliyor ki onlar yalancıdır.
عَفَا ٱللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَتَعْلَمَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Allah seni bağışladı! Doğru söyleyenler sana belli olana ve yalancıları bilene kadar neden onlara izin verdin?
لَا يَسْتَـْٔذِنُكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ أَن يُجَٰهِدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُتَّقِينَ
Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla çaba göstermek konusunda senden izin istemez. Allah, sakınanları bilendir.
إِنَّمَا يَسْتَـْٔذِنُكَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَٱرْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِى رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
Senden ancak, Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen ve kalpleri kuşkuya düşmüş olanlar izin ister; onlar kuşkuları içinde bocalar.
وَلَوْ أَرَادُوا۟ ٱلْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا۟ لَهُۥ عُدَّةً وَلَٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ ٱقْعُدُوا۟ مَعَ ٱلْقَٰعِدِينَ
Çıkmak isteselerdi, bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların gönderilmesini hoş görmedi ve onları alıkoydu. Denildi ki: "Oturanlarla birlikte oturun."
لَوْ خَرَجُوا۟ فِيكُم مَّا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالًا وَلَأَوْضَعُوا۟ خِلَٰلَكُمْ يَبْغُونَكُمُ ٱلْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّٰعُونَ لَهُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
Sizinle birlikte çıksalardı, size karışıklıktan başkasını artırmaz ve fitne arayarak aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler de vardır. Allah, zalimleri bilendir.
لَقَدِ ٱبْتَغَوُا۟ ٱلْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَّبُوا۟ لَكَ ٱلْأُمُورَ حَتَّىٰ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَهُمْ كَٰرِهُونَ
Andolsun daha önce de fitne aradılar ve işleri sana ters çevirdiler; nihayet gerçek geldi ve onlar hoşlanmasa da Allah'ın emri ortaya çıktı.
وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ ٱئْذَن لِّى وَلَا تَفْتِنِّىٓ أَلَا فِى ٱلْفِتْنَةِ سَقَطُوا۟ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌۢ بِٱلْكَٰفِرِينَ
İçlerinden kimi der ki: "Bana izin ver ve beni sınama." Bilin ki onlar fitneye düşmüştür ve şüphesiz cehennem, gerçeği örtenleri kuşatmıştır.
إِن تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا۟ قَدْ أَخَذْنَآ أَمْرَنَا مِن قَبْلُ وَيَتَوَلَّوا۟ وَّهُمْ فَرِحُونَ
Sana bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Sana bir sıkıntı dokunursa, "Biz tedbirimizi önceden almıştık" derler ve sevinerek dönüp giderler.
قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَىٰنَا وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ
De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize dokunmaz. O bizim dostumuzdur ve müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَآ إِلَّآ إِحْدَى ٱلْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَن يُصِيبَكُمُ ٱللَّهُ بِعَذَابٍ مِّنْ عِندِهِۦٓ أَوْ بِأَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوٓا۟ إِنَّا مَعَكُم مُّتَرَبِّصُونَ
De ki: Bize, iki güzellikten birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz ise, Allah'ın size katından ya da bizim ellerimizle bir azap dokundurmasını bekliyoruz. Bekleyin; şüphesiz biz de sizinle birlikte bekliyoruz.
قُلْ أَنفِقُوا۟ طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنكُمْ إِنَّكُمْ كُنتُمْ قَوْمًا فَٰسِقِينَ
De ki: İsteyerek ya da istemeyerek harcayın; sizden kabul edilmeyecektir. Şüphesiz siz, yoldan çıkmış bir topluluk oldunuz.
وَمَا مَنَعَهُمْ أَن تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَٰتُهُمْ إِلَّآ أَنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ وَبِرَسُولِهِۦ وَلَا يَأْتُونَ ٱلصَّلَوٰةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَٰرِهُونَ
Harcadıklarının kabul edilmesini engelleyen, ancak Allah'ı ve elçisini inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve ancak isteksizce harcamalarıdır.
فَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَٰفِرُونَ
Malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak dünya hayatında onlara azap etmek ve gerçeği örtenler iken canlarının çıkmasını ister.
وَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنكُمْ وَمَا هُم مِّنكُمْ وَلَٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
Sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler; oysa sizden değildirler. Fakat onlar korkan bir topluluktur.
لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَـًٔا أَوْ مَغَٰرَٰتٍ أَوْ مُدَّخَلًا لَّوَلَّوْا۟ إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ
Sığınacak bir yer, mağaralar ya da girilecek bir delik bulsalardı, koşarak oraya yönelirlerdi.
وَمِنْهُم مَّن يَلْمِزُكَ فِى ٱلصَّدَقَٰتِ فَإِنْ أُعْطُوا۟ مِنْهَا رَضُوا۟ وَإِن لَّمْ يُعْطَوْا۟ مِنْهَآ إِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
İçlerinden kimi, sadakalar konusunda sana dil uzatır. Ondan kendilerine verilirse hoşnut olur; verilmezse hemen öfkelenirler.
وَلَوْ أَنَّهُمْ رَضُوا۟ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَقَالُوا۟ حَسْبُنَا ٱللَّهُ سَيُؤْتِينَا ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَرَسُولُهُۥٓ إِنَّآ إِلَى ٱللَّهِ رَٰغِبُونَ
Allah'ın ve elçisinin kendilerine verdiğine razı olsalar ve "Bize Allah yeter; Allah bize lütfundan verecek, elçisi de. Şüphesiz biz Allah'a yönelenleriz" deselerdi.
إِنَّمَا ٱلصَّدَقَٰتُ لِلْفُقَرَآءِ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱلْعَٰمِلِينَ عَلَيْهَا وَٱلْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلْغَٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Sadakalar ancak yoksullara, düşkünlere, onun üzerinde çalışanlara, kalpleri ısındırılacaklara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir; Allah'tan bir yükümlülük olarak. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَمِنْهُمُ ٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱلنَّبِىَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
İçlerinden kimi peygamberi incitir ve "O bir kulaktır" der. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır; Allah'a iman eder, müminlere inanır ve içinizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisini incitenler için acı bir azap vardır.
يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ إِن كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Oysa mümin iseler, Allah ve elçisi hoşnut edilmeye daha layıktır.
أَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّهُۥ مَن يُحَادِدِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَأَنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدًا فِيهَا ذَٰلِكَ ٱلْخِزْىُ ٱلْعَظِيمُ
Bilmediler mi ki, Allah'a ve elçisine karşı gelene, içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır? İşte büyük küçük düşme budur.
يَحْذَرُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُم بِمَا فِى قُلُوبِهِمْ قُلِ ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ مُخْرِجٌ مَّا تَحْذَرُونَ
İkiyüzlüler, kalplerindekini kendilerine haber verecek bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekiniyor. De ki: Alay edin; şüphesiz Allah, çekindiğinizi ortaya çıkaracaktır.
وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ وَرَسُولِهِۦ كُنتُمْ تَسْتَهْزِءُونَ
Onlara sorsan, mutlaka derler ki: "Biz ancak dalmış, oyalanıyorduk." De ki: Allah ile, ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?
لَا تَعْتَذِرُوا۟ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ إِن نَّعْفُ عَن طَآئِفَةٍ مِّنكُمْ نُعَذِّبْ طَآئِفَةًۢ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
Mazeret ileri sürmeyin; iman ettikten sonra inkâr ettiniz. İçinizden bir topluluğu bağışlasak da, suçlu oldukları için bir topluluğa azap ederiz.
ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ بَعْضُهُم مِّنۢ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِٱلْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُوا۟ ٱللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
İkiyüzlü erkekler ve ikiyüzlü kadınlar birbirindendir; kötülüğü emreder, iyiliği yasaklar ve ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular, O da onları unuttu. Şüphesiz ikiyüzlüler, yoldan çıkanların ta kendisidir.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا هِىَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ ٱللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Allah, ikiyüzlü erkeklere, ikiyüzlü kadınlara ve gerçeği örtenlere, içinde sürekli kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için kalıcı bir azap vardır.
كَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَٰلًا وَأَوْلَٰدًا فَٱسْتَمْتَعُوا۟ بِخَلَٰقِهِمْ فَٱسْتَمْتَعْتُم بِخَلَٰقِكُمْ كَمَا ٱسْتَمْتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُم بِخَلَٰقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَٱلَّذِى خَاضُوٓا۟ أُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
Sizden öncekiler gibi; onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha çoktu. Paylarıyla yararlandılar; siz de payınızla yararlandınız, sizden öncekilerin payıyla yararlandığı gibi. Onların daldığı gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir ve işte onlar hüsrana uğrayanlardır.
أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَٰهِيمَ وَأَصْحَٰبِ مَدْيَنَ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتِ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Onlara, kendilerinden öncekilerin haberi gelmedi mi? Nûh kavminin, Âd'ın, Semûd'un, İbrâhîm kavminin, Medyen halkının ve altüst olmuş kasabaların. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişti. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat kendilerine zulmediyorlardı.
وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin dostudur; iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar, namazı kılar, zekâtı verir ve Allah'a ve elçisine itaat ederler. İşte onlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةً فِى جَنَّٰتِ عَدْنٍ وَرِضْوَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler ile Adn cennetlerinde güzel konutlar vaat etti. Allah'tan bir hoşnutluk ise daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ جَٰهِدِ ٱلْكُفَّارَ وَٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Ey Peygamber! Gerçeği örtenlerle ve ikiyüzlülerle çaba göster ve onlara karşı sert ol. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü bir dönüş yeridir!
يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ مَا قَالُوا۟ وَلَقَدْ قَالُوا۟ كَلِمَةَ ٱلْكُفْرِ وَكَفَرُوا۟ بَعْدَ إِسْلَٰمِهِمْ وَهَمُّوا۟ بِمَا لَمْ يَنَالُوا۟ وَمَا نَقَمُوٓا۟ إِلَّآ أَنْ أَغْنَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ مِن فَضْلِهِۦ فَإِن يَتُوبُوا۟ يَكُ خَيْرًا لَّهُمْ وَإِن يَتَوَلَّوْا۟ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ عَذَابًا أَلِيمًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
Söylemediklerine dair Allah'a yemin ederler. Andolsun inkâr sözünü söylediler ve teslim olduktan sonra inkâr ettiler. Ulaşamadıkları şeye kalkıştılar. Allah'ın ve elçisinin onları lütfundan zengin kılmasından başka bir şeyi kınamadılar. Tövbe ederlerse, bu onlar için daha hayırlıdır. Yüz çevirirlerse, Allah onlara dünyada da ahirette de acı bir azap eder ve yeryüzünde onlar için ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
وَمِنْهُم مَّنْ عَٰهَدَ ٱللَّهَ لَئِنْ ءَاتَىٰنَا مِن فَضْلِهِۦ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
İçlerinden kimi Allah'a söz verdi: "Bize lütfundan verirse, mutlaka sadaka verecek ve mutlaka salihlerden olacağız."
فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُم مِّن فَضْلِهِۦ بَخِلُوا۟ بِهِۦ وَتَوَلَّوا۟ وَّهُم مُّعْرِضُونَ
Lütfundan onlara verdiğinde ise cimrilik ettiler ve yüz çevirerek döndüler.
فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِى قُلُوبِهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ يَلْقَوْنَهُۥ بِمَآ أَخْلَفُوا۟ ٱللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا۟ يَكْذِبُونَ
Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri yüzünden, O'na kavuşacakları güne kadar kalplerine ikiyüzlülüğü yerleştirdi.
أَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَىٰهُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Bilmediler mi ki Allah, onların gizlediklerini ve fısıldaşmalarını bilir ve şüphesiz Allah, gaybları bilendir?
ٱلَّذِينَ يَلْمِزُونَ ٱلْمُطَّوِّعِينَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ فِى ٱلصَّدَقَٰتِ وَٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ ٱللَّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Sadakalarda gönülden verenlere ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlara dil uzatıp onlarla alay edenler; Allah da onlarla alay eder ve onlar için acı bir azap vardır.
ٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِن تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَهُمْ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de birdir; onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen bile, Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve elçisini inkâr etmeleri yüzündendir. Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.
فَرِحَ ٱلْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَٰفَ رَسُولِ ٱللَّهِ وَكَرِهُوٓا۟ أَن يُجَٰهِدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَالُوا۟ لَا تَنفِرُوا۟ فِى ٱلْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا لَّوْ كَانُوا۟ يَفْقَهُونَ
Geride bırakılanlar, Allah'ın elçisine karşı gelerek oturup kalmalarına sevindi; mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda çaba göstermeyi hoş görmediler ve dediler ki: "Sıcakta çıkmayın." De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır; anlayabilselerdi!
فَلْيَضْحَكُوا۟ قَلِيلًا وَلْيَبْكُوا۟ كَثِيرًا جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Artık az gülsünler, çok ağlasınlar; kazandıklarının karşılığı olarak.
فَإِن رَّجَعَكَ ٱللَّهُ إِلَىٰ طَآئِفَةٍ مِّنْهُمْ فَٱسْتَـْٔذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُل لَّن تَخْرُجُوا۟ مَعِىَ أَبَدًا وَلَن تُقَٰتِلُوا۟ مَعِىَ عَدُوًّا إِنَّكُمْ رَضِيتُم بِٱلْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَٱقْعُدُوا۟ مَعَ ٱلْخَٰلِفِينَ
Allah seni onlardan bir topluluğa döndürür de senden çıkmak için izin isterlerse, de ki: Benimle asla çıkmayacaksınız ve benimle birlikte hiçbir düşmana karşı savaşmayacaksınız. Şüphesiz siz ilk seferinde oturmaya razı oldunuz; artık geride kalanlarla birlikte oturun.
وَلَا تُصَلِّ عَلَىٰٓ أَحَدٍ مِّنْهُم مَّاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَىٰ قَبْرِهِۦٓ إِنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ فَٰسِقُونَ
Onlardan ölen hiçbirinin namazını asla kılma ve kabrinin başında durma. Şüphesiz onlar Allah'ı ve elçisini inkâr ettiler ve yoldan çıkmış olarak öldüler.
وَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَٰلُهُمْ وَأَوْلَٰدُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُعَذِّبَهُم بِهَا فِى ٱلدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَٰفِرُونَ
Malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak dünyada onlara azap etmek ve gerçeği örtenler iken canlarının çıkmasını ister.
وَإِذَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَجَٰهِدُوا۟ مَعَ رَسُولِهِ ٱسْتَـْٔذَنَكَ أُو۟لُوا۟ ٱلطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا۟ ذَرْنَا نَكُن مَّعَ ٱلْقَٰعِدِينَ
"Allah'a iman edin ve elçisiyle birlikte çaba gösterin" diye bir sure indirildiğinde, içlerinden güç sahipleri senden izin ister ve derler ki: "Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım."
رَضُوا۟ بِأَن يَكُونُوا۟ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi; artık anlamazlar.
لَٰكِنِ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ جَٰهَدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلْخَيْرَٰتُ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Fakat elçi ve onunla birlikte iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla çaba gösterdi. İşte iyilikler onlarındır ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Allah onlara, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler hazırladı. İşte büyük kurtuluş budur.
وَجَآءَ ٱلْمُعَذِّرُونَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ ٱلَّذِينَ كَذَبُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldi; Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler ise oturdu. İçlerinden inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
لَّيْسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلْمَرْضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا۟ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ مَا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ مِن سَبِيلٍ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Allah'a ve elçisine karşı içten davrandıkları sürece, güçsüzlere, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara bir günah yoktur. İyilik yapanların aleyhine bir yol da yoktur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوا۟ وَّأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا۟ مَا يُنفِقُونَ
Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözleri yaşla dolu olarak dönenlere de bir günah yoktur.
إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسْتَـْٔذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَآءُ رَضُوا۟ بِأَن يَكُونُوا۟ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Yol ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenlerin aleyhinedir. Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve Allah kalplerini mühürledi; artık bilmezler.
يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُل لَّا تَعْتَذِرُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا ٱللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Onlara döndüğünüzde size mazeret ileri sürerler. De ki: Mazeret ileri sürmeyin; size asla inanmayacağız. Allah bize haberlerinizi bildirdi. Allah ve elçisi yaptığınızı görecek; sonra gizliyi ve açığı bilene döndürüleceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
سَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ إِذَا ٱنقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا۟ عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Onlara döndüğünüzde, kendilerinden vazgeçesiniz diye size Allah'a yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin; şüphesiz onlar bir kirliliktir ve kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا۟ عَنْهُمْ فَإِن تَرْضَوْا۟ عَنْهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَرْضَىٰ عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَٰسِقِينَ
Kendilerinden hoşnut olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız da, şüphesiz Allah yoldan çıkmış topluluktan hoşnut olmaz.
ٱلْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا۟ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Bedevîler, inkâr ve ikiyüzlülük bakımından daha katıdır ve Allah'ın elçisine indirdiğinin sınırlarını bilmemeye daha yatkındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ ٱلدَّوَآئِرَ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Bedevîlerden kimi, harcadığını bir zarar sayar ve size belaların dönmesini bekler. Kötü bela onların üzerine olsun! Allah işitendir, bilendir.
وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَٰتٍ عِندَ ٱللَّهِ وَصَلَوَٰتِ ٱلرَّسُولِ أَلَآ إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Bedevîlerden kimi de Allah'a ve ahiret gününe iman eder, harcadığını Allah katında yakınlıklara ve elçinin dualarına vesile sayar. Bilin ki bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine koyacaktır. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلْأَوَّلُونَ مِنَ ٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحْسَٰنٍ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى تَحْتَهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Öne geçen ilk muhacirler ve yardım edenler ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O'ndan hoşnut olmuştur. Onlara, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.
وَمِمَّنْ حَوْلَكُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ مُنَٰفِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ مَرَدُوا۟ عَلَى ٱلنِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمٍ
Çevrenizdeki bedevîlerden ve şehir halkından ikiyüzlüler vardır; ikiyüzlülükte direnmişlerdir. Sen onları bilmezsin; biz onları biliriz. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra büyük bir azaba döndürülecekler.
وَءَاخَرُونَ ٱعْتَرَفُوا۟ بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا۟ عَمَلًا صَٰلِحًا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى ٱللَّهُ أَن يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Diğerleri ise günahlarını itiraf etti; salih bir işi başka bir kötüyle karıştırdılar. Allah'ın onların tövbesini kabul etmesi umulur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
خُذْ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَوٰتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Mallarından bir sadaka al; onunla kendilerini temizler ve arındırırsın. Onlara dua et; şüphesiz senin duan onlar için bir huzurdur. Allah işitendir, bilendir.
أَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ ٱلتَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِۦ وَيَأْخُذُ ٱلصَّدَقَٰتِ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Bilmediler mi ki, kullarından tövbeyi kabul eden ve sadakaları alan Allah'tır ve şüphesiz Allah tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir?
وَقُلِ ٱعْمَلُوا۟ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُۥ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
De ki: Çalışın; Allah, elçisi ve müminler yaptığınızı görecektir. Sonra gizliyi ve açığı bilene döndürüleceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
وَءَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ ٱللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Diğerleri ise Allah'ın emrine bırakılmıştır; ya onlara azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًۢا بَيْنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ مِن قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّا ٱلْحُسْنَىٰ وَٱللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşmış olanı gözetlemek için bir mescit edinenler de var. "Biz ancak iyilik istedik" diye mutlaka yemin edeceklerdir. Allah şahitlik eder ki onlar yalancıdır.
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُوا۟ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُطَّهِّرِينَ
Orada asla durma. İlk günden sakınma üzere kurulan mescit, içinde durmana daha layıktır. Orada, temizlenmeyi seven adamlar vardır ve Allah temizlenenleri sever.
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَٰنَهُۥ عَلَىٰ تَقْوَىٰ مِنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٍ خَيْرٌ أَم مَّنْ أَسَّسَ بُنْيَٰنَهُۥ عَلَىٰ شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَٱنْهَارَ بِهِۦ فِى نَارِ جَهَنَّمَ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Yapısını Allah'tan sakınma ve hoşnutluk üzerine kuran mı hayırlıdır, yoksa yapısını çökmekte olan bir yarın kenarına kurup onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.
لَا يَزَالُ بُنْيَٰنُهُمُ ٱلَّذِى بَنَوْا۟ رِيبَةً فِى قُلُوبِهِمْ إِلَّآ أَن تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Kurdukları yapı, kalpleri parçalanana kadar kalplerinde bir kuşku olarak sürecektir. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
إِنَّ ٱللَّهَ ٱشْتَرَىٰ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَٰلَهُم بِأَنَّ لَهُمُ ٱلْجَنَّةَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ وَٱلْقُرْءَانِ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ مِنَ ٱللَّهِ فَٱسْتَبْشِرُوا۟ بِبَيْعِكُمُ ٱلَّذِى بَايَعْتُم بِهِۦ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında cennet olmak üzere satın almıştır. Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek bir vaattir. Allah'tan daha çok sözünü tutan kimdir? Yaptığınız alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.
ٱلتَّٰٓئِبُونَ ٱلْعَٰبِدُونَ ٱلْحَٰمِدُونَ ٱلسَّٰٓئِحُونَ ٱلرَّٰكِعُونَ ٱلسَّٰجِدُونَ ٱلْـَٔامِرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَٱلْحَٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Tövbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülüğü yasaklayanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar. Müminleri müjdele.
مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن يَسْتَغْفِرُوا۟ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوٓا۟ أُو۟لِى قُرْبَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Cehennemin halkı oldukları belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, ortak koşanlar için bağışlanma dilemek ne peygambere ne de iman edenlere yakışır.
وَمَا كَانَ ٱسْتِغْفَارُ إِبْرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوٌّ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَأَوَّٰهٌ حَلِيمٌ
İbrâhîm'in babası için bağışlanma dilemesi, ancak ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrâhîm çok içli ve yumuşak huyluydu.
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًۢا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰهُمْ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Allah, bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça saptıracak değildir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.
إِنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِىِّ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِى سَاعَةِ ٱلْعُسْرَةِ مِنۢ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِّنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُۥ بِهِمْ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Andolsun Allah, peygamberin, muhacirlerin ve yardım edenlerin tövbesini kabul etti; içlerinden bir topluluğun kalpleri neredeyse kayacakken, zorluk saatinde ona uymuşlardı. Sonra onların tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli, çok merhamet edendir.
وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّوٓا۟ أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Geri bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etti. Nihayet yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, içleri de kendilerine dar gelmiş ve Allah'tan kaçışın yine ancak O'na olduğunu anlamışlardı. Sonra, tövbe etsinler diye onların tövbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَكُونُوا۟ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğru olanlarla birlikte olun.
مَا كَانَ لِأَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ أَن يَتَخَلَّفُوا۟ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا۟ بِأَنفُسِهِمْ عَن نَّفْسِهِۦ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَـُٔونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ ٱلْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَّيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٌ صَٰلِحٌ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Medine halkının ve çevresindeki bedevîlerin, Allah'ın elçisinden geri kalmaları ve kendi canlarını onun canından üstün tutmaları yakışmaz. Bu, Allah yolunda kendilerine bir susuzluk, bir yorgunluk ya da bir açlık dokunmasının, gerçeği örtenleri öfkelendirecek bir yere ayak basmalarının ve bir düşmandan bir şey elde etmelerinin, karşılığında kendileri için salih bir amel yazılması yüzündendir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların karşılığını boşa çıkarmaz.
وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Küçük büyük ne harcarlarsa ve bir vadiyi ne zaman aşarlarsa, mutlaka kendileri için yazılır; Allah, yaptıklarının en güzeliyle onlara karşılık versin diye.
وَمَا كَانَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُوا۟ كَآفَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُوا۟ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُوا۟ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
Müminlerin toptan seferber olması gerekmez. Her topluluktan bir grup, dini iyi anlamak ve döndüklerinde kavimlerini uyarmak için niçin çıkmasın? Belki sakınırlar.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَٰتِلُوا۟ ٱلَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ ٱلْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا۟ فِيكُمْ غِلْظَةً وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
Ey iman edenler! Gerçeği örtenlerden yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir.
وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَٰذِهِۦٓ إِيمَٰنًا فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَزَادَتْهُمْ إِيمَٰنًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Bir sure indirildiğinde, içlerinden kimi der ki: "Bu, hanginizin imanını artırdı?" İman edenlere gelince, onların imanını artırmıştır ve onlar sevinirler.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَىٰ رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كَٰفِرُونَ
Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, kirliliklerine kirlilik katmıştır ve onlar gerçeği örtenler olarak ölürler.
أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez sınanıyorlar? Sonra ne tövbe ederler ne de öğüt alırlar.
وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَىٰكُم مِّنْ أَحَدٍ ثُمَّ ٱنصَرَفُوا۟ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ
Bir sure indirildiğinde, birbirlerine bakarlar: "Sizi kimse görüyor mu?" Sonra dönüp giderler. Anlamayan bir topluluk oldukları için Allah kalplerini çevirmiştir.
لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Andolsun size, içinizden bir elçi geldi. Sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkündür, müminlere şefkatli ve merhametlidir.
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
Yüz çevirirlerse de ki: Bana Allah yeter; O'ndan başka ilah yoktur. O'na tevekkül ettim ve O, büyük arşın Rabbidir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
5. ayet tek başına okunamaz
Bu surenin 5. ayeti, Kur'an'dan bağlamı koparılarak en sık alıntılanan ayetlerden biridir. Sure kendi sınırlarını dört ayet içinde çizer ve bunlar birlikte okunmadığında ayet başka bir şey söyler hâle gelir.
4. ayet, antlaşmasını bozmayanları kapsam dışında bırakır ve antlaşmanın süresinin sonuna kadar tamamlanmasını emreder.
5. ayetin kendi devamı, tövbe edenin yolunun açılmasını emreder.
6. ayet hemen ardından gelir ve tersini emreder: güvence isteyene güvence verilecek, üstelik güvende olacağı yere ulaştırılacaktır.
7. ayet ölçüyü karşılıklılığa bağlar: "Onlar size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın."
Surenin konusu, süresi belirli antlaşmaları defalarca bozmuş belirli bir taraftır. Bu sitede bu tür ayetler bağlamı verilmeden alıntılanmaz.
Zekâtın sekiz sınıfı
60. ayet, zekâtın kimlere verileceğini sekiz başlıkta sayar: yoksullar, düşkünler, toplama işinde çalışanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar.
Ayet listeyi "ancak" ile açar; yani sınırlayıcıdır.
Sonunda "Allah'tan bir yükümlülük olarak" kaydı bulunur. Bu kayıt, listenin bir öneri değil bir belirleme olduğunu gösterir.
Bu sayfa listeyi aktarır; kimin hangi başlığa girdiği ve hesaplama fıkhî bir konudur ve bu platformun kapsamı dışındadır.
Yeryüzünün dar gelmesi
118. ayet, geride kalan üç kişinin durumunu iki cümleyle anlatır: "yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, içleri de kendilerine dar gelmişti."
İki daralma arka arkaya anılır — biri dışarıda, biri içeride.
Ayetin devamındaki cümle tövbe konusundaki en dikkat çekici ifadelerden biridir: "Allah'tan kaçışın yine ancak O'na olduğunu anlamışlardı."
Sonra bir sıra kurulur: tövbeleri kabul edildi ki tövbe etsinler. Yani kabul, tövbenin ardından değil önünde durur.
104. ayet aynı çizgiyi taşır: tövbeyi kabul eden Allah'tır.
Neden besmelesiz
Tevbe, besmele ile başlamayan tek suredir. Bu sayfada da Arapça metnin başında besmele bulunmamasının sebebi budur; eksiklik değildir.
Sebebi konusunda klasik kaynaklarda birden fazla açıklama aktarılır. Bir açıklama, surenin bir ilişki kesme bildirimiyle açılmasıyla besmelenin uyuşmadığı yönündedir. Bir diğeri, Enfâl ile Tevbe'nin ayrı mı yoksa tek sure mi olduğu konusunda ilk dönemde kesinlik bulunmadığı ve bu yüzden aralarına besmele yazılmadığı yönündedir.
Bu açıklamaların hiçbiri diğerini kesin olarak dışlamaz ve kaynaklar bu konuda tek bir görüşte birleşmez.
Surenin 128. ayetle, yani merhametle bittiği ayrıca not edilmelidir.
Sık sorulan sorular
Tevbe suresi neden besmele ile başlamaz?
Besmelesiz tek suredir. Klasik kaynaklarda birden fazla açıklama aktarılır: surenin bir ilişki kesme bildirimiyle açılması ve Enfâl ile ayrı sure olup olmadığı konusundaki ilk dönem belirsizliği. Kaynaklar tek bir görüşte birleşmez.
Tevbe 5 herkesle savaşı mı emreder?
Hayır. 4. ayet antlaşmasını bozmayanları kapsam dışında bırakır, 6. ayet güvence isteyene güvence verilmesini emreder, 7. ayet ise ölçüyü karşılıklılığa bağlar. Konu, antlaşmalarını defalarca bozmuş belirli bir taraftır.
Kaynaklar
- Kur’anTevbe 9:1-129 — Surenin metni
- Kur’anTevbe 9:4, 9:6, 9:7 — 5. ayetin kapsamını sınırlayan ayetler
- Klasik kaynakTirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân 9 — Besmelesiz oluşuna dair aktarılan açıklamalar; kaynaklar tek görüşte birleşmez
Son güncelleme: