Sahâbeler ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Buhârî Sahîh'inde Peygamber'in arkadaşlarına ayrı bir kitap ayırır. Aşağıdaki otuz bir hadis o bölümden seçilmiştir: ilk günlerin azlığı ve zorluğu, öğrenme gayreti, emanet ve cömertlik, Peygamber'le ve birbirleriyle kurdukları ilişki. Sayfa sahâbîler arasında bir üstünlük sıralaması kurmaz ve aralarındaki ihtilaflara girmez.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيَقُولُونَ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ‏.‏ ثُمَّ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيُقَالُ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ، ثُمَّ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فَيَغْزُو فِئَامٌ مِنَ النَّاسِ، فَيُقَالُ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَاحَبَ مَنْ صَاحَبَ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ ‏"‏‏.‏

    İnsanlar üzerine bir zaman gelecek; onlardan bir bölük savaşa çıkacak ve kendilerine "İçinizde Allah Resûlü'ne arkadaşlık etmiş kimse var mı?" denecek. "Evet" diyecekler ve onlara fetih verilecek. Sonra bir zaman daha gelecek; bir bölük savaşa çıkacak ve "İçinizde Allah Resûlü'nün ashabına arkadaşlık etmiş kimse var mı?" denecek. "Evet" diyecekler ve onlara fetih verilecek. Sonra bir zaman daha gelecek; bir bölük savaşa çıkacak ve "İçinizde Allah Resûlü'nün ashabına arkadaşlık edenlere arkadaşlık etmiş kimse var mı?" denecek. "Evet" diyecekler ve onlara fetih verilecek.

    Rivayet bir vaat değil, bir haberdir: arkadaşlığın değerinin üç nesil boyunca anıldığını anlatır. Hiçbir kişi ya da grup hakkında hüküm vermez.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 1

  2. حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، سَمِعْتُ زَهْدَمَ بْنَ مُضَرِّبٍ، سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ خَيْرُ أُمَّتِي قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ عِمْرَانُ فَلاَ أَدْرِي أَذَكَرَ بَعْدَ قَرْنِهِ قَرْنَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا ‏"‏ ثُمَّ إِنَّ بَعْدَكُمْ قَوْمًا يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ، وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَنْذُرُونَ وَلاَ يَفُونَ، وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ ‏"‏‏.‏

    Ümmetimin en hayırlısı benim neslimdir, sonra onların ardından gelenler, sonra onların ardından gelenler. İmrân dedi ki: Kendi neslinden sonra iki nesil mi üç nesil mi saydı, bilmiyorum. Sonra sizden sonra öyle bir topluluk gelir ki: istenmediği hâlde şahitlik ederler, güvenilmedikleri hâlde ihanet ederler, adak adarlar ama yerine getirmezler ve aralarında şişmanlık baş gösterir.

    Övgü topluca nesle verilir; rivayet kişi adı saymaz ve kimseyi kimseye üstün tutmaz. Râvi İmrân'ın "iki nesil mi üç nesil mi, bilmiyorum" demesi metinde bırakılmıştır — nakil, râvinin tereddüdünü silmez.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 1

  3. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا فِي الْغَارِ لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيْهِ لأَبْصَرَنَا‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ مَا ظَنُّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ بِاثْنَيْنِ اللَّهُ ثَالِثُهُمَا ‏"‏‏.‏

    Ebû Bekir şöyle dedi: Mağaradayken Peygamber'e, "Onlardan biri ayaklarının altına baksa bizi görür" dedim. Şöyle buyurdu: Ey Ebû Bekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişi hakkında ne düşünüyorsun?

    Sahne hicret yolculuğudur; Kur'an aynı olayı "mağaradaki iki kişi" ifadesiyle anar ve arkadaşına "üzülme, Allah bizimle beraberdir" denildiğini bildirir (Tevbe 9:40). Cevap korkuyu sayıyla değil, Allah'ın beraberliğiyle karşılar.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 2

  4. حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ خَيَّرَ عَبْدًا بَيْنَ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ ذَلِكَ الْعَبْدُ مَا عِنْدَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ، فَعَجِبْنَا لِبُكَائِهِ أَنْ يُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خُيِّرَ‏.‏ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرُ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ أَعْلَمَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً غَيْرَ رَبِّي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ وَمَوَدَّتُهُ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِد ِباب إِلاَّ سُدَّ، إِلاَّ باب أَبِي بَكْرٍ ‏"‏‏.‏

    Ebû Saîd el-Hudrî şöyle dedi: Allah Resûlü insanlara hitap etti ve "Allah bir kulu dünya ile kendi katındaki arasında serbest bıraktı; o kul da Allah katındakini seçti" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir ağladı. Allah Resûlü'nün, serbest bırakılan bir kuldan haber vermesine niye ağladığına şaştık. Oysa serbest bırakılan Allah Resûlü'nün kendisiydi ve Ebû Bekir içimizde bunu en iyi anlayandı. Sonra Allah Resûlü şöyle buyurdu: Arkadaşlığıyla ve malıyla bana insanların en cömerti Ebû Bekir'dir. Rabbimden başkasını halîl edinecek olsaydım Ebû Bekir'i edinirdim; fakat aramızdaki İslâm kardeşliği ve sevgisidir. Mescitte hiçbir kapı açık bırakılmasın, hepsi kapatılsın; yalnız Ebû Bekir'in kapısı kalsın.

    Ağlamanın sebebi sözün kimin hakkında olduğunu anlamaktır — veda işareti sayılmıştır. "Halîl" dostluğun en üst derecesidir ve rivayette yalnız Allah'a bırakılır. Övgü ve mescit kapısına dair cümle rivayetin kendi lafzıdır; bir sıralama kurmaz, bu sayfa da kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 3

  5. حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ أُمَّتِي خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ، أَبَا بَكْرٍ وَلَكِنْ أَخِي وَصَاحِبِي ‏"‏‏.‏

    Ümmetimden birini halîl edinecek olsaydım Ebû Bekir'i edinirdim; fakat o benim kardeşim ve arkadaşımdır.

    Cümle bir derece vermekten çok bir sınır çizer: halîl edinmek Allah'a aittir, insanlar arasındaki bağ kardeşlik ve arkadaşlıktır. İfade rivayetin kendi lafzıdır ve bir sıralama kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 5

  6. حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الطَّيِّبِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، حَدَّثَنَا بَيَانُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ وَبَرَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَمَّارًا، يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ وَأَبُو بَكْرٍ‏.‏

    Ammâr şöyle dedi: Allah Resûlü'nü, yanında beş köle, iki kadın ve Ebû Bekir'den başkası yokken gördüm.

    Ammâr'ın kendi tanıklığıdır ve ilk günlerin sayıca azlığını anlatır. İlk Müslümanların büyük bölümünün toplumun en korumasız kesiminden çıkması, bu dikeyin en çok tekrarlanan gözlemlerinden biridir.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 5

  7. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، هُوَ ابْنُ مُحَمَّدٍ أَنَّ زَيْدَ بْنَ أَسْلَمَ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلَنِي ابْنُ عُمَرَ عَنْ بَعْضِ، شَأْنِهِ ـ يَعْنِي عُمَرَ ـ فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ، مَا رَأَيْتُ أَحَدًا قَطُّ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ حِينَ قُبِضَ كَانَ أَجَدَّ وَأَجْوَدَ حَتَّى انْتَهَى مِنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏

    Eslem şöyle dedi: İbn Ömer bana babasının bazı hâllerini sordu, ben de anlattım. Bunun üzerine şöyle dedi: Allah Resûlü'nün vefatından sonra, ömrünün sonuna kadar Ömer b. el-Hattâb'dan daha gayretli ve daha cömert birini hiç görmedim.

    Övgü rivayeti nakleden kişinin kendi gözlemidir; bir sıralama kurmaz. Cümlenin ölçüsü makam değil davranıştır: gayret ve cömertlik.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 6

  8. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ حَائِطًا وَأَمَرَنِي بِحِفْظِ باب الْحَائِطِ، فَجَاءَ رَجُلٌ يَسْتَأْذِنُ، فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُمَرُ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ، فَسَكَتَ هُنَيْهَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى سَتُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ‏.‏ قَالَ حَمَّادٌ وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، وَعَلِيُّ بْنُ الْحَكَمِ، سَمِعَا أَبَا عُثْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي مُوسَى، بِنَحْوِهِ، وَزَادَ فِيهِ عَاصِمٌ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ قَاعِدًا فِي مَكَانٍ فِيهِ مَاءٌ، قَدِ انْكَشَفَتْ عَنْ رُكْبَتَيْهِ أَوْ رُكْبَتِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ عُثْمَانُ غَطَّاهَا‏.‏

    Ebû Mûsâ şöyle dedi: Peygamber bir bahçeye girdi ve bana bahçenin kapısını beklememi emretti. Bir adam gelip izin istedi. Peygamber, "Ona izin ver ve onu cennetle müjdele" buyurdu. Bir de baktım, Ebû Bekir. Sonra bir başkası gelip izin istedi. "Ona izin ver ve onu cennetle müjdele" buyurdu. Baktım, Ömer. Sonra bir başkası daha gelip izin istedi. Peygamber kısa bir süre sustu, sonra "Ona izin ver ve başına gelecek bir belâyla birlikte onu cennetle müjdele" buyurdu. Baktım, Osman b. Affân. Âsım rivayete şunu ekler: Peygamber içinde su bulunan bir yerde oturuyordu; dizleri — yahut dizi — açıktı. Osman girince örttü.

    "Cennetle müjdeleme" rivayetin kendi lafzıdır; bu sayfa hiç kimse hakkında hüküm vermez. Metinde geçen "başına gelecek belâ" açıklanmaz ve burada da açıklanmaya çalışılmaz. Son cümledeki örtünme ayrıntısı hayâya dair bir gözlemdir.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 7

  9. حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ قَالَ صَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُحُدًا، وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ، فَرَجَفَ وَقَالَ ‏ "‏ اسْكُنْ أُحُدُ ـ أَظُنُّهُ ضَرَبَهُ بِرِجْلِهِ ـ فَلَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ‏"‏‏.‏

    Enes şöyle dedi: Peygamber, yanında Ebû Bekir, Ömer ve Osman olduğu hâlde Uhud'a çıktı. Dağ sarsıldı. Peygamber, "Sakin ol ey Uhud!" buyurdu — sanırım ayağıyla ona vurdu — "senin üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehitten başkası yok."

    "Sanırım ayağıyla vurdu" cümlesi râvinin kendi tahminidir ve metinde öyle bırakılmıştır. Sayılan sıfatlar rivayetin kendi lafzıdır; bir sıralama kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 7

  10. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ بْنَ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَلِيٍّ ‏ "‏ أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى ‏"‏‏.‏

    Peygamber, Ali'ye şöyle dedi: Benim yanımda, Hârûn'un Mûsâ katındaki yerinde olmana razı değil misin?

    Benzetmenin kaynağı Kur'an'daki Mûsâ–Hârûn ilişkisidir. Rivayet bu bâbda kısa lafzıyla nakledilir. Övgü rivayetin kendi lafzıdır; sahâbîler arasında bir sıralama kurmaz ve bu sayfa da kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 9

  11. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ دِينَارٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْجُهَنِيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّاسَ، كَانُوا يَقُولُونَ أَكْثَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ‏.‏ وَإِنِّي كُنْتُ أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشِبَعِ بَطْنِي، حَتَّى لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَبِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَكُنْتُ أُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ مِنَ الْجُوعِ، وَإِنْ كُنْتُ لأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ هِيَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَكَانَ أَخْيَرَ النَّاسِ لِلْمِسْكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، كَانَ يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ الَّتِي لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشُقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا‏.‏

    Ebû Hüreyre şöyle dedi: İnsanlar "Ebû Hüreyre çok rivayet ediyor" diyorlardı. Oysa ben karnımın doymasına karşılık Allah Resûlü'nün yanından ayrılmazdım; mayalı ekmek yemez, işlemeli elbise giymezdim, bana ne falan erkek ne falan kadın hizmet ederdi. Açlıktan karnımı çakıl taşlarına bastırırdım. Ezberimde olan bir âyeti, beni evine götürüp doyursun diye adama sorardım. Yoksula karşı insanların en hayırlısı Ca'fer b. Ebî Tâlib'di. Bizi evine götürür, evinde ne varsa yedirirdi. Hatta içinde hiçbir şey kalmamış yağ tulumunu bize çıkarır, biz de onu yarıp içinde kalanı yalardık.

    İki ayrı şeyi bir arada anlatır: Ebû Hüreyre'nin çok rivayet etmesinin sebebi sürekli orada bulunmasıdır, ve açlığın somut hâli. "İnsanların en hayırlısı" ifadesi yoksula davranış bakımındandır ve rivayeti nakledenin kendi sözüdür.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 10

  12. حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ إِذَا سَلَّمَ عَلَى ابْنِ جَعْفَرٍ قَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ ذِي الْجَنَاحَيْنِ‏.‏

    Şa'bî şöyle dedi: İbn Ömer, Ca'fer'in oğluna selâm verdiğinde "Selâm sana, ey iki kanat sahibinin oğlu" derdi.

    Kayıt bir selâmlaşma biçimidir: bir sahâbînin, vefat etmiş başka bir sahâbînin oğluna babasının lakabıyla hitap etmesi. Lakabın kaynağı bu rivayette açıklanmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 10

  13. حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ إِذَا قَحَطُوا اسْتَسْقَى بِالْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنَّا كُنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّنَا صلى الله عليه وسلم فَتَسْقِينَا، وَإِنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَمِّ نَبِيِّنَا فَاسْقِنَا‏.‏ قَالَ فَيُسْقَوْنَ‏.‏

    Enes şöyle dedi: Ömer b. el-Hattâb, kuraklık olduğunda Abbâs b. Abdülmuttalib ile yağmur duasına çıkar ve şöyle derdi: Allahım! Biz sana peygamberimizle yönelirdik, sen de bize yağmur verirdin. Şimdi sana peygamberimizin amcasıyla yöneliyoruz; bize yağmur ver. Râvi der ki: Onlara yağmur verilirdi.

    Rivayet Ömer'in kendi sözünü aktarır ve Peygamber'in yakınlarına gösterilen saygının somut bir örneğidir. Buradaki "yönelme" ifadesinin nasıl anlaşılacağı klasik kaynakların ayrı bir tartışmasıdır; bu sayfa bir tercih yapmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 11

  14. أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاقِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ ارْقُبُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فِي أَهْلِ بَيْتِهِ‏.‏

    Ebû Bekir şöyle dedi: Muhammed'i, ehl-i beyti konusunda gözetin.

    Ebû Bekir'in kendi sözüdür: Peygamber'e saygının, ailesine gösterilen saygıyla sürdüğünü söyler. Cümle bir hüküm değil, bir tavır tarifidir.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 12

  15. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاطِمَةَ ابْنَتَهُ فِي شَكْوَاهُ الَّذِي قُبِضَ فِيهَا، فَسَارَّهَا بِشَىْءٍ فَبَكَتْ، ثُمَّ دَعَاهَا فَسَارَّهَا فَضَحِكَتْ، قَالَتْ فَسَأَلْتُهَا عَنْ ذَلِكَ‏.‏ فَقَالَتْ سَارَّنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ يُقْبَضُ فِي وَجَعِهِ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ فَبَكَيْتُ، ثُمَّ سَارَّنِي فَأَخْبَرَنِي أَنِّي أَوَّلُ أَهْلِ بَيْتِهِ أَتْبَعُهُ فَضَحِكْتُ‏.‏

    Âişe şöyle dedi: Peygamber, vefatıyla sonuçlanan hastalığında kızı Fâtıma'yı çağırdı ve ona bir şey fısıldadı; Fâtıma ağladı. Sonra tekrar çağırıp bir şey fısıldadı; bu kez güldü. Bunu ona sordum. Dedi ki: Peygamber bana, içinde bulunduğu hastalıktan vefat edeceğini fısıldadı, ben de ağladım. Sonra bana, ev halkından ona ilk kavuşacak kişinin ben olacağımı fısıldadı; bunun üzerine güldüm.

    Aynı sahnede iki tepki vardır ve ikisi de açıklanır: ayrılığa ağlamak, kavuşmaya gülmek. Rivayeti nakleden Âişe'dir; açıklamayı Fâtıma'nın kendisi yapar.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 12

  16. حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي سَلَمَةَ ـ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوَارِيًّا، وَإِنَّ حَوَارِيَّ الزُّبَيْرُ بْنُ الْعَوَّامِ ‏"‏‏.‏

    Câbir şöyle dedi: Peygamber, "Her peygamberin bir havârîsi vardır; benim havârîm de Zübeyr b. el-Avvâm'dır" buyurdu.

    "Havârî" kelimesi Kur'an'da Îsâ'nın yardımcıları için kullanılır (Âl-i İmrân 3:52). Övgü rivayetin kendi lafzıdır; bir sıralama kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 13

  17. حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ مَا أَسْلَمَ أَحَدٌ إِلاَّ فِي الْيَوْمِ الَّذِي أَسْلَمْتُ فِيهِ، وَلَقَدْ مَكَثْتُ سَبْعَةَ أَيَّامٍ وَإِنِّي لَثُلُثُ الإِسْلاَمِ‏.‏ تَابَعَهُ أَبُو أُسَامَةَ حَدَّثَنَا هَاشِمٌ‏.‏

    Sa'd b. Ebî Vakkās şöyle dedi: Benim Müslüman olduğum günden başka bir günde kimse Müslüman olmadı; yedi gün öyle kaldım ki ben İslâm'ın üçte biriydim.

    "İslâm'ın üçte biri" ifadesi o günlerde Müslümanların sayısının üç kişi olduğunu anlatır. Sa'd kendi önceliğini söyler; başkasıyla karşılaştırma yapmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 15

  18. حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْثًا، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ، فَطَعَنَ بَعْضُ النَّاسِ فِي إِمَارَتِهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ تَطْعُنُوا فِي إِمَارَتِهِ فَقَدْ كُنْتُمْ تَطْعُنُونَ فِي إِمَارَةِ أَبِيهِ مِنْ قَبْلُ، وَايْمُ اللَّهِ، إِنْ كَانَ لَخَلِيقًا لِلإِمَارَةِ، وَإِنْ كَانَ لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ، وَإِنَّ هَذَا لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ بَعْدَهُ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Peygamber bir birlik gönderdi ve başlarına Üsâme b. Zeyd'i geçirdi. Bazı kimseler onun kumandanlığını diline doladı. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: Onun kumandanlığını dilinize dolarsanız, daha önce babasının kumandanlığını da dilinize dolamıştınız. Allah'a yemin ederim ki o kumandanlığa lâyıktı ve bana insanların en sevgililerindendi. Bu da ondan sonra bana insanların en sevgililerindendir.

    Sözü edilen baba, Üsâme'nin babası Zeyd b. Hârise'dir; ona da daha önce kumandanlık verilmişti. İtiraz edenlerin adı verilmez. Rivayet seferin kendisini değil, bir göreve kimin uygun olduğunu konu eder: ölçü soy ya da yaş değil, liyakattir. "En sevgililerinden" ifadesi rivayetin kendi lafzıdır ve bir sıralama kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 17

  19. حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَأْخُذُهُ وَالْحَسَنَ فَيَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَحِبَّهُمَا فَإِنِّي أُحِبُّهُمَا ‏"‏‏.‏

    Üsâme b. Zeyd anlatıyor: Peygamber onu ve Hasan'ı alır, "Allahım! Bu ikisini sev; çünkü ben onları seviyorum" derdi.

    Aynı cümlede iki çocuk anılır: biri âzatlı bir kölenin oğlu, öteki Peygamber'in torunu. Rivayet ikisini ayırmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 18

  20. حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ الرَّجُلُ فِي حَيَاةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَأَى رُؤْيَا قَصَّهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَتَمَنَّيْتُ أَنْ أَرَى رُؤْيَا أَقُصُّهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَكُنْتُ غُلاَمًا أَعْزَبَ، وَكُنْتُ أَنَامُ فِي الْمَسْجِدِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَرَأَيْتُ فِي الْمَنَامِ كَأَنَّ مَلَكَيْنِ أَخَذَانِي فَذَهَبَا بِي إِلَى النَّارِ، فَإِذَا هِيَ مَطْوِيَّةٌ كَطَىِّ الْبِئْرِ، فَإِذَا لَهَا قَرْنَانِ كَقَرْنَىِ الْبِئْرِ، وَإِذَا فِيهَا نَاسٌ قَدْ عَرَفْتُهُمْ، فَجَعَلْتُ أَقُولُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ النَّارِ، أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ النَّارِ‏.‏ فَلَقِيَهُمَا مَلَكٌ آخَرُ فَقَالَ لِي لَنْ تُرَاعَ‏. فَقَصَصْتُهَا عَلَى حَفْصَةَ‏.‏ فَقَصَّتْهَا حَفْصَةُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ نِعْمَ الرَّجُلُ عَبْدُ اللَّهِ، لَوْ كَانَ يُصَلِّي بِاللَّيْلِ ‏"‏‏.‏ قَالَ سَالِمٌ فَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ لاَ يَنَامُ مِنَ اللَّيْلِ إِلاَّ قَلِيلاً‏.‏

    Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Peygamber zamanında bir kimse rüya gördüğünde onu Peygamber'e anlatırdı. Ben de anlatacağım bir rüya görmeyi çok istedim. Genç ve bekârdım; Peygamber zamanında mescitte uyurdum. Rüyamda iki meleğin beni tutup ateşe götürdüğünü gördüm. Ateş, kuyu gibi örülmüştü ve kuyunun direkleri gibi iki direği vardı. İçinde tanıdığım insanlar vardı. "Ateşten Allah'a sığınırım, ateşten Allah'a sığınırım" demeye başladım. Derken onları başka bir melek karşıladı ve bana "Korkma" dedi. Rüyayı Hafsa'ya anlattım; Hafsa da Peygamber'e anlattı. Peygamber, "Abdullah ne iyi adamdır; bir de geceleyin namaz kılsa" buyurdu. Sâlim der ki: Bundan sonra Abdullah geceleri pek az uyurdu.

    Övgünün içine bir eksik yerleştirilmiştir ve cümlenin asıl ağırlığı oradadır. Son satır sonucu gösterir: Abdullah bunu duyduktan sonra alışkanlığını değiştirmiştir.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 19

  21. حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَمِينًا، وَإِنَّ أَمِينَنَا أَيَّتُهَا الأُمَّةُ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle dedi: Allah Resûlü, "Her ümmetin bir emini vardır; ey ümmet, bizim eminimiz de Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'tır" buyurdu.

    "Emin" kelimesi güvenilirliği anlatır; hadis bir kişiyi bu sıfatla anar. Övgü rivayetin kendi lafzıdır ve bir sıralama kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 21

  22. حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ صِلَةَ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَهْلِ نَجْرَانَ ‏ "‏ لأَبْعَثَنَّ ـ يَعْنِي عَلَيْكُمْ ـ يَعْنِي أَمِينًا ـ حَقَّ أَمِينٍ ‏"‏‏.‏ فَأَشْرَفَ أَصْحَابُهُ، فَبَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ رضى الله عنه‏.‏

    Huzeyfe şöyle dedi: Peygamber Necran halkına, "Size gerçekten güvenilir bir emin göndereceğim" buyurdu. Ashabı boyunlarını uzattı; o da Ebû Ubeyde'yi gönderdi.

    Kayda değer ayrıntı ashabın tepkisidir: görev bir yük değil, umut edilen bir şey olarak görünür. Rivayet kimin gönderilmediğini saymaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 21

  23. حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ الْمِنْهَالِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيٌّ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَالْحَسَنُ عَلَى عَاتِقِهِ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أُحِبُّهُ فَأَحِبَّهُ ‏"‏‏.‏

    Berâ şöyle dedi: Peygamber'i, Hasan omzundayken "Allahım! Ben onu seviyorum; sen de onu sev" derken gördüm.

    Sahne bir dua ile birlikte kayda geçmiştir. Rivayet sevgiyi anlatır; bir derece bildirmez.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 22

  24. حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَنَسٌ، قَالَ لَمْ يَكُنْ أَحَدٌ أَشْبَهَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ‏.‏

    Enes şöyle dedi: Hasan b. Ali'den daha çok Peygamber'e benzeyen kimse yoktu.

    Benzerlik burada görünüşe dairdir ve rivayeti nakledenin kendi gözlemidir. Cümle bir üstünlük iddiası taşımaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 22

  25. حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ عُمَرُ يَقُولُ أَبُو بَكْرٍ سَيِّدُنَا، وَأَعْتَقَ سَيِّدَنَا‏.‏ يَعْنِي بِلاَلاً‏.‏

    Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Ömer, "Ebû Bekir bizim efendimizdir ve efendimizi âzat etmiştir" derdi. Efendimiz derken Bilâl'i kastediyordu.

    Cümle Ömer'in kendi sözüdür ve iki kişiye aynı kelimeyi kullanır. Köle olarak alınıp âzat edilen kişiye "efendimiz" denmesi, rivayetin kayda geçirdiği ayrıntıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 23

  26. حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، أَنَّ بِلاَلاً، قَالَ لأَبِي بَكْرٍ إِنْ كُنْتَ إِنَّمَا اشْتَرَيْتَنِي لِنَفْسِكَ فَأَمْسِكْنِي، وَإِنْ كُنْتَ إِنَّمَا اشْتَرَيْتَنِي لِلَّهِ فَدَعْنِي وَعَمَلَ اللَّهِ‏.‏

    Kays şöyle dedi: Bilâl, Ebû Bekir'e dedi ki: Eğer beni kendin için satın aldıysan yanında tut; yok eğer Allah için satın aldıysan beni bırak da Allah'ın işiyle baş başa kalayım.

    Söz Bilâl'in kendisine aittir. Niyetin sonucu değiştirdiğini söyler: aynı davranışın karşılığı, kim için yapıldığına göre başkalaşır.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 23

  27. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ ذُكِرَ عَبْدُ اللَّهِ عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، فَقَالَ ذَاكَ رَجُلٌ لاَ أَزَالُ أُحِبُّهُ بَعْدَ مَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ اسْتَقْرِئُوا الْقُرْآنَ مِنْ أَرْبَعَةٍ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، فَبَدَأَ بِهِ، وَسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ أَدْرِي بَدَأَ بِأُبَىٍّ أَوْ بِمُعَاذٍ‏.‏

    Mesrûk şöyle dedi: Abdullah b. Amr'ın yanında Abdullah b. Mes'ûd anıldı. O da şöyle dedi: Allah Resûlü'nün şu sözünü işittiğimden beri onu sevmekten geri durmadım: Kur'an'ı dört kişiden öğrenin — Abdullah b. Mes'ûd'dan (saymaya onunla başladı), Ebû Huzeyfe'nin âzatlısı Sâlim'den, Übey b. Kâ'b'dan ve Muâz b. Cebel'den. Râvi ekler: Übey ile mi Muâz ile mi başladığını bilmiyorum.

    Râvinin "sıralamayı hatırlamıyorum" demesi metinde bırakılmıştır. Sayılan dört kişiden ikisi ensârdandır (Übey b. Kâ'b ile Muâz b. Cebel), biri âzatlıdır — rivayet onu "Ebû Huzeyfe'nin âzatlısı Sâlim" diye anar — biri de Mekke'den hicret edenlerdendir; liste soya göre değil, Kur'an bilgisine göre kurulmuştur.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 26

  28. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ،، قَالَ سَأَلْنَا حُذَيْفَةَ عَنْ رَجُلٍ، قَرِيبِ السَّمْتِ وَالْهَدْىِ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى نَأْخُذَ عَنْهُ فَقَالَ مَا أَعْرِفُ أَحَدًا أَقْرَبَ سَمْتًا وَهَدْيًا وَدَلاًّ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنِ ابْنِ أُمِّ عَبْدٍ‏.‏

    Abdurrahman b. Yezîd şöyle dedi: Kendisinden öğrenelim diye Huzeyfe'ye, tavrı ve gidişi Peygamber'e en yakın olan kimseyi sorduk. Şöyle dedi: Tavrı, gidişi ve hâliyle Peygamber'e İbn Ümmü Abd'den daha yakın birini bilmiyorum.

    İbn Ümmü Abd, Abdullah b. Mes'ûd'dur; annesinin adıyla anılır. Soru bilgi değil, davranış örneği arar. Cevap Huzeyfe'nin kendi gözlemidir ve bir sıralama kurmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 27

  29. حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فَاطِمَةُ بَضْعَةٌ مِنِّي، فَمَنْ أَغْضَبَهَا أَغْضَبَنِي ‏"‏‏.‏

    Misver b. Mahreme şöyle dedi: Allah Resûlü, "Fâtıma benden bir parçadır; onu öfkelendiren beni öfkelendirmiş olur" buyurdu.

    Cümle bir bağın yakınlığını anlatır. Rivayetin kendi lafzıdır; bir hüküm ya da sıralama getirmez.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 29

  30. حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ فَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى الطَّعَامِ ‏"‏‏.‏

    Enes b. Mâlik şöyle dedi: Allah Resûlü'nün, "Âişe'nin kadınlara üstünlüğü, tiridin öteki yemeklere üstünlüğü gibidir" dediğini işittim.

    Tirit, et suyuna doğranmış ekmektir ve o günün sofrasında en doyurucu yemek sayılırdı. Benzetme rivayetin kendi lafzıdır; bu sayfa kimse hakkında bir derece bildirmez.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 30

  31. حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، اشْتَكَتْ، فَجَاءَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ، تَقْدَمِينَ عَلَى فَرَطِ صِدْقٍ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَى أَبِي بَكْرٍ‏.‏

    Kāsım b. Muhammed şöyle dedi: Âişe hastalandı. İbn Abbâs gelip dedi ki: Ey mü'minlerin annesi! Sen önden gitmiş sâdık kimselerin yanına varıyorsun: Allah Resûlü'nün ve Ebû Bekir'in yanına.

    İfadedeki kelime, kervanda su bulmak için önden giden kişiyi anlatır. Kayıt bir hasta ziyaretinde söylenmiş teselli sözüdür; hüküm cümlesi değildir.

    Sahih hadisBuhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 30

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu hadisler nasıl seçildi

Sahîh-i Buhârî'nin 62. kitâbı Peygamber'in arkadaşlarının faziletlerine ayrılmıştır. Bâblar çoğunlukla kişi adlarıyla açılır; altlarındaki rivayet o kişiyle ilgili bir sahneyi ya da bir sözü nakleder. Bu sayfadaki hadislerin tamamı o bölümdendir ve her birinin bâb numarası kendi altında verilmiştir.

Seçim ölçütü şuydu: rivayet sahâbîlerin ahlâkını, öğrenme gayretini, fedakârlığını, Peygamber'le ilişkilerini ya da birbirlerine davranışlarını konu etmeli. Bu ölçüye girmeyenler alınmadı — savaş ve yaralanma anlatıları, kısa bir notla anlatılamayacak ağır bağlam taşıyan sahneler, tek başına anlamı tamamlanmayan kesik metinler ve konusu sahâbî değil fıkhî bir mesele olan rivayetler. Havuzdaki elli beş adaydan otuz ikisi bu ölçütü karşıladı; sayı, ölçütün önüne geçmedi. Sayfalar arası tarama sonradan birini daha çıkardı ve sayfa otuz bir hadiste kaldı: Peygamber’in uykusunda süt içip kalanını Ömer’e verdiği rüyanın yorumu metnin kendi içinde "ilim" diye verilir, yani rivayetin konusu ilmin kendisidir; dolu nüshası ilim hadisleri sayfasında duruyor. Ömer b. el-Hattâb bu sayfada başka rivayetlerde anılmaya devam ediyor.

Bu sayfa neden taraf tutmaz

Bu bölümün rivayetleri sonraki yüzyıllarda mezhebî tartışmaların en çok başvurduğu malzeme oldu. Sayfa bu tartışmaların hiçbirinde taraf tutmaz ve şu üç şeyi yapmaz: sahâbîler arasında üstünlük sıralaması kurmaz, aralarındaki anlaşmazlıklara ve halifelik tartışmalarına dair rivayet almaz, hiç kimseyi ya da hiçbir grubu kötüleyen metni nakletmez.

Bir rivayet bir kişi hakkında övgü taşıdığında o övgü olduğu gibi çevrilir ve notta belirtilir: ifade rivayetin kendi lafzıdır, bir sıralama kurmaz. Aynı şey "cennetle müjdelenme" ifadesi için de geçerlidir — sayfa kimse hakkında hüküm vermez, rivayetin ne dediğini gösterir. Bu sayfa bir fetva ya da hüküm metni değildir.

Sık sorulan sorular

Buhârî'nin sahâbe faziletlerine ayırdığı kitap neyi anlatır?

Sahîh-i Buhârî'nin 62. kitâbıdır ve otuz bâbdan oluşur. Bâblar çoğunlukla bir sahâbînin adıyla açılır; altındaki rivayet o kişiyle ilgili bir sözü ya da sahneyi nakleder. Muhâcirler, Ensâr ve Peygamber'in yakınları da ayrı bâblarda anılır. Bu sayfadaki otuz bir hadisin tamamı bu bölümden seçilmiştir.

Bu sayfa sahâbîler arasında bir üstünlük sıralaması yapıyor mu?

Hayır. Sayfadaki rivayetlerin bir kısmı belirli kişiler hakkında övgü taşır; bu övgüler rivayetin kendi lafzıdır ve her birinin altında bunu belirten bir not vardır. Sayfa bu ifadelerden bir sıralama çıkarmaz, sahâbîler arasındaki anlaşmazlıklara girmez ve bu konuda bir hüküm vermez.

Hadislerin Türkçe anlamları hangi mealden alınmıştır?

Hiçbirinden. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve Arapça aslından çevrilmiştir; dolaşan hadis tercümelerinin neredeyse tamamı telif korumasındadır. Arapça metin ise elle yazılmaz: üç bağımsız derlemede birebir uyuşan nüshadan program eliyle kopyalanır.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî — Sayfadaki otuz bir hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin sahâbe faziletlerine ayrılmış kitâbından seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 1 — Sahâbe neslinin topluca anıldığı ilk bâb.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 12 — Peygamber'in yakınları ve Fâtıma ile ilgili rivayetler.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Fezâilü ashâbi'n-nebî 23 — Bilâl b. Rebâh ile ilgili iki rivayet.
  • Kur’an
    Tevbe 9:40 — Mağara rivayetinin karşılığı olan âyet: "mağaradaki iki kişi".
  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:52 — "Havârî" kelimesinin Kur'an'daki kullanımı.

Son güncelleme: