Hicr Suresi
Hicr suresi 99 ayettir. Dokuzuncu ayeti Kur'an'ın korunmasını bildirir; 56. ayeti ise rahmetten ümit kesmeyi sapkınlıkla anar.
- Sure numarası
- 15. sure
- Arapça adı
- الحجر
- Ayet sayısı
- 99 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 54.
- Cüz
- 14. cüz
- Ana konusu
- Kur'an'ın korunması ve ümitsizliğin reddi
Adının anlamı
Hicr, taşlık bölge anlamındadır ve Semûd kavminin yaşadığı yerin adıdır. Sure adını 80. ayetteki bu isimden alır.
Temel temaları
- koruma
- ümit
- İblîs
- ölçü
Hicr suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
Elif Lâm Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'an'ın ayetleridir.
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
İnkâr edenler, keşke müslüman olsaydık diye çokça arzu edeceklerdir.
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Bırak onları; yesinler, yararlansınlar ve umut onları oyalasın. Yakında bilecekler.
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
Biz hiçbir şehri, belirlenmiş bir yazısı olmadan helak etmedik.
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
Hiçbir ümmet, süresini ne öne alabilir ne de geciktirebilir.
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
Dediler ki: "Ey kendisine zikir indirilen! Sen gerçekten delisin.
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!"
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ
Melekleri ancak gerçekle indiririz; o zaman da kendilerine süre tanınmaz.
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
Şüphesiz zikri biz indirdik ve şüphesiz onu koruyacak olan da biziz.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
Andolsun senden önce, öncekilerin toplulukları içinde de elçiler gönderdik.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Onlara gelen her elçiyle mutlaka alay ediyorlardı.
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
İşte biz onu, suçluların kalplerine böyle sokarız.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
Ona iman etmezler; oysa öncekilerin kanunu geçmiştir.
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
Mutlaka derlerdi ki: "Gözlerimiz döndürüldü; hayır, biz büyülenmiş bir topluluğuz."
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
Andolsun gökte burçlar var ettik ve onu bakanlar için süsledik.
وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
Onu, kovulmuş her şeytandan koruduk.
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
Ancak bir söz kapan olursa, onu apaçık bir alev izler.
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
Yeri yaydık, orada sabit dağlar attık ve orada ölçülü olarak her şeyden bitirdik.
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
Orada sizin için ve rızkını sizin vermediğiniz canlılar için geçimlikler var ettik.
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
Hazineleri yanımızda bulunmayan hiçbir şey yoktur; onu ancak belirli bir ölçüyle indiririz.
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik; gökten su indirdik ve onunla sizi suladık. Onun depolayıcısı da siz değilsiniz.
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
Şüphesiz dirilten de öldüren de biziz; mirasçı olan da biziz.
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
Andolsun sizden öne geçenleri de biliriz, geride kalanları da biliriz.
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Şüphesiz Rabbin, onları bir araya toplayacaktır. O hikmet sahibidir, bilendir.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
Andolsun insanı, kuru bir çamurdan, biçimlenmiş bir balçıktan yarattık.
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
Cinleri de daha önce, dumansız ateşten yarattık.
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben, kuru bir çamurdan, biçimlenmiş bir balçıktan bir insan yaratacağım.
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
Onu düzenleyip ruhumdan üflediğimde, ona secde ederek kapanın."
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Meleklerin hepsi topluca secde etti.
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Ancak İblîs secde etmedi; secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Dedi ki: "Ey İblîs! Secde edenlerle birlikte olmamanın sebebi nedir?"
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
Dedi ki: "Kuru bir çamurdan, biçimlenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim."
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
Dedi ki: "Çık oradan; şüphesiz sen kovulmuşsun.
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
Ve şüphesiz din gününe kadar lanet üzerindedir."
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Dedi ki: "Rabbim! Diriltilecekleri güne kadar bana süre ver."
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
Dedi ki: "Şüphesiz sen süre verilenlerdensin;
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
Bilinen vaktin gününe kadar."
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Dedi ki: "Rabbim! Beni saptırdığın için, yeryüzünde onlara kötülüğü süslü göstereceğim ve hepsini mutlaka saptıracağım;
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların başka."
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
Dedi ki: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur.
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir gücün yoktur; ancak sana uyan azgınlar başka."
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
Şüphesiz cehennem, hepsinin buluşma yeridir.
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
Onun yedi kapısı vardır; her kapı için onlardan ayrılmış bir bölüm vardır.
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
Şüphesiz sakınanlar, bahçeler ve pınarlar içindedir.
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
"Oraya esenlikle, güven içinde girin."
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
Göğüslerindeki kini çıkarıp attık; kardeşler olarak karşılıklı koltuklar üzerindedirler.
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
Orada onlara bir yorgunluk dokunmaz ve oradan çıkarılacak da değillerdir.
نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Kullarıma haber ver: şüphesiz ben çok bağışlayanım, çok merhamet edenim.
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
Ve azabım da acı bir azaptır.
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
Onlara İbrâhîm'in misafirlerinden haber ver.
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
Hani yanına girmişler ve "Selam" demişlerdi. O da "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti.
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
Dediler ki: "Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz."
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
Dedi ki: "Bana yaşlılık dokunmuşken mi müjdeliyorsunuz? Neyle müjdeliyorsunuz?"
قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse ümit kesenlerden olma."
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
Dedi ki: "Sapkınlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?"
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Dedi ki: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
Dediler ki: "Biz suçlu bir topluluğa gönderildik;
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
Ancak Lût'un ailesi başka; onların hepsini mutlaka kurtaracağız.
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
Elçiler Lût'un ailesine geldiklerinde,
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
Dedi ki: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz."
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
Dediler ki: "Hayır, sana onların şüphe ettiği şeyi getirdik.
وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
Sana gerçeği getirdik ve şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
Gecenin bir bölümünde aileni yürüt; sen de arkalarından git. İçinizden hiç kimse arkasına bakmasın ve emrolunduğunuz yere gidin."
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
Ona şu emri bildirdik: sabaha çıkarken bunların kökü kesilmiş olacaktır.
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
Şehir halkı sevinerek geldi.
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
Dedi ki: "Bunlar benim misafirlerimdir; beni rezil etmeyin.
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni utandırmayın."
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
Dediler ki: "Biz seni âlemlerden men etmemiş miydik?"
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
Dedi ki: "İşte kızlarım; yapacaksanız."
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
Ömrüne andolsun ki onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
Güneş doğarken çığlık onları yakaladı.
فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
Orayı altüst ettik ve üzerlerine pişmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
Şüphesiz bunda, işaretleri anlayanlar için ayetler vardır.
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
Şüphesiz o şehir, hâlâ duran bir yol üzerindedir.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda müminler için bir ayet vardır.
وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
Onlardan da intikam aldık. İkisi de apaçık bir yol üzerindedir.
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
Andolsun Hicr halkı da elçileri yalanladı.
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Onlara ayetlerimizi verdik; fakat onlardan yüz çeviriyorlardı.
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
Sabaha çıkarken çığlık onları yakaladı.
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Kazandıkları şey onlara hiçbir fayda vermedi.
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak gerçek üzere yarattık. Kıyamet mutlaka gelecektir; öyleyse güzel bir hoşgörüyle davran.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve bilendir.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
Andolsun sana, tekrarlanan yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik.
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
Onlardan bazılarına verdiğimiz geçimliğe gözlerini dikme; onlar için üzülme ve müminlere kanadını indir.
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
Ve de ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
Nitekim bölüştürenlere de indirmiştik;
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
Onlar, Kur'an'ı bölük bölük ayıranlardır.
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Rabbine andolsun ki hepsini mutlaka sorgulayacağız;
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Yaptıkları şeylerden.
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
Öyleyse emrolunduğun şeyi açıkça bildir ve ortak koşanlardan yüz çevir.
إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
Şüphesiz alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Onlar, Allah ile birlikte başka bir ilah edinirler; yakında bilecekler.
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
Andolsun biliyoruz ki söyledikleri yüzünden göğsün daralıyor.
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
Ve sana kesin olan gelinceye kadar Rabbine kulluk et.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Korumayı üstlenen
Dokuzuncu ayet iki cümleden oluşur ve ikisi de aynı özneyi taşır: "Şüphesiz zikri biz indirdik ve şüphesiz onu koruyacak olan da biziz."
Klasik tefsirlerde bu ayet, metnin korunmasının indirenin üzerine alındığı biçiminde okunur. İndirme ile koruma aynı cümlede birleştirilir.
Bu sitedeki Kur'an metni Tanzil Project'ten alınmıştır ve verbatim korunur; hiçbir normalize veya dönüşüm uygulanmaz. Yaklaşım bu ayetle uyumludur: metne müdahale edilmez.
Ümitsizliğin nitelenmesi
53-56. ayetlerde Hz. İbrâhîm'e yaşlılığında bir oğul müjdelenir ve şaşırır.
55. ayette elçiler bir uyarı ekler: "öyleyse ümit kesenlerden olma."
56. ayetteki cevap bir soru biçimindedir: "Sapkınlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?"
Klasik tefsirlerde bu ifade üzerinde durulur; ümitsizlik bir duygu olarak değil, bir yanılgı olarak nitelenir. Aynı çerçeve Zümer 53 ve Yûsuf 87'de de bulunur.
Bu sitede tövbe ve huzur konuları aynı ayetler etrafında ele alınmaktadır.
Belirli bir ölçüyle
19-21. ayetler üç şeyi arka arkaya bildirir.
Yeryüzünde her şey "ölçülü olarak" bitirilmiştir. Orada, rızkını insanın vermediği canlılar için de geçimlikler vardır. Ve hazineler yanındadır; ancak "belirli bir ölçüyle" indirilir.
Klasik tefsirlerde bu üçlü birlikte okunur: kaynak sınırsızdır, iniş ölçülüdür.
88. ayet aynı çerçeveyi kişisel tarafa çevirir: başkalarına verilen geçimliğe göz dikmemek. Bu sitede rızık kavramı ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
Tekrarlanan yedi
87. ayette "seb'an mine'l-mesânî" ifadesi geçer: tekrarlanan yedi.
Klasik tefsirlerde çoğunluk bunu Fâtiha suresi olarak açıklar; yedi ayeti ve her namazda tekrarlanması gerekçe gösterilir. Bir kısım müfessir ise başka açıklamalar aktarır.
Bu sitede çoğunluk görüşü esas alınmış, ihtilaf gizlenmemiştir. Fâtiha suresi ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
İblîs'in gerekçesi ve sınırı
32-42. ayetlerdeki diyalogda İblîs'in gerekçesi malzemeye dayanır: çamurdan yaratılana secde etmeyi reddeder.
39. ayette bir plan bildirir: kötülüğü süslü göstermek. Ancak 40. ayette kendisi bir istisna koyar: ihlâsa erdirilmiş kullar.
42. ayet sınırı yeniden çizer: "kullarım üzerinde senin bir gücün yoktur."
Klasik tefsirlerde bu ikili üzerinde durulur; sınırı hem İblîs kendisi kabul eder hem de ayrıca bildirilir. Aynı sınır İbrâhîm 22 ve Nahl 99'da da bulunur.
Sık sorulan sorular
Kur'an'ın korunacağını bildiren ayet hangisidir?
Hicr suresi 9. ayettir: "Şüphesiz zikri biz indirdik ve şüphesiz onu koruyacak olan da biziz."
"Tekrarlanan yedi" ne demektir?
Hicr 87'deki ifadedir. Klasik tefsirlerde çoğunluk bunu Fâtiha suresi olarak açıklar; yedi ayeti ve her namazda tekrarlanması gerekçe gösterilir.
Kaynaklar
- Kur’anHicr 15:1-99 — Surenin metni
- Kur’anZümer 39:53; Yûsuf 12:87 — Rahmetten ümit kesilmemesi
- Kur’anNahl 16:99 — Şeytanın sınırı
- Klasik kaynakTefsir literatürü — "Seb'an mine'l-mesânî" hakkındaki görüşler
Son güncelleme: