Fetih Suresi
Fetih suresi 29 ayettir. Dikkat çekici olan, "apaçık fetih" diye anılan olayın bir savaş değil, bir antlaşma olmasıdır.
- Sure numarası
- 48. sure
- Arapça adı
- الفتح
- Ayet sayısı
- 29 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 111.
- Cüz
- 26. cüz
- Ana konusu
- Antlaşmanın fetih olarak adlandırılması ve sekînenin indirilmesi
Adının anlamı
Fetih, f-t-h kökünden gelir ve açmak anlamındadır. El-Fettâh ismi de aynı köktendir. Kelime zafer anlamını, kapalı bir şeyin açılması üzerinden kazanır.
Temel temaları
- fetih
- sekîne
- biat
- sabır
Fetih suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا
Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.
لِّيَغْفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا
Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola iletsin diye.
وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا
Ve Allah sana güçlü bir yardımla yardım etsin diye.
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ ٱلْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوٓا۟ إِيمَٰنًا مَّعَ إِيمَٰنِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine sükûnet indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
لِّيُدْخِلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا
Mümin erkekleri ve mümin kadınları, altlarından ırmaklar akan ve içinde sürekli kalacakları cennetlere koysun ve kötülüklerini örtsün diye. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.
وَيُعَذِّبَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْمُشْرِكِينَ وَٱلْمُشْرِكَٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Ve Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınlara ve ortak koşan erkeklerle ortak koşan kadınlara azap etsin diye. Kötülük çemberi onların üzerinedir. Allah onlara gazap etmiş, lanetlemiş ve cehennemi hazırlamıştır. Ne kötü bir dönüş yeri!
وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ شَٰهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik;
لِّتُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Allah'a ve elçisine iman edesiniz, ona destek olup saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz diye.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِمَا عَٰهَدَ عَلَيْهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim sözünden dönerse, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Kim de Allah'a verdiği sözü yerine getirirse, Allah ona büyük bir karşılık verecektir.
سَيَقُولُ لَكَ ٱلْمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ شَغَلَتْنَآ أَمْوَٰلُنَا وَأَهْلُونَا فَٱسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًۢا بَلْ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۢا
Geride bırakılan bedevîler sana diyecekler ki: "Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti; bizim için bağışlanma dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. De ki: Allah size bir zarar dilerse ya da bir yarar dilerse, O'na karşı kim bir şeye sahip olabilir? Hayır, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلْمُؤْمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِى قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ ٱلسَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْمًۢا بُورًا
Aksine siz, elçinin ve müminlerin ailelerine bir daha asla dönmeyeceğini sandınız. Bu, kalplerinizde süslendi ve kötü zanda bulundunuz. Siz helake uğramış bir topluluk oldunuz.
وَمَن لَّمْ يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَعِيرًا
Kim Allah'a ve elçisine iman etmezse, bilsin ki biz gerçeği örtenler için alevli bir ateş hazırladık.
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
سَيَقُولُ ٱلْمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقْتُمْ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُوا۟ كَلَٰمَ ٱللَّهِ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمْ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا۟ لَا يَفْقَهُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Ganimetleri almak üzere yola çıktığınızda, geride bırakılanlar diyecekler ki: "Bırakın biz de sizinle gelelim." Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: Bizimle asla gelmeyeceksiniz; Allah daha önce böyle buyurdu. Diyecekler ki: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz." Aksine, onlar pek az anlarlar.
قُل لِّلْمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَىٰ قَوْمٍ أُو۟لِى بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَٰتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ فَإِن تُطِيعُوا۟ يُؤْتِكُمُ ٱللَّهُ أَجْرًا حَسَنًا وَإِن تَتَوَلَّوْا۟ كَمَا تَوَلَّيْتُم مِّن قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Geride bırakılan bedevîlere de ki: Yakında çok güçlü bir topluluğa karşı çağrılacaksınız; onlarla savaşacaksınız ya da teslim olacaklar. İtaat ederseniz, Allah size güzel bir karşılık verir. Daha önce döndüğünüz gibi dönerseniz, size acı bir azapla azap eder.
لَّيْسَ عَلَى ٱلْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى ٱلْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى ٱلْمَرِيضِ حَرَجٌ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًا
Köre bir güçlük yoktur, topala bir güçlük yoktur, hastaya da bir güçlük yoktur. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, ona acı bir azapla azap eder.
لَّقَدْ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَٰبَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
Andolsun Allah, ağacın altında sana biat ederlerken müminlerden razı oldu. Kalplerinde olanı bildi de üzerlerine sükûnet indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi.
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Ve alacakları birçok ganimet. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيْدِىَ ٱلنَّاسِ عَنكُمْ وَلِتَكُونَ ءَايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا
Allah size, alacağınız birçok ganimet vaat etti. Bunu size hemen verdi ve insanların ellerini sizden çekti; müminlere bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola iletsin diye.
وَأُخْرَىٰ لَمْ تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهَا قَدْ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِهَا وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرًا
Henüz ulaşamadığınız başka şeyler de vardır ki Allah onları kuşatmıştır. Allah her şeye gücü yetendir.
وَلَوْ قَٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوَلَّوُا۟ ٱلْأَدْبَٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
Gerçeği örtenler sizinle savaşsalardı, mutlaka arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra ne bir dost ne bir yardımcı bulurlardı.
سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا
Allah'ın öteden beri süregelen kanunu budur; Allah'ın kanununda bir değişiklik bulamazsın.
وَهُوَ ٱلَّذِى كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُم بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
Mekke'nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken O'dur. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْهَدْىَ مَعْكُوفًا أَن يَبْلُغَ مَحِلَّهُۥ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَآءٌ مُّؤْمِنَٰتٌ لَّمْ تَعْلَمُوهُمْ أَن تَطَـُٔوهُمْ فَتُصِيبَكُم مِّنْهُم مَّعَرَّةٌۢ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِّيُدْخِلَ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ لَوْ تَزَيَّلُوا۟ لَعَذَّبْنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Onlar, inkâr eden ve sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyan, bekletilen kurbanlıkların yerlerine ulaşmasına engel olanlardır. Eğer bilmeden çiğneyeceğiniz ve bu yüzden üzüntüye kapılacağınız mümin erkekler ve mümin kadınlar olmasaydı... Allah dilediğini rahmetine soksun diye. Eğer birbirlerinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri acı bir azapla cezalandırırdık.
إِذْ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ ٱلتَّقْوَىٰ وَكَانُوٓا۟ أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
Hani inkâr edenler kalplerine o cahiliye taassubunu yerleştirmişti. Allah da elçisine ve müminlere sükûnetini indirdi ve onlara takva sözünü gerekli kıldı. Onlar buna daha layık ve ehildiler. Allah her şeyi bilendir.
لَّقَدْ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءْيَا بِٱلْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ ٱلْمَسْجِدَ ٱلْحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا۟ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا
Andolsun Allah, elçisinin rüyasını gerçek olarak doğruladı: Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bildi ve bundan önce yakın bir fetih verdi.
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
O, elçisini hidayet ve hak dinle gönderendir; onu bütün dinlere üstün kılmak için. Şahit olarak Allah yeter.
مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ تَرَىٰهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنًا سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَمَثَلُهُمْ فِى ٱلْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسْتَغْلَظَ فَٱسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعْجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلْكُفَّارَ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًۢا
Muhammed Allah'ın elçisidir. Onunla beraber olanlar, inkâr edenlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükû ve secde ederken görürsün; Allah'tan bir lütuf ve rıza ararlar. Nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki örneğidir. İncil'deki örnekleri ise şöyledir: filizini çıkarmış, sonra onu güçlendirmiş, sonra kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde dimdik durmuş bir ekin; çiftçilerin hoşuna gider. Onlarla inkâr edenleri öfkelendirsin diye. Allah onlardan iman edip salih amel işleyenlere bağışlanma ve büyük bir karşılık vaat etmiştir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Fetih olarak adlandırılan şey
Sure "apaçık bir fetih" bildirimiyle açılır. Klasik siyer kaynaklarında bu bildirimin bir savaş zaferi için değil, Hudeybiye'de yapılan antlaşma için indiği aktarılır.
Antlaşma o gün müslümanlar arasında hoşnutsuzluk uyandırmıştı: Mekke'ye girilemeden dönülmüş ve şartların bir kısmı ağır görülmüştü.
Klasik tefsirlerde bu adlandırma üzerinde durulur: fetih kelimesi kapalı olanın açılmasını bildirir ve burada açılan şey bir kapı değil, bir imkândır.
Surenin sonundaki 27. ayet bunu tamamlar: girme vaadi ertelenmiş, iptal edilmemiştir.
Sekîne üç kez
Sekîne kelimesi bu surede üç kez geçer: 4, 18 ve 26. ayetlerde.
Her üçünde de fiil aynıdır: indirmek. Sekîne kazanılan bir hâl olarak değil, verilen bir şey olarak anılır.
Kur'an'da bu kelime toplam altı yerde geçer ve yarısı bu suredir. Klasik tefsirlerde bunun surenin bağlamıyla ilgili olduğu belirtilir: hoşnutsuzluk uyandıran bir kararın kabul edilebilmesi, sükûnetle mümkün olur.
Bu sitede huzur ayetleri temasında itmi'nân ile sekîne ayrımı ele alınmaktadır.
İki topluluğun karışmış olması
25. ayet, savaşın engellenme sebeplerinden birini bildirir: Mekke'de, tanınmayan mümin erkekler ve kadınlar bulunmaktadır.
Ayette "bilmeden çiğneyeceğiniz ve bu yüzden üzüntüye kapılacağınız" ifadesi geçer.
Klasik tefsirlerde bu gerekçe üzerinde durulur: bir çatışmanın engellenmesi, ayırt edilemeyen kişilerin varlığına bağlanmıştır.
Sık sorulan sorular
Fetih suresindeki "apaçık fetih" nedir?
Klasik siyer kaynaklarında Hudeybiye Antlaşması olarak aktarılır. Bir savaş zaferi değil, bir antlaşmadır; sure bunu fetih olarak adlandırır.
Kaynaklar
- Kur’anFetih 48:1-29 — Surenin metni
- Kur’anBakara 2:248; Tevbe 9:26, 40 — Sekînenin diğer geçtiği yerler
- Klasik kaynakSiyer ve tefsir literatürü — Hudeybiye Antlaşması bağlamı
Son güncelleme: