İsrâ Suresi
İsrâ suresi 111 ayettir ve Benî İsrâîl adıyla da anılır. 23-39. ayetleri, Kur'an'daki en yoğun ahlak listelerinden birini taşır.
- Sure numarası
- 17. sure
- Arapça adı
- الإسراء
- Ayet sayısı
- 111 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 50.
- Cüz
- 15. cüz
- Ana konusu
- Anne baba hakkı, ölçülü davranış ve bilgisiz konuşmanın yasaklanması
Adının anlamı
İsrâ, geceleyin yürütmek anlamındadır. Sure adını ilk ayetteki yolculuktan alır. Diğer adı Benî İsrâîl'dir.
Temel temaları
- anne baba
- denge
- bilgi
- namaz
İsrâ suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِىٓ أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِۦ لَيْلًا مِّنَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ إِلَى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْأَقْصَا ٱلَّذِى بَٰرَكْنَا حَوْلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنْ ءَايَٰتِنَآ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ
Kulunu, ayetlerimizden bir kısmını göstermek için geceleyin Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya yürüten yücedir. Şüphesiz O işitendir, görendir.
وَءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَٰهُ هُدًى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُوا۟ مِن دُونِى وَكِيلًا
Mûsâ'ya kitabı verdik ve onu İsrâiloğulları için bir yol gösterici yaptık: "Benden başka bir vekil edinmeyin."
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُۥ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا
Ey Nûh ile birlikte taşıdıklarımızın soyu! Şüphesiz o, çok şükreden bir kuldu.
وَقَضَيْنَآ إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ فِى ٱلْكِتَٰبِ لَتُفْسِدُنَّ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا
İsrâiloğullarına kitapta şunu bildirdik: "Andolsun yeryüzünde iki kez bozgunculuk yapacak ve büyük bir taşkınlıkla taşacaksınız."
فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَآ أُو۟لِى بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا۟ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَّفْعُولًا
İkisinden ilkinin vakti geldiğinde, üzerinize güçlü kullarımızı gönderdik; evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaatti.
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ ٱلْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَٰكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَٰكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا
Sonra size onlara karşı yeniden üstünlük verdik; mallar ve oğullarla sizi destekledik ve sayınızı artırdık.
إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْـَٔاخِرَةِ لِيَسُـۥٓـُٔوا۟ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا۟ ٱلْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا۟ مَا عَلَوْا۟ تَتْبِيرًا
İyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz o da kendinizedir. Sonrakinin vakti geldiğinde, yüzünüzü kötü duruma soksunlar, ilk kez girdikleri gibi mescide girsinler ve ele geçirdiklerini yerle bir etsinler diye.
عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَٰفِرِينَ حَصِيرًا
Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, gerçeği örtenler için bir kuşatma yeri yaptık.
إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَهْدِى لِلَّتِى هِىَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا
Şüphesiz bu Kur'an, en doğru olana iletir ve salih amel işleyen müminlere, kendileri için büyük bir karşılık bulunduğunu müjdeler.
وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Ahirete inanmayanlara ise acı bir azap hazırladığımızı bildirir.
وَيَدْعُ ٱلْإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلْخَيْرِ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ عَجُولًا
İnsan, hayrı ister gibi şerri de ister. İnsan çok acelecidir.
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيْنِ فَمَحَوْنَآ ءَايَةَ ٱلَّيْلِ وَجَعَلْنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبْصِرَةً لِّتَبْتَغُوا۟ فَضْلًا مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا۟ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلْحِسَابَ وَكُلَّ شَىْءٍ فَصَّلْنَٰهُ تَفْصِيلًا
Geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık. Gecenin ayetini sildik; Rabbinizden bir lütuf arayasınız, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye gündüzün ayetini aydınlatıcı yaptık. Her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.
وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلْزَمْنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِى عُنُقِهِۦ وَنُخْرِجُ لَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ كِتَٰبًا يَلْقَىٰهُ مَنشُورًا
Her insanın amelini boynuna doladık. Kıyamet günü ona, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız.
ٱقْرَأْ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفْسِكَ ٱلْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا
"Kitabını oku! Bugün kendine hesap sorucu olarak sen yetersin."
مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا
Kim doğru yolu bulursa, ancak kendisi için bulmuş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, bir elçi göndermedikçe azap edici değiliz.
وَإِذَآ أَرَدْنَآ أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا۟ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا ٱلْقَوْلُ فَدَمَّرْنَٰهَا تَدْمِيرًا
Bir şehri helak etmek istediğimizde, oranın refah içindekilerine emrederiz; onlar orada yoldan çıkarlar. Böylece o şehir hakkında söz gerçekleşir ve orayı tamamen yok ederiz.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ ٱلْقُرُونِ مِنۢ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا
Nûh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarından haberdar olan ve onları gören olarak Rabbin yeter.
مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصْلَىٰهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا
Kim peşin olanı isterse, dilediğimize orada dilediğimiz kadarını çabuklaştırırız. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
وَمَنْ أَرَادَ ٱلْـَٔاخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا
Kim de ahireti ister ve mümin olarak ona yaraşır bir çabayla çalışırsa, işte onların çabası karşılık görür.
كُلًّا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنْ عَطَآءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا
Her birine, bunlara da onlara da Rabbinin bağışından veririz. Rabbinin bağışı engellenmiş değildir.
ٱنظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَلَلْـَٔاخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَٰتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلًا
Bak, onların bir kısmını diğerlerine nasıl üstün kıldık. Ahiret ise derece bakımından daha büyük ve üstünlük bakımından daha ileridir.
لَّا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولًا
Allah ile birlikte başka bir ilah edinme; yoksa kınanmış ve yalnız bırakılmış olarak oturursun.
وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ ٱلْكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا
Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anne babaya iyilik etmenizi hükmetti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ererse, onlara "öf" bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.
وَٱخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا
Onlara merhametten alçakgönüllülük kanadını indir ve de ki: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et."
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِى نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُوا۟ صَٰلِحِينَ فَإِنَّهُۥ كَانَ لِلْأَوَّٰبِينَ غَفُورًا
Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Salih kimseler olursanız, şüphesiz O, kendisine yönelenleri çok bağışlayandır.
وَءَاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver; saçıp savurma.
إِنَّ ٱلْمُبَذِّرِينَ كَانُوٓا۟ إِخْوَٰنَ ٱلشَّيَٰطِينِ وَكَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ لِرَبِّهِۦ كَفُورًا
Şüphesiz saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ٱبْتِغَآءَ رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلًا مَّيْسُورًا
Rabbinden umduğun bir rahmeti bekleyerek onlardan yüz çevirecek olursan, onlara yumuşak bir söz söyle.
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ ٱلْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا
Elini boynuna bağlı tutma; onu büsbütün de açma. Yoksa kınanmış ve elde avuçta bir şey kalmadan oturursun.
إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا
Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ölçüyle. Şüphesiz O, kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَٰقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـًٔا كَبِيرًا
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da size de rızkı biz veririz. Onları öldürmek büyük bir günahtır.
وَلَا تَقْرَبُوا۟ ٱلزِّنَىٰٓ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةً وَسَآءَ سَبِيلًا
Zinaya yaklaşmayın; şüphesiz o bir hayâsızlıktır ve kötü bir yoldur.
وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلْطَٰنًا فَلَا يُسْرِف فِّى ٱلْقَتْلِ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورًا
Allah'ın dokunulmaz kıldığı canı, haklı bir sebep olmadıkça öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin; şüphesiz kendisine yardım edilmiştir.
وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ وَأَوْفُوا۟ بِٱلْعَهْدِ إِنَّ ٱلْعَهْدَ كَانَ مَسْـُٔولًا
Yetimin malına, en güzel biçimde olması dışında, olgunluk çağına erişinceye kadar yaklaşmayın. Verdiğiniz sözü yerine getirin; şüphesiz sözden sorumlu tutulacaksınız.
وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا
Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın ve doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ إِنَّ ٱلسَّمْعَ وَٱلْبَصَرَ وَٱلْفُؤَادَ كُلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْـُٔولًا
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Şüphesiz kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.
وَلَا تَمْشِ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ ٱلْأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ ٱلْجِبَالَ طُولًا
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin.
كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُۥ عِندَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا
Bütün bunların kötü olanı, Rabbinin katında hoş görülmeyen şeylerdir.
ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوْحَىٰٓ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلْحِكْمَةِ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلْقَىٰ فِى جَهَنَّمَ مَلُومًا مَّدْحُورًا
İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Allah ile birlikte başka bir ilah edinme; yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
أَفَأَصْفَىٰكُمْ رَبُّكُم بِٱلْبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًا إِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلًا عَظِيمًا
Rabbiniz, oğulları size seçip kendisine meleklerden kızlar mı edindi? Şüphesiz siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِيَذَّكَّرُوا۟ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًا
Andolsun biz, öğüt alsınlar diye bu Kur'an'da çeşitli açıklamalar yaptık. Fakat bu, onların ancak nefretini artırıyor.
قُل لَّوْ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذًا لَّٱبْتَغَوْا۟ إِلَىٰ ذِى ٱلْعَرْشِ سَبِيلًا
De ki: Dedikleri gibi O'nunla birlikte ilahlar olsaydı, o zaman arşın sahibine bir yol ararlardı.
سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا
O yücedir ve onların söylediklerinden çok uzaktır.
تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Yedi gök, yer ve içindekiler O'nu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamd ile tesbih etmesin; fakat siz onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz O halîmdir, çok bağışlayandır.
وَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا
Kur'an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanlar arasına görünmez bir perde çekeriz.
وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِى ٱلْقُرْءَانِ وَحْدَهُۥ وَلَّوْا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَٰرِهِمْ نُفُورًا
Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur'an'da Rabbini tek olarak andığında, nefretle arkalarını dönüp giderler.
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَىٰٓ إِذْ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا
Seni dinlerken neyi dinlediklerini ve gizlice konuşurlarken zalimlerin "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini biz daha iyi biliriz.
ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَالَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا
Bak, senin için nasıl örnekler verdiler de saptılar; artık bir yol bulamazlar.
وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا
Dediler ki: "Kemik ve ufalanmış toprak olduğumuzda mı, gerçekten yeni bir yaratılışla diriltilecek miyiz?"
قُلْ كُونُوا۟ حِجَارَةً أَوْ حَدِيدًا
De ki: İster taş olun, ister demir.
أَوْ خَلْقًا مِّمَّا يَكْبُرُ فِى صُدُورِكُمْ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَا قُلِ ٱلَّذِى فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَسَيُنْغِضُونَ إِلَيْكَ رُءُوسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَ قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَرِيبًا
Yahut gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun. Diyecekler ki: "Bizi kim geri döndürecek?" De ki: Sizi ilk kez yaratan. Sana başlarını sallayacak ve "Ne zamanmış o?" diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek.
يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا
O gün sizi çağırır; hamd ederek O'na uyarsınız ve ancak pek az kaldığınızı sanırsınız.
وَقُل لِّعِبَادِى يَقُولُوا۟ ٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ كَانَ لِلْإِنسَٰنِ عَدُوًّا مُّبِينًا
Kullarıma söyle: en güzel olanı söylesinler. Şüphesiz şeytan, aralarını bozar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni onların üzerine vekil göndermedik.
وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ عَلَىٰ بَعْضٍ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا
Rabbin, göklerde ve yerde olanı daha iyi bilir. Andolsun peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık ve Dâvûd'a Zebûr'u verdik.
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِۦ فَلَا يَمْلِكُونَ كَشْفَ ٱلضُّرِّ عَنكُمْ وَلَا تَحْوِيلًا
De ki: O'ndan başka öne sürdüklerinizi çağırın; ne sizden sıkıntıyı giderebilirler ne de değiştirebilirler.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُۥ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۥٓ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا
Yalvardıkları o kimseler, hangisi daha yakın olacak diye Rablerine yol ararlar; O'nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Şüphesiz Rabbinin azabı sakınılacak bir şeydir.
وَإِن مِّن قَرْيَةٍ إِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَسْطُورًا
Kıyametten önce helak etmeyeceğimiz ya da şiddetli bir azapla cezalandırmayacağımız hiçbir şehir yoktur. Bu, kitapta yazılıdır.
وَمَا مَنَعَنَآ أَن نُّرْسِلَ بِٱلْـَٔايَٰتِ إِلَّآ أَن كَذَّبَ بِهَا ٱلْأَوَّلُونَ وَءَاتَيْنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا۟ بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِٱلْـَٔايَٰتِ إِلَّا تَخْوِيفًا
Bizi ayet göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onları yalanlamış olmasıdır. Semûd'a açık bir ayet olarak dişi deveyi verdik; onunla zulmettiler. Biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِٱلنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا ٱلرُّءْيَا ٱلَّتِىٓ أَرَيْنَٰكَ إِلَّا فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلْمَلْعُونَةَ فِى ٱلْقُرْءَانِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَٰنًا كَبِيرًا
Hani sana demiştik ki: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." Sana gösterdiğimiz o görüntüyü ve Kur'an'da lanetlenen ağacı, ancak insanlar için bir sınama yaptık. Onları korkutuyoruz; fakat bu, onlarda ancak büyük bir taşkınlığı artırıyor.
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ قَالَ ءَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا
Hani meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik; İblîs hariç hepsi secde etti. Dedi ki: "Çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?"
قَالَ أَرَءَيْتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِى كَرَّمْتَ عَلَىَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلًا
Dedi ki: "Benden üstün tuttuğun şu kimseyi gördün mü? Andolsun kıyamet gününe kadar bana süre verirsen, pek azı dışında onun soyunu mutlaka avucuma alırım."
قَالَ ٱذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَآءً مَّوْفُورًا
Dedi ki: "Git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz cehennem hepinizin karşılığıdır; eksiksiz bir karşılık.
وَٱسْتَفْزِزْ مَنِ ٱسْتَطَعْتَ مِنْهُم بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا
Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat; atlılarınla ve yayalarınla onların üzerine yürü; mallarına ve evlatlarına ortak ol ve onlara vaatlerde bulun." Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ وَكِيلًا
Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin bir gücün yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter.
رَّبُّكُمُ ٱلَّذِى يُزْجِى لَكُمُ ٱلْفُلْكَ فِى ٱلْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦٓ إِنَّهُۥ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
Rabbiniz, lütfundan arayasınız diye sizin için denizde gemileri yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir.
وَإِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فِى ٱلْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلَّآ إِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّىٰكُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ كَفُورًا
Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda, O'ndan başka yalvardıklarınız kaybolur. Sizi karaya çıkarıp kurtardığında ise yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür.
أَفَأَمِنتُمْ أَن يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ ٱلْبَرِّ أَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ثُمَّ لَا تَجِدُوا۟ لَكُمْ وَكِيلًا
Sizi kara tarafında yere geçirmeyeceğinden ya da üzerinize taş savuran bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız.
أَمْ أَمِنتُمْ أَن يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَىٰ فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفًا مِّنَ ٱلرِّيحِ فَيُغْرِقَكُم بِمَا كَفَرْتُمْ ثُمَّ لَا تَجِدُوا۟ لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِۦ تَبِيعًا
Yoksa sizi bir kez daha oraya döndürüp üzerinize kasırga göndermeyeceğinden ve inkâr etmeniz yüzünden sizi boğmayacağından emin mi oldunuz? Sonra bize karşı, sizin için bir takipçi bulamazsınız.
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ وَحَمَلْنَٰهُمْ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلْنَٰهُمْ عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلًا
Andolsun biz Âdemoğullarını değerli kıldık; onları karada ve denizde taşıdık, temiz şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
يَوْمَ نَدْعُوا۟ كُلَّ أُنَاسٍۭ بِإِمَٰمِهِمْ فَمَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَقْرَءُونَ كِتَٰبَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Her topluluğu önderleriyle çağıracağımız gün; kimin kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve bir hurma çekirdeğinin ipliği kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
وَمَن كَانَ فِى هَٰذِهِۦٓ أَعْمَىٰ فَهُوَ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ أَعْمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلًا
Kim bu dünyada kör olursa, ahirette de kördür ve yolca daha sapkındır.
وَإِن كَادُوا۟ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ ٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ لِتَفْتَرِىَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۥ وَإِذًا لَّٱتَّخَذُوكَ خَلِيلًا
Neredeyse seni, sana vahyettiğimizden çevirip başkasını bize karşı uydurman için sınayacaklardı; o zaman seni dost edinirlerdi.
وَلَوْلَآ أَن ثَبَّتْنَٰكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْـًٔا قَلِيلًا
Seni sağlamlaştırmasaydık, neredeyse onlara biraz meyledecektin.
إِذًا لَّأَذَقْنَٰكَ ضِعْفَ ٱلْحَيَوٰةِ وَضِعْفَ ٱلْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا
O zaman sana, hayatın ve ölümün iki katını tattırırdık; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı bulamazdın.
وَإِن كَادُوا۟ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلْأَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَإِذًا لَّا يَلْبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلًا
Neredeyse seni bu topraktan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; o zaman senden sonra ancak pek az kalırlardı.
سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلًا
Senden önce gönderdiğimiz elçiler hakkındaki kanun budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın.
أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِدُلُوكِ ٱلشَّمْسِ إِلَىٰ غَسَقِ ٱلَّيْلِ وَقُرْءَانَ ٱلْفَجْرِ إِنَّ قُرْءَانَ ٱلْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Güneşin batıya kaymasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; sabah okumasını da. Şüphesiz sabah okuması şahitlidir.
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِۦ نَافِلَةً لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Gecenin bir kısmında ona ek olarak teheccüd kıl; umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.
وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَٱجْعَل لِّى مِن لَّدُنكَ سُلْطَٰنًا نَّصِيرًا
Ve de ki: "Rabbim! Beni doğru bir girişle girdir ve doğru bir çıkışla çıkar. Bana katından yardım edici bir güç ver."
وَقُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَزَهَقَ ٱلْبَٰطِلُ إِنَّ ٱلْبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقًا
Ve de ki: "Gerçek geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur."
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
Kur'an'dan, müminler için şifa ve rahmet olanı indiriyoruz; zalimlerin ise ancak kaybını artırır.
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسًا
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Kendisine kötülük dokunduğunda ise ümitsizliğe düşer.
قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِۦ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَىٰ سَبِيلًا
De ki: Herkes kendi yapısına göre davranır. Rabbiniz, kimin yolca daha doğru olduğunu daha iyi bilir.
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّى وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا
Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.
وَلَئِن شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِۦ عَلَيْنَا وَكِيلًا
Andolsun dilesek, sana vahyettiğimizi gideririz; sonra bize karşı kendin için bir vekil bulamazsın.
إِلَّا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّ فَضْلَهُۥ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيرًا
Ancak Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O'nun sana lütfu büyüktür.
قُل لَّئِنِ ٱجْتَمَعَتِ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِمِثْلِ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِۦ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا
De ki: Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek için bir araya gelseler, birbirlerine destek olsalar bile onun benzerini getiremezler.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
Andolsun biz, bu Kur'an'da insanlara her türlü örneği çeşitlendirdik. Fakat insanların çoğu inkârda direndi.
وَقَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفْجُرَ لَنَا مِنَ ٱلْأَرْضِ يَنۢبُوعًا
Dediler ki: "Bize yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana asla iman etmeyiz.
أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ ٱلْأَنْهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفْجِيرًا
Yahut senin hurma ve üzüm bağların olsun; aralarından ırmaklar fışkırt.
أَوْ تُسْقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا أَوْ تَأْتِىَ بِٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا
Yahut ileri sürdüğün gibi göğü üzerimize parça parça düşür; ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getir.
أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَىٰ فِى ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَٰبًا نَّقْرَؤُهُۥ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّى هَلْ كُنتُ إِلَّا بَشَرًا رَّسُولًا
Yahut altından bir evin olsun; ya da göğe yüksel. Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe, yükselmene de asla inanmayız." De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, elçi olan bir insandan başkası mıyım?
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤْمِنُوٓا۟ إِذْ جَآءَهُمُ ٱلْهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرًا رَّسُولًا
İnsanlara doğru yol geldiğinde iman etmelerini engelleyen şey, ancak "Allah bir insanı mı elçi gönderdi?" demeleri oldu.
قُل لَّوْ كَانَ فِى ٱلْأَرْضِ مَلَٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكًا رَّسُولًا
De ki: Yeryüzünde huzur içinde yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten elçi olarak bir melek indirirdik.
قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا
De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz O, kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًا
Allah kime yol gösterirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, artık onlar için O'ndan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet günü onları yüzüstü, kör, dilsiz ve sağır olarak toplarız. Varacakları yer cehennemdir; ateşi söndükçe alevini artırırız.
ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا
Bu, ayetlerimizi inkâr etmeleri ve "Kemik ve ufalanmış toprak olduğumuzda mı, gerçekten yeni bir yaratılışla diriltilecek miyiz?" demeleri yüzünden karşılıklarıdır.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلًا لَّا رَيْبَ فِيهِ فَأَبَى ٱلظَّٰلِمُونَ إِلَّا كُفُورًا
Görmediler mi? Gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya da gücü yetendir. Onlar için, hakkında şüphe olmayan bir süre belirlemiştir. Zalimler ise inkârda direndi.
قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّىٓ إِذًا لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ ٱلْإِنفَاقِ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ قَتُورًا
De ki: Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamak korkusuyla mutlaka tutardınız. İnsan çok cimridir.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ تِسْعَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ فَسْـَٔلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِذْ جَآءَهُمْ فَقَالَ لَهُۥ فِرْعَوْنُ إِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسْحُورًا
Andolsun Mûsâ'ya dokuz apaçık ayet verdik. İsrâiloğullarına sor; hani onlara gelmişti de Firavun ona demişti ki: "Ey Mûsâ! Doğrusu ben seni büyülenmiş sanıyorum."
قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰفِرْعَوْنُ مَثْبُورًا
Dedi ki: "Andolsun bunları, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini biliyorsun; birer görüş kaynağı olarak. Ey Firavun! Doğrusu ben de seni helak edilmiş sanıyorum."
فَأَرَادَ أَن يَسْتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعًا
Onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi; biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
وَقُلْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ لِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱسْكُنُوا۟ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْـَٔاخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا
Ondan sonra İsrâiloğullarına dedik ki: "Bu toprakta oturun. Ahiret vaadi geldiğinde, hepinizi bir araya getiririz."
وَبِٱلْحَقِّ أَنزَلْنَٰهُ وَبِٱلْحَقِّ نَزَلَ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Onu gerçek olarak indirdik ve gerçek olarak indi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
وَقُرْءَانًا فَرَقْنَٰهُ لِتَقْرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍ وَنَزَّلْنَٰهُ تَنزِيلًا
Bir Kur'an olarak onu bölüm bölüm ayırdık; insanlara ağır ağır okuyasın diye. Onu peyderpey indirdik.
قُلْ ءَامِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوْ لَا تُؤْمِنُوٓا۟ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهِۦٓ إِذَا يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ سُجَّدًا
De ki: Ona iman edin ya da etmeyin. Şüphesiz kendilerine daha önce ilim verilenler, onlara okunduğunda çeneleri üstüne secdeye kapanırlar.
وَيَقُولُونَ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًا
Ve derler ki: "Rabbimizi tenzih ederiz; Rabbimizin vaadi mutlaka yerine gelir."
وَيَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا
Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve bu, onların saygısını artırır.
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ أَوِ ٱدْعُوا۟ ٱلرَّحْمَٰنَ أَيًّا مَّا تَدْعُوا۟ فَلَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَٱبْتَغِ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا
De ki: İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye. Hangisiyle çağırırsanız, en güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, pek de kısma; ikisi arasında bir yol tut.
وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ وَلِىٌّ مِّنَ ٱلذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًۢا
Ve de ki: "Hamd; çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve güçsüzlükten dolayı bir dosta ihtiyacı bulunmayan Allah'a aittir." O'nu yücelttikçe yücelt.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
On beş maddelik liste
23-39. ayetler bir emirler dizisidir ve tevhitle açılıp tevhitle kapanır (22 ve 39. ayetler).
Arada sırayla şunlar gelir: anne baba hakkı, akraba ve yoksulun hakkı, savurganlık yasağı, harcamada denge, çocukları öldürme yasağı, zinaya yaklaşmama, cana kıymama, yetim malı, sözü tutma, ölçü ve tartı, bilgisiz konuşmama, böbürlenerek yürümeme.
Klasik tefsirlerde bu liste, Kur'an'ın ahlak bölümlerinin en yoğunu sayılır. Dikkat çekici olan, inanç maddeleriyle gündelik davranışın aynı dizide bulunmasıdır.
38. ayet listeyi kapatır ve hepsini tek bir ölçüye bağlar: "Rabbinin katında hoş görülmeyen şeyler."
"Bilgin olmayan şeyin ardına düşme"
36. ayet kısa bir yasak koyar ve gerekçesini ekler: kulak, göz ve kalp bundan sorumludur.
Klasik tefsirlerde bu ayetin kapsamı geniş tutulur; şahitlik, söz taşıma ve dayanaksız kanaat bu kapsamda anılır.
Bu sitedeki kaynak seviyesi sistemi bu ayete dayanır. Bir bilginin dolaşımda olması onu doğrulanmış hâle getirmez; kaynağı gösterilemeyen iddia aktarılmaz.
Aynı ölçü Hucurât 6 ve Necm 28'de de bulunur.
Anne baba ayetleri
23 ve 24. ayetler, bu sitede anne baba ayetleri temasının merkezindedir.
23. ayette yasaklanan ilk şey bir davranış değil, bir sestir: "öf." Sınır en küçük eşikten konur. Ardından azarlama yasaklanır ve olumlu olan istenir: güzel söz.
24. ayet ise bir dua verir: "Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et." Kur'an'da anne baba için bildirilen duadır.
Ayrıca 23. ayetin anne baba hakkını doğrudan tevhid emrinin ardına koyduğu dikkat çekicidir; aynı yerleşim Nisâ 36, En'âm 151 ve Bakara 83'te de bulunur.
Elin iki hâli
29. ayet harcamayı bir benzetmeyle sınırlar: eli boyna bağlı tutmamak ve büsbütün açmamak.
Klasik tefsirlerde bu iki uç, cimrilik ve savurganlık olarak açıklanır. 26 ve 27. ayetler savurganlığı ayrıca ele alır ve sert bir niteleme kullanır.
30. ayet ise ölçüyü kişinin elinden alır: rızkın miktarını belirleyen kul değildir.
Aynı denge Furkân 67'de "ne israf ne cimrilik" ifadesiyle bulunur. Bu sitede rızık kavramı ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
Ruh sorusu ve verilen sınır
85. ayette bir soru sorulur ve cevap kısadır: "Ruh, Rabbimin emrindendir."
Ardından bir cümle eklenir: "Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir."
Klasik tefsirlerde bu ayet, bilgisi verilmeyen konularda susmanın da bir cevap olduğu biçiminde ele alınır. 36. ayetteki yasakla birlikte okunur.
Bu sitede kaynağı gösterilemeyen konularda kesin ifade kullanılmamasının gerekçelerinden biri budur.
Sık sorulan sorular
Anne baba için okunacak dua hangi ayettedir?
İsrâ 24'tür: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et." Kur'an'da anne baba için doğrudan bildirilen duadır.
İsrâ suresi neden Benî İsrâîl adıyla da anılır?
Surenin 2-8. ayetleri ve devamındaki bölümler İsrâiloğullarını konu edindiği için bu adla da bilinir.
Kaynaklar
- Kur’anİsrâ 17:1-111 — Surenin metni
- Kur’anNisâ 4:36; En'âm 6:151 — Anne baba hakkının tevhid emrinden sonra gelmesi
- Kur’anFurkân 25:67 — Harcamada denge
- Kur’anHucurât 49:6; Necm 53:28 — Bilgisiz konuşmanın reddi
Son güncelleme: