Medine ve Ensâr ile İlgili Hadisler
Sahîh-i Buhârî'nin altmış üçüncü kitâbı ensârın menkıbelerine ayrılmıştır. Aşağıdaki yirmi iki hadis o bölümden seçilmiştir: ensâr adının nereden geldiği, hicret, Medine'ye varış, muhâcirlerle kurulan kardeşlik, ensârın kendi ihtiyacına rağmen vermesi ve Peygamber'in ensâra duyduğu sevgi. Bölümün savaş ve siyaset anlatıları alınmadı.
Hadisler
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ قُلْتُ لأَنَسٍ أَرَأَيْتَ اسْمَ الأَنْصَارِ كُنْتُمْ تُسَمَّوْنَ بِهِ، أَمْ سَمَّاكُمُ اللَّهُ قَالَ بَلْ سَمَّانَا اللَّهُ، كُنَّا نَدْخُلُ عَلَى أَنَسٍ فَيُحَدِّثُنَا مَنَاقِبَ الأَنْصَارِ وَمَشَاهِدَهُمْ، وَيُقْبِلُ عَلَىَّ أَوْ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَزْدِ فَيَقُولُ فَعَلَ قَوْمُكَ يَوْمَ كَذَا وَكَذَا كَذَا وَكَذَا.
Gaylân b. Cerîr şöyle dedi: Enes'e, "Söyler misin, Ensâr adını siz mi kendinize takmıştınız, yoksa o adı size Allah mı verdi?" diye sordum. "Hayır, o adı bize Allah verdi" dedi. Enes'in yanına girerdik; bize ensârın menkıbelerini ve bulundukları olayları anlatırdı. Bana ya da Ezd'den birine dönüp, "Senin kavmin şu gün şöyle şöyle yaptı" derdi.
Ensâr "yardım edenler" demektir ve Medineli Müslümanların adıdır. Enes'in cevabı adın kendilerinden değil Kur'an'dan geldiğini söyler; kelime Tevbe 9:100 ve 9:117'de muhâcirlerle birlikte bu topluluk için kullanılır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 1
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ أَنَّ الأَنْصَارَ سَلَكُوا وَادِيًا أَوْ شِعْبًا، لَسَلَكْتُ فِي وَادِي الأَنْصَارِ، وَلَوْلاَ الْهِجْرَةُ لَكُنْتُ امْرَأً مِنَ الأَنْصَارِ ". فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا ظَلَمَ بِأَبِي وَأُمِّي، آوَوْهُ وَنَصَرُوهُ. أَوْ كَلِمَةً أُخْرَى.
Peygamber şöyle buyurdu: Ensâr bir vadiye ya da bir dağ geçidine girse, ben de Ensâr'ın vadisine girerdim. Hicret olmasaydı, Ensâr'dan bir adam olurdum. Bunun üzerine Ebû Hüreyre, "Anam babam ona feda olsun; haksızlık etmiş değil — onu barındırdılar ve ona yardım ettiler" dedi. Yahut buna yakın bir söz söyledi.
Cümle bir aidiyet beyanıdır: Peygamber Mekkelidir ve hicret ettiği için muhâcir sayılır; bu sıfat olmasaydı kendini ensârdan sayacağını söyler. Ebû Hüreyre'nin eklediği iki fiil, ensâr adının karşılığıdır: barındırmak ve yardım etmek.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 2
حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ أَبُو هَمَّامٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَتِ الأَنْصَارُ اقْسِمْ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ النَّخْلَ. قَالَ " لاَ ". قَالَ يَكْفُونَا الْمَئُونَةَ وَتُشْرِكُونَا فِي التَّمْرِ. قَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا.
Ebû Hüreyre şöyle dedi: Ensâr, "Hurmalıkları bizimle onların arasında paylaştır" dedi. Peygamber, "Hayır" buyurdu. "Bakım külfetini onlar üstlensin, siz de bizi hurmaya ortak edin" denildi. "Duyduk ve itaat ettik" dediler.
Ensâr mülkü ikiye bölüp muhâcirlere vermeyi teklif etti; Peygamber bunu kabul etmedi ve yerine süregiden bir ortaklık kuruldu: emek bir tarafta, ürün paylaşımda. Bu nüshada zamirler kısaltılmıştır ve hangi cümleyi kimin söylediği açıkça yazılmaz; anlaşmanın içeriği başka nüshalarda da aynıdır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 3
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَبْرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ ".
Peygamber şöyle buyurdu: Îmanın alâmeti Ensâr'ı sevmek, nifakın alâmeti Ensâr'a buğzetmektir.
Ölçü kişilere değil bir duruma bağlanır: ensâr, Peygamber'i ve muhâcirleri şehrine kabul eden topluluktur; onlara duyulan sevgi o kabulün tanınmasıdır. Rivayette hiç kimse adıyla anılmaz ve kimse hakkında hüküm verilmez; cümle yalnızca bir alâmet bildirir.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 4
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النِّسَاءَ وَالصِّبْيَانَ مُقْبِلِينَ ـ قَالَ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ مِنْ عُرُسٍ ـ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُمْثِلاً، فَقَالَ " اللَّهُمَّ أَنْتُمْ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ ". قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ.
Enes şöyle dedi: Peygamber, kadınların ve çocukların kendisine doğru geldiğini gördü — râvi, "sanırım bir düğünden geliyorlardı dedi" der. Peygamber dimdik ayağa kalktı ve "Allahım! Siz bana insanların en sevdiklerindensiniz" buyurdu. Bunu üç kez söyledi.
Sözün muhatabı bir heyet ya da ileri gelenler değil, ensârın kadınları ve çocuklarıdır. Râvi hem sözün üç kez tekrarlandığını hem de kendi tereddüdünü ("sanırım bir düğündendi") kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 5
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعْتُ أَبَا حَمْزَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَتِ الأَنْصَارُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ لِكُلِّ نَبِيٍّ أَتْبَاعٌ، وَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاكَ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ أَتْبَاعَنَا مِنَّا. فَدَعَا بِهِ. فَنَمَيْتُ ذَلِكَ إِلَى ابْنِ أَبِي لَيْلَى. قَالَ قَدْ زَعَمَ ذَلِكَ زَيْدٌ.
Zeyd b. Erkam şöyle dedi: Ensâr, "Ey Allah'ın Resûlü! Her peygamberin kendisine uyanları vardır; biz de sana uyduk. Allah'a dua et de bize uyanları bizden saysın" dediler. O da bunun için dua etti. Râvi der ki: Bunu İbn Ebû Leylâ'ya aktardım; "Zeyd böyle söylemişti" dedi.
Talep soya değil bağlılığa dayanır: ensâr, kendilerine uyanların da aynı adla anılmasını ister — yani ad bir kabile adı olarak kalmasın. Rivayetin son cümlesi senetle ilgilidir; râvi haberi bir başkasına aktarıp teyit alır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 6
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلأَنْصَارِ " إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي، وَمَوْعِدُكُمُ الْحَوْضُ ".
Enes b. Mâlik şöyle dedi: Peygamber ensâra, "Benden sonra sizden başkalarının öne alındığını göreceksiniz. Bana kavuşuncaya kadar sabredin; buluşma yeriniz havuzdur" buyurdu.
Rivayette geçen "esere" kelimesi, dünyalık paylaşımda başkasının öne alınması demektir. Metin bir öngörü ve bir tavsiyeden ibarettir; karşılığın dünyada aranmayacağını söyler. Havuz, âhirete ait bir buluşma yeri olarak anılır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 8
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ تَقُولُ نَحْنُ الَّذِينَ بَايَعُوا مُحَمَّدَا عَلَى الْجِهَادِ مَا حَيِينَا أَبَدَا فَأَجَابَهُمُ اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ فَأَكْرِمِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ
Enes b. Mâlik şöyle dedi: Hendek günü Ensâr, "Biz, yaşadığımız sürece cihad üzere Muhammed'e biat edenleriz" diyordu. Peygamber de onlara şöyle karşılık verdi: "Allahım! Âhiret hayatından başka hayat yoktur; ensâra ve muhâcirlere ikram et."
Sözler Medine çevresine hendek kazılırken karşılıklı söylenen recezdendir; rivayet kazı sırasında söylenenleri kaydeder, bir savaş anlatmaz. Peygamber'in karşılığı bir duadır ve iki topluluğu birlikte anar. Bâb başlığı duayı "ıslah et" lafzıyla verir, metinde ise "ikram et" geçer.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 9
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ إِلَى نِسَائِهِ فَقُلْنَ مَا مَعَنَا إِلاَّ الْمَاءُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَضُمُّ، أَوْ يُضِيفُ هَذَا ". فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَنَا. فَانْطَلَقَ بِهِ إِلَى امْرَأَتِهِ، فَقَالَ أَكْرِمِي ضَيْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ قُوتُ صِبْيَانِي. فَقَالَ هَيِّئِي طَعَامَكِ، وَأَصْبِحِي سِرَاجَكِ، وَنَوِّمِي صِبْيَانَكِ إِذَا أَرَادُوا عَشَاءً. فَهَيَّأَتْ طَعَامَهَا وَأَصْبَحَتْ سِرَاجَهَا، وَنَوَّمَتْ صِبْيَانَهَا، ثُمَّ قَامَتْ كَأَنَّهَا تُصْلِحُ سِرَاجَهَا فَأَطْفَأَتْهُ، فَجَعَلاَ يُرِيَانِهِ أَنَّهُمَا يَأْكُلاَنِ، فَبَاتَا طَاوِيَيْنِ، فَلَمَّا أَصْبَحَ، غَدَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " ضَحِكَ اللَّهُ اللَّيْلَةَ ـ أَوْ عَجِبَ ـ مِنْ فَعَالِكُمَا " فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ}
Ebû Hüreyre şöyle dedi: Bir adam Peygamber'e geldi. Peygamber hanımlarına haber gönderdi; onlar, "Yanımızda sudan başka bir şey yok" dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü, "Bunu kim yanına alır, kim misafir eder?" buyurdu. Ensâr'dan bir adam, "Ben" dedi ve onu hanımına götürüp, "Allah Resûlü'nün misafirine ikram et" dedi. Kadın, "Yanımızda çocuklarımın yiyeceğinden başka bir şey yok" dedi. Adam, "Yemeğini hazırla, kandilini yak; çocuklar akşam yemeği isterse onları uyut" dedi. Kadın yemeğini hazırladı, kandilini yaktı, çocuklarını uyuttu; sonra kandilini düzeltiyormuş gibi kalkıp onu söndürdü. İkisi de yiyorlarmış gibi göründüler ve geceyi aç geçirdiler. Sabah olunca adam Allah Resûlü'ne gitti. Peygamber, "Allah bu gece ikinizin yaptığına güldü" — yahut "hayret etti" — buyurdu. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
Âyet Haşr 59:9'dur ve aynı âyet ensârı "kendilerine hicret edenleri seven" topluluk diye tanıtır. "Îsâr", kendi ihtiyacı sürerken başkasını öne almak demektir. Rivayetteki "Allah güldü" ifadesi haberî ifadelerdendir ve klasik kaynaklarda farklı açıklanmıştır; râvi aynı yerde "hayret etti" lafzını da nakleder.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 10
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الأَنْصَارُ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَالنَّاسُ سَيَكْثُرُونَ وَيَقِلُّونَ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ".
Enes b. Mâlik'ten: Peygamber şöyle buyurdu: Ensâr benim en yakınlarım ve sırdaşlarımdır. İnsanlar çoğalacak, onlar azalacak. Onların iyilik edeninden kabul edin, kötülük edenini bağışlayın.
"Kerş" ve "ıybe" Arapçada mecazdır: biri en yakın halka, diğeri değerli şeylerin saklandığı deri heybedir; ikisi birlikte "en yakınım ve sırdaşım" anlamına gelir. Cümlenin sonu iki yönlü bir tavsiyedir: iyiliği kabul etmek, kusuru geçmek.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 11
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أُهْدِيَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حُلَّةُ حَرِيرٍ، فَجَعَلَ أَصْحَابُهُ يَمَسُّونَهَا وَيَعْجَبُونَ مِنْ لِينِهَا فَقَالَ " أَتَعْجَبُونَ مِنْ لِينِ هَذِهِ لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ خَيْرٌ مِنْهَا ". أَوْ أَلْيَنُ. رَوَاهُ قَتَادَةُ وَالزُّهْرِيُّ سَمِعَا أَنَسًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Berâ şöyle dedi: Peygamber'e ipekten bir hulle hediye edilmişti. Ashabı ona dokunup yumuşaklığına hayret etmeye başladılar. Bunun üzerine Peygamber, "Bunun yumuşaklığına mı şaşıyorsunuz? Sa'd b. Muâz'ın mendilleri bundan daha hayırlıdır" buyurdu — yahut "daha yumuşaktır" dedi.
Karşılaştırma dünyanın en değerli kumaşı ile âhirette verilecek en sıradan şey arasında kurulur. Sa'd b. Muâz Medineli ensârın ileri gelenlerindendir. Râvi son kelimede tereddüt eder ve iki lafzı da kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 12
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلَيْنِ، خَرَجَا مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ، وَإِذَا نُورٌ بَيْنَ أَيْدِيهِمَا حَتَّى تَفَرَّقَا، فَتَفَرَّقَ النُّورُ مَعَهُمَا. وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ أُسَيْدَ بْنَ حُضَيْرٍ وَرَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ. قَالَ حَمَّادٌ أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ عَنْ أَنَسٍ كَانَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'ten: İki adam karanlık bir gecede Peygamber'in yanından çıktılar; önlerinde bir ışık vardı. Yolları ayrılana kadar öyle gittiler; ayrılınca ışık da onlarla birlikte ikiye ayrıldı.
Aynı haberin diğer nakillerinde iki kişinin Üseyd b. Hudayr ile Abbâd b. Bişr olduğu belirtilir; Buhârî rivayeti onların menkıbesine ayırdığı bâbda nakleder. Metin bir açıklama getirmez, yalnız olanı aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 13
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَبُو أُسَيْدٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ بَنُو النَّجَّارِ، ثُمَّ بَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ، ثُمَّ بَنُو سَاعِدَةَ وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ". فَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ ـ وَكَانَ ذَا قِدَمٍ فِي الإِسْلاَمِ ـ أَرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ فَضَّلَ عَلَيْنَا. فَقِيلَ لَهُ قَدْ فَضَّلَكُمْ عَلَى نَاسٍ كَثِيرٍ.
Ebû Üseyd şöyle dedi: Allah Resûlü, "Ensâr evlerinin en hayırlısı Benî Neccâr'dır; sonra Benî Abdüleşhel, sonra Benî Hâris b. Hazrec, sonra Benî Sâide. Bununla birlikte ensârın bütün evlerinde hayır vardır" buyurdu. Bunun üzerine — İslâm'a girişte önceliği olan — Sa'd b. Ubâde, "Görüyorum ki Allah Resûlü başkalarını bize tercih etmiş" dedi. Kendisine, "O sizi pek çok kimseye tercih etti" denildi.
"Dâr" burada bir aileye bağlı yerleşim demektir. Sıralama bir üstünlük çizelgesi değildir; rivayetin kendisi "bütün evlerinde hayır vardır" diyerek sıralamayı sınırlar. Sa'd b. Ubâde'nin tepkisi ve ona verilen karşılık da metnin parçasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 15
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ سَمِعْتُ شُعْبَةَ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ " إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ {لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا} ". قَالَ وَسَمَّانِي قَالَ " نَعَمْ " فَبَكَى.
Enes b. Mâlik şöyle dedi: Peygamber Übey'e, "Allah bana Beyyine sûresini sana okumamı emretti" buyurdu. Übey, "Adımı andı mı?" diye sordu. "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Übey ağladı.
Sûre rivayette ilk kelimeleriyle anılır: "Lem yekün" — yani Beyyine sûresi. Übey b. Kâ'b ensârdandır ve Kur'an'ı ezberleyenlerin önde gelenlerindendir; gözyaşı, adının anılmasına verdiği karşılıktır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 16
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَمَعَ الْقُرْآنَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعَةٌ، كُلُّهُمْ مِنَ الأَنْصَارِ أُبَىٌّ، وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، وَأَبُو زَيْدٍ، وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ. قُلْتُ لأَنَسِ مَنْ أَبُو زَيْدٍ قَالَ أَحَدُ عُمُومَتِي.
Enes şöyle dedi: Peygamber zamanında Kur'an'ı dört kişi bir araya getirdi ve hepsi ensârdandı: Übey, Muâz b. Cebel, Ebû Zeyd ve Zeyd b. Sâbit. Enes'e, "Ebû Zeyd kimdir?" diye sordum; "Amcalarımdan biri" dedi.
"Cem etmek" burada ezberlemek ya da yazıyla toplamak anlamında açıklanır. Klasik kaynaklar sayının sınırlayıcı olmadığını, Enes'in kendi bildiğini aktardığını belirtir. Dördünün de ensârdan olması Medine'nin bu işteki payını gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 17
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكًا، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَا سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لأَحَدٍ يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ إِنَّهُ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ. إِلاَّ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ قَالَ وَفِيهِ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ} الآيَةَ. قَالَ لاَ أَدْرِي قَالَ مَالِكٌ الآيَةَ أَوْ فِي الْحَدِيثِ.
Sa'd b. Ebû Vakkâs şöyle dedi: Peygamber'in, yeryüzünde yürüyen hiç kimse için "o cennetliktir" dediğini işitmedim; Abdullah b. Selâm dışında. Ve şu âyetin onun hakkında indiğini söyledi: "İsrâiloğulları'ndan bir şahit de bunun benzerine şahitlik etti." Râvi, âyetin devamının Mâlik'in sözü mü yoksa hadisin kendisinden mi olduğunu bilmediğini belirtir.
Abdullah b. Selâm Medine'nin Yahudi âlimlerindendi ve Peygamber şehre geldikten sonra Müslüman oldu; rivayet onun hakkındadır. Anılan âyet Ahkāf 46:10'dur. Son cümledeki tereddüt râviye aittir ve âyetin devamını kimin eklediğiyle ilgilidir.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 19
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَمَكَثَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَةً، ثُمَّ أُمِرَ بِالْهِجْرَةِ، فَهَاجَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ، فَمَكَثَ بِهَا عَشْرَ سِنِينَ، ثُمَّ تُوُفِّيَ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Resûlü'ne kırk yaşındayken vahiy indirildi. On üç yıl kaldı, sonra hicretle emrolundu ve Medine'ye hicret etti. Orada on yıl kaldı, sonra vefat etti.
Rivayet hicreti bir dönüm noktası olarak anar ve ömrü ikiye böler: on üç yıl Mekke, on yıl Medine. Hicrî takvimin başlangıcı da bu olaydır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 28
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدٍ السَّعِيدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ خَالِدٍ بِنْتِ خَالِدٍ، قَالَتْ قَدِمْتُ مِنْ أَرْضِ الْحَبَشَةِ وَأَنَا جُوَيْرِيَةٌ، فَكَسَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمِيصَةً لَهَا أَعْلاَمٌ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ الأَعْلاَمَ بِيَدِهِ وَيَقُولُ " سَنَاهْ، سَنَاهْ ". قَالَ الْحُمَيْدِيُّ يَعْنِي حَسَنٌ حَسَنٌ.
Ümmü Hâlid bint Hâlid şöyle dedi: Habeş toprağından küçük bir kızken geldim. Allah Resûlü bana nakışlı bir hamîsa giydirdi; eliyle nakışları sıvazlayarak, "Senâh, senâh" diyordu. Humeydî, bunun "güzel, güzel" demek olduğunu söyler.
Ümmü Hâlid, ailesi Habeşistan'a hicret edenlerdendi ve Medine'ye oradan döndü. Hamîsa nakışlı bir üst giysidir. Râvi Humeydî kelimeyi "güzel" diye açıklar; klasik kaynaklarda kelimenin Habeş dilinden olduğu belirtilir — yani çocuğa kendi bildiği dilden seslenilmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 37
حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حِينَ مَاتَ النَّجَاشِيُّ " مَاتَ الْيَوْمَ رَجُلٌ صَالِحٌ، فَقُومُوا فَصَلُّوا عَلَى أَخِيكُمْ أَصْحَمَةَ ".
Câbir şöyle dedi: Necâşî öldüğünde Peygamber, "Bugün sâlih bir adam öldü. Kalkın, kardeşiniz Ashame için namaz kılın" buyurdu.
Necâşî Habeşistan hükümdarıdır ve Mekke'den ilk hicret edenleri ülkesinde barındırmıştı; Ashame onun adıdır. Rivayet, koruyup barındıran birinin ardından ne yapıldığını kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 38
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَانَ عَمْرٌو يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ شَهِدَ بِي خَالاَىَ الْعَقَبَةَ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ أَحَدُهُمَا الْبَرَاءُ بْنُ مَعْرُورٍ.
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: İki dayım beni de yanlarına alarak Akabe'de bulundular. Ebû Abdullah der ki: İbn Uyeyne, ikisinden birinin Berâ b. Ma'rûr olduğunu söylemiştir.
Akabe, Medineli heyetin hac mevsiminde Mekke'ye gelip Peygamber'le buluştuğu ve biat ettiği yerdir; hicret bu görüşmelerle hazırlanmıştır. Rivayetin sonundaki açıklama "Ebû Abdullah" künyesiyle Buhârî'nin kendisine aittir.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 43
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَوَّلُ مَنْ قَدِمَ عَلَيْنَا مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ وَابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ، ثُمَّ قَدِمَ عَلَيْنَا عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ وَبِلاَلٌ رضى الله عنهم.
Berâ şöyle dedi: Bize ilk gelen Mus'ab b. Umeyr ile İbn Ümmü Mektûm oldu; sonra Ammâr b. Yâsir ile Bilâl geldi.
Berâ Medinelidir; "bize geldi" derken şehri kasteder. Rivayet hicretin tek seferlik bir yolculuk olmadığını gösterir: Medine'ye gelenler sırayla, Peygamber'den önce gelmeye başlamıştır.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 46
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، فَآخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيِّ، فَعَرَضَ عَلَيْهِ أَنْ يُنَاصِفَهُ أَهْلَهُ وَمَالَهُ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ، دُلَّنِي عَلَى السُّوقِ. فَرَبِحَ شَيْئًا مِنْ أَقِطٍ وَسَمْنٍ، فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ أَيَّامٍ وَعَلَيْهِ وَضَرٌ مِنْ صُفْرَةٍ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَهْيَمْ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ. قَالَ " فَمَا سُقْتَ فِيهَا ". فَقَالَ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Enes şöyle dedi: Abdurrahman b. Avf Medine'ye geldi. Peygamber onunla Sa'd b. er-Rebî el-Ensârî'yi kardeş yaptı. Sa'd ona malını ve ev halkını yarı yarıya paylaşmayı teklif etti. Abdurrahman, "Allah ailene ve malına bereket versin; sen bana çarşının yolunu göster" dedi. Çarşıda biraz keş ve yağ kazandı. Günler sonra Peygamber onu üzerinde sarı bir iz ile görünce, "Hayrola, ey Abdurrahman!" buyurdu. "Ey Allah'ın Resûlü, Ensâr'dan bir kadınla evlendim" dedi. "Ona ne verdin?" diye sordu. "Bir çekirdek ağırlığında altın" dedi. Peygamber, "Bir koyunla da olsa düğün yemeği ver" buyurdu.
Muâhât, Medine'de her muhâcirin bir ensârîyle kardeş ilan edilmesidir; bu rivayet onun ilk günlerini gösterir. Teklifin lafzı "malını ve ev halkını yarı yarıya paylaşmak"tır. Rivayetin ağırlık merkezi verilen cevaptadır: ensâr vermeye hazırdır, muhâcir almak yerine kazanmayı ister.
Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 50
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu hadisler nasıl seçildi
Sahîh-i Buhârî'nin altmış üçüncü kitâbı ensârın menkıbelerine ayrılmıştır. Bölüm yalnız ensârı anlatmaz: hicretten önceki yılları, Mekke dönemini, Akabe görüşmelerini ve Medine'ye varışı da içine alır. Bu sayfa o bölümün tamamını aktarmaz.
Seçim ölçütü şuydu: hadis ya ensârın faziletini, ya hicreti, ya Medine'ye yerleşmeyi, ya da muhâcir–ensâr bağını konu etmeli. Elli iki adaydan yirmi üçü bu ölçütü karşıladı; kalanı sayıyı tamamlamak için alınmadı. Sayfalar arası tarama sonradan birini daha çıkardı ve sayfa yirmi iki hadiste kaldı: "Kur’an’ı dört kişiden öğrenin" sözü bu bölümde de nakledilir, ama metnin konusu ensâr değil Kur’an’ın kimden öğrenileceğidir. Sayılan dörtten ikisinin — Übey b. Kâ’b ile Muâz b. Cebel — ensârdan olması rivayeti bir ensâr menkıbesi yapmaz; burada nakledilen nüsha üçünün en kısasıydı. Rivayet sahâbeler hadisleri sayfasında duruyor.
Alınmayanlar dört başlıkta toplanıyor. Savaş anlatıları — bu sayfa askerî tarih anlatmaz. Kabileler arası eski çekişmeye ve dönemin siyasî olaylarına dair rivayetler. Konusu Mekke dönemi olan menkıbeler; onların yeri başka sayfalardır. Bir de alışveriş ve ibadet hükmü bildiren rivayetler: bu sayfa fıkhî hüküm vermez.
Muâhât: kardeşlik bir düzenlemedir
Medine'ye varan muhâcirler evsiz ve mülksüzdü. Peygamber her muhâciri bir ensârîyle kardeş ilan etti; bu düzenlemenin adı muâhâttır. Sayfadaki üç rivayet onun nasıl işlediğini gösterir.
Birincisinde ensâr hurmalıkları bölüşmeyi teklif eder; Peygamber mülkün bölünmesi yerine süregiden bir ortaklığı seçer. İkincisinde Sa'd b. er-Rebî, kardeş ilan edildiği Abdurrahman b. Avf'a malını yarıya bölmeyi önerir; Abdurrahman "bana çarşının yolunu göster" der. Üçüncüsünde bir ensârî ailesi, evdeki tek yemeği misafirine verir ve geceyi aç geçirir.
Üçünde de aynı iki yön görünür: veren taraf sınır koymaz, alan taraf almakla yetinmez. Kur'an ensârın bu tutumunu Haşr sûresinin dokuzuncu âyetinde anar — kendi ihtiyacı sürerken başkasını öne almak, yani îsâr.
Sık sorulan sorular
Ensâr kimlerdir, muhâcir kimlerdir?
Ensâr "yardım edenler" demektir ve Medineli Müslümanların adıdır: Peygamber'i ve Mekke'den göç edenleri şehirlerine kabul eden Evs ile Hazrec kabileleri. Mekke'den Medine'ye göç edenlere ise muhâcir denir. Bu sayfadaki bir rivayette Enes b. Mâlik'e adın kaynağı sorulur; "O adı bize Allah verdi" diye cevap verir. Kur'an iki topluluğu birlikte anar (Tevbe 9:100).
Buhârî bu bölümde savaşlardan da söz ediyor; neden sayfada yok?
Bölüm hicret dönemi tarihidir ve içinde savaş anlatıları, kabileler arası eski çekişmeler ve dönemin siyasî olayları bulunur. Bu sayfanın konusu ensârın fazileti, hicret ve Medine'de kurulan bağdır; askerî ya da siyasî tarih değildir. Bir istisna var: hendek kazısı sırasında söylenen rivayet alındı, çünkü onun konusu savaş değil, iki topluluk için yapılan duadır.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr — Sayfadaki yirmi iki hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin altmış üçüncü kitâbından seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 3 — Hurmalıkların bölüşülmesi yerine ortaklık — muhâcir–ensâr bağının ilk düzenlemesi.
- Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 10 — Misafirine evdeki tek yemeği veren ensârî ailesi; Haşr 59:9 bu olay üzerine nakledilir.
- Sahih hadisBuhârî, Menâkıbü'l-ensâr 50 — Abdurrahman b. Avf ile Sa'd b. er-Rebî arasında kurulan kardeşlik.
- Kur’anHaşr 59:9 — Îsâr âyeti; ensârı “kendilerine hicret edenleri seven” topluluk diye tanıtır.
- Kur’anTevbe 9:100 — Muhâcirler ile ensârı birlikte anan âyet.
- Kur’anAhkāf 46:10 — Abdullah b. Selâm rivayetinde anılan âyet.
Son güncelleme: