Rüya ile İlgili Hadisler

Sahih hadisBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Bu sayfa rüya yorumlamaz. Buhârî Sahîh'inde rüyaya ayrı bir bölüm ayırır: Kitâbü't-Ta'bîr. Aşağıdaki on yedi hadis o bölümden seçilmiştir ve rüyanın nereden geldiğini, hoşlanılmayan bir rüya görüldüğünde ne yapıldığını, rüyanın kime anlatılacağını ve görülmemiş bir rüyayı anlatmanın neden ağır sayıldığını aktarır.

Hadisler

  1. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الرُّؤْيَا الْحَسَنَةُ مِنَ الرَّجُلِ الصَّالِحِ جُزْءٌ مِنْ سِتَّةٍ وَأَرْبَعِينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ ‏"‏‏.‏

    Sâlih kişinin gördüğü güzel rüya, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır.

    Rivayet bir oran verir, bir yetki vermez: rüya peygamberlik değildir, ondan bir paydır. Aynı ölçü bölümün dört ayrı bâbında üç farklı lafızla geçer — "sâlih kişinin güzel rüyası", "mü'minin rüyası" ve "sâlih rüya". Ortak olan nitelemedir; ölçü her rüyaya değil, nitelenmiş olana bağlanır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 2

  2. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لَمْ يَبْقَ مِنَ النُّبُوَّةِ إِلاَّ الْمُبَشِّرَاتُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَمَا الْمُبَشِّرَاتُ قَالَ ‏"‏ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre şöyle dedi: Allah Resûlü'nü şöyle derken işittim: "Peygamberlikten geriye müjdecilerden başkası kalmadı." "Müjdeciler nedir?" dediler. "Sâlih rüyadır" buyurdu.

    Cümle bir kapanış bildirir: peygamberlik sona ermiştir, geriye kalan ondan bir paydır. Rivayetin o paya verdiği ad "müjde"dir — haber, delil ya da bilgi değil. Bu ad, rüyaya yüklenen beklentinin sınırını da çizer.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 5

  3. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أُنَاسًا، أُرُوا لَيْلَةَ الْقَدْرِ فِي السَّبْعِ الأَوَاخِرِ، وَأَنَّ أُنَاسًا أُرُوا أَنَّهَا فِي الْعَشْرِ الأَوَاخِرِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْتَمِسُوهَا فِي السَّبْعِ الأَوَاخِرِ ‏"‏‏.‏

    İbn Ömer'den: Bazı kimselere Kadir gecesi son yedi gecede gösterildi, bazı kimselere de onun son on gecede olduğu gösterildi. Bunun üzerine Peygamber, "Onu son yedi gecede arayın" buyurdu.

    Birden çok kişinin gördüğü birbirini destekler; buna rağmen sonucu rüyalar değil Peygamber'in sözü belirler. Rivayet, uyuşan rüyaların bile tek başına bir hüküm kurmadığını gösterir. Kadir gecesinin hangi gecede aranacağı konusunda başka rivayetler de vardır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 8

  4. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَأَبَا، عُبَيْدٍ أَخْبَرَاهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ لَبِثْتُ فِي السِّجْنِ مَا لَبِثَ يُوسُفُ، ثُمَّ أَتَانِي الدَّاعِي لأَجَبْتُهُ ‏"‏‏.‏

    Allah Resûlü şöyle buyurdu: "Yûsuf'un kaldığı kadar hapiste kalsaydım, sonra bana davetçi gelseydi çağrısına hemen uyardım."

    Rivayette rüya anılmaz; bölümde yer almasının sebebi bağlamdır — Kur'an'da rüya yorumu Yûsuf kıssasında ve hapiste geçer. Cümlenin ne anlattığı klasik şerhlerde Hz. Yûsuf'un zindandan çıkarken önce kendi durumunun aydınlatılmasını istemesiyle (Yûsuf 12:50) birlikte açıklanır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 9

  5. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏مَنْ رَآنِي فَقَدْ رَأَى الْحَقَّ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَتَكَوَّنُنِي‏"‏‏.‏

    Ebû Saîd el-Hudrî, Peygamber'i şöyle derken işitti: "Beni gören gerçeği görmüştür; çünkü şeytan benim suretime giremez."

    "Gerçeği görmüştür" ifadesi klasik şerhlerde iki türlü açıklanmıştır: görülen rüyanın doğru olduğu ve görülenin gerçekten Peygamber olduğu. Rivayet bunun ötesinde bir sonuç bildirmez — görene bir üstünlük, bir haber ya da bir görev yüklemez.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 10

  6. حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُخْتَارٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ رَآنِي فِي الْمَنَامِ فَقَدْ رَآنِي، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَتَخَيَّلُ بِي، وَرُؤْيَا الْمُؤْمِنِ جُزْءٌ مِنْ سِتَّةٍ وَأَرْبَعِينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ ‏"‏‏.‏

    Enes'ten: Peygamber şöyle buyurdu: "Beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür; çünkü şeytan benim suretimde görünemez. Mü'minin rüyası da peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır."

    Aynı bâbda iki ayrı fiil kullanılır: biri "benim suretime giremez", diğeri "benim suretimde görünemez". İkisi de aynı şeyi bildirir. Rivayet, görülen şeklin doğruluğunun nasıl bilineceğine dair bir ölçü vermez; bu yüzden "rüyamda gördüğüm kişi Peygamber miydi?" sorusunun cevabı da burada aranmaz.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 10

  7. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الطُّفَاوِيُّ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أُعْطِيتُ مَفَاتِيحَ الْكَلِمِ، وَنُصِرْتُ بِالرُّعْبِ، وَبَيْنَمَا أَنَا نَائِمٌ الْبَارِحَةَ إِذْ أُتِيتُ بِمَفَاتِيحِ خَزَائِنِ الأَرْضِ حَتَّى وُضِعَتْ فِي يَدِي ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَذَهَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنْتُمْ تَنْتَقِلُونَهَا‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: "Bana sözün anahtarları verildi, korkuyla yardım olundum; dün gece ben uyurken yeryüzü hazinelerinin anahtarları getirilip elime kondu." Ebû Hüreyre dedi ki: Allah Resûlü gitti; o hazineleri elden ele geçiren sizlersiniz.

    Rivayette bir yorum verilmez. Ebû Hüreyre'nin eklediği cümle rüyayı sonradan olanla birleştirir: anlam bir sembol karşılığından değil, gerçekleşenden okunur. "Korku ile yardım olundum" ifadesi klasik şerhlerde düşmanın kalbine düşen korku diye açıklanır. Aynı lafız bölüm dışında, rüya bağlamı olmadan bir hutbede de nakledilir.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 11

  8. حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا وَقَالَ ‏"‏ مَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ وَأَحْزَنَنِي فَنِمْتُ، فَرَأَيْتُ لِعُثْمَانَ عَيْنًا تَجْرِي، فَأَخْبَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ ذَلِكَ عَمَلُهُ ‏"‏‏.‏

    Şu'ayb bu hadisi ez-Zührî'den aynı şekilde rivayet etti ve şu lafzı nakletti: "Ona ne yapılacağını bilmiyorum." Ümmü'l-Alâ dedi ki: Bu beni üzdü; uyudum ve Osman için akan bir pınar gördüm. Bunu Allah Resûlü'ne bildirdim; "İşte bu, onun amelidir" buyurdu.

    Buhârî bu parçayı önceki rivayetin eki olarak, kadınların rüyası bâbında nakleder. Olayın tamamı ölüm ile ilgili hadisler sayfasındadır: Ümmü'l-Alâ, evlerinde vefat eden Osman b. Maz'ûn için "Allah seni şereflendirdi" demiş, Peygamber ise kimse hakkında böyle bir hüküm verilemeyeceğini bildirmişti. Rüya bu sözün ardından gelir ve bir akıbet bildirmez; işaret ettiği şey kişinin kendi amelidir.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 13

  9. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا قَتَادَةَ الأَنْصَارِيّ َ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَفُرْسَانِهِ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الرُّؤْيَا مِنَ اللَّهِ، وَالْحُلْمُ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَإِذَا حَلَمَ أَحَدُكُمُ الْحُلُمَ يَكْرَهُهُ فَلْيَبْصُقْ عَنْ يَسَارِهِ وَلْيَسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنْهُ، فَلَنْ يَضُرَّهُ ‏"‏‏.‏

    Ebû Katâde el-Ensârî, Allah Resûlü'nü şöyle derken işitti: "Rüya Allah'tandır, hulm ise şeytandandır. Biriniz hoşlanmadığı bir hulm görürse soluna doğru tükürsün ve ondan Allah'a sığınsın; o zaman kendisine zarar vermez."

    Arapçada iki ayrı kelime kullanılır: rüya ve hulm; rivayet bu ikisini kaynaklarına göre ayırır ve Türkçede ikisi de çoğunlukla "rüya" diye karşılandığı için ayrım kaybolur. Rivayetin öngördüğü karşılık bir yorum değil, bir davranıştır: sığınmak. Kaç kez yapılacağına dair bir sayı bu lafızda yoktur. "Zarar vermez" ifadesi görülenin etkisine dairdir; belirli bir sonucun garantisi olarak kurulmamıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 14

  10. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا حَرَمِيُّ بْنُ عُمَارَةَ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ قَالَ قَيْسُ بْنُ عُبَادٍ كُنْتُ فِي حَلْقَةٍ فِيهَا سَعْدُ بْنُ مَالِكٍ وَابْنُ عُمَرَ فَمَرَّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فَقَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّهُمْ قَالُوا كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَهُمْ أَنْ يَقُولُوا مَا لَيْسَ لَهُمْ بِهِ عِلْمٌ، إِنَّمَا رَأَيْتُ كَأَنَّمَا عَمُودٌ وُضِعَ فِي رَوْضَةٍ خَضْرَاءَ، فَنُصِبَ فِيهَا وَفِي رَأْسِهَا عُرْوَةٌ وَفِي أَسْفَلِهَا مِنْصَفٌ ـ وَالْمِنْصَفُ الْوَصِيفُ ـ فَقِيلَ ارْقَهْ‏.‏ فَرَقِيتُ حَتَّى أَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ‏.‏ فَقَصَصْتُهَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَمُوتُ عَبْدُ اللَّهِ وَهْوَ آخِذٌ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى ‏"‏‏.‏

    Kays b. Ubâd şöyle dedi: İçinde Sa'd b. Mâlik ile İbn Ömer'in de bulunduğu bir halkadaydım. Abdullah b. Selâm oradan geçti; "Bu, cennet ehlinden bir adamdır" dediler. Ona, "Şöyle şöyle dediler" dedim. Şöyle karşılık verdi: "Sübhânallah! Bilmedikleri bir şeyi söylemeleri onlara yakışmazdı. Ben yalnızca şunu gördüm: Yeşil bir bahçeye bir direk konulmuş ve orada dikilmişti; tepesinde bir kulp, dibinde bir minsaf vardı — minsaf hizmetçi demektir. Bana 'Çık' denildi. Çıktım ve kulpu tuttum. Bunu Allah Resûlü'ne anlattım; Allah Resûlü, 'Abdullah, en sağlam kulpa tutunmuş olarak ölecek' buyurdu."

    Rüyanın sahibi, kendi rüyasından çıkarılan hükmü reddeder: "bilmedikleri bir şeyi söylemeleri onlara yakışmazdı." Bu sayfa açısından kayda değer olan budur — bir rüya, kimse hakkında bir hüküm kurmaz. Peygamber'in verdiği karşılık da bir sembol açıklaması değildir; "en sağlam kulp" Kur'an'dan gelen bir ifadedir (Bakara 2:256).

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 19

  11. حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، ح وَحَدَّثَنِي خَلِيفَةُ، حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ عُبَادٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، قَالَ رَأَيْتُ كَأَنِّي فِي رَوْضَةٍ، وَسَطَ الرَّوْضَةِ عَمُودٌ فِي أَعْلَى الْعَمُودِ عُرْوَةٌ، فَقِيلَ لِي ارْقَهْ‏.‏ قُلْتُ لاَ أَسْتَطِيعُ‏.‏ فَأَتَانِي وَصِيفٌ فَرَفَعَ ثِيَابِي فَرَقِيتُ، فَاسْتَمْسَكْتُ بِالْعُرْوَةِ، فَانْتَبَهْتُ وَأَنَا مُسْتَمْسِكٌ بِهَا، فَقَصَصْتُهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ تِلْكَ الرَّوْضَةُ رَوْضَةُ الإِسْلاَمِ، وَذَلِكَ الْعَمُودُ عَمُودُ الإِسْلاَمِ، وَتِلْكَ الْعُرْوَةُ عُرْوَةُ الْوُثْقَى، لاَ تَزَالُ مُسْتَمْسِكًا بِالإِسْلاَمِ حَتَّى تَمُوتَ ‏"‏‏.‏

    Abdullah b. Selâm şöyle dedi: Kendimi bir bahçede gördüm; bahçenin ortasında bir direk, direğin tepesinde bir kulp vardı. Bana "Çık" denildi. "Gücüm yetmez" dedim. Derken bir hizmetçi gelip elbisemi kaldırdı; çıktım ve kulpa tutundum. Uyandığımda hâlâ ona tutunuyordum. Bunu Peygamber'e anlattım; şöyle buyurdu: "O bahçe İslâm'ın bahçesidir, o direk İslâm'ın direğidir, o kulp da en sağlam kulptur. Sen ölünceye kadar İslâm'a tutunmayı sürdüreceksin."

    Buhârî aynı rüyayı iki ayrı bâbda, iki ayrı kanaldan nakleder; bu rivayette yorum unsur unsur verilir. Verilen karşılıklar yine de genel bir sözlük kurmaz: yorum bu kişinin kendi hayatına bağlanır — "sen ölünceye kadar". Aynı unsurlar başka birinin rüyasında görüldüğünde aynı karşılığı alacağına dair bir kayıt yoktur.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 23

  12. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ عَوْفًا، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ تَكْذِبُ رُؤْيَا الْمُؤْمِنِ، وَرُؤْيَا الْمُؤْمِنِ جُزْءٌ مِنْ سِتَّةٍ وَأَرْبَعِينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ‏.‏ ‏"‏ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَنَا أَقُولُ هَذِهِ قَالَ وَكَانَ يُقَالُ الرُّؤْيَا ثَلاَثٌ حَدِيثُ النَّفْسِ، وَتَخْوِيفُ الشَّيْطَانِ، وَبُشْرَى مِنَ اللَّهِ، فَمَنْ رَأَى شَيْئًا يَكْرَهُهُ فَلاَ يَقُصُّهُ عَلَى أَحَدٍ، وَلْيَقُمْ فَلْيُصَلِّ‏.‏ قَالَ وَكَانَ يُكْرَهُ الْغُلُّ فِي النَّوْمِ، وَكَانَ يُعْجِبُهُمُ الْقَيْدُ، وَيُقَالُ الْقَيْدُ ثَبَاتٌ فِي الدِّينِ‏.‏ وَرَوَى قَتَادَةُ وَيُونُسُ وَهِشَامٌ وَأَبُو هِلاَلٍ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَدْرَجَهُ بَعْضُهُمْ كُلَّهُ فِي الْحَدِيثِ، وَحَدِيثُ عَوْفٍ أَبْيَنُ‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ لاَ أَحْسِبُهُ إِلاَّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْقَيْدِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ لاَ تَكُونُ الأَغْلاَلُ إِلاَّ فِي الأَعْنَاقِ‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: "Zaman yaklaştığında mü'minin rüyası neredeyse yalan çıkmaz; mü'minin rüyası peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır." Muhammed b. Sîrîn dedi ki: Şunu ben söylüyorum. Dedi ki: Şöyle denirdi: Rüya üçtür — nefsin kendi kendine konuşması, şeytanın korkutması ve Allah'tan bir müjde. Kim hoşlanmadığı bir şey görürse onu kimseye anlatmasın; kalksın ve namaz kılsın. Dedi ki: Uykuda boyna geçirilen halka hoş karşılanmaz, bukağı ise hoşlarına giderdi; bukağı için "dinde sebattır" denirdi. Katâde, Yûnus, Hişâm ve Ebû Hilâl bunu İbn Sîrîn'den, o Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den rivayet etmiştir; bazıları bunun tamamını hadisin içine katmıştır, Avf'ın rivayeti ise daha açıktır. Yûnus dedi ki: Bukağı ile ilgili kısmın ancak Peygamber'den geldiğini sanıyorum. Ebû Abdullah dedi ki: Boyunduruklar ancak boyunlarda olur.

    Bu sayfadaki tek genel sembol açıklaması burada geçer ve rivayetin kendisi onu Peygamber'e ait saymaz: "şöyle denirdi" kalıbıyla, râvi Muhammed b. Sîrîn'in sözü olarak nakledilir. Buhârî hemen ardından ihtilafı da yazar — bazı râviler bu sözleri hadisin içine katmış, Yûnus ise yalnız bir kısmının Peygamber'den geldiğini sandığını söylemiştir. Rüyanın üç kaynağa ayrılması da aynı kalıpla, râvi sözü olarak verilir. "Zaman yaklaştığında" ifadesi klasik şerhlerde kıyamete yaklaşılması diye açıklanmıştır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 26

  13. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدٌ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي عَلَى قَلِيبٍ وَعَلَيْهَا دَلْوٌ، فَنَزَعْتُ مِنْهَا مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ فَنَزَعَ مِنْهَا ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ، وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ، ثُمَّ اسْتَحَالَتْ غَرْبًا، فَأَخَذَهَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنَ النَّاسِ يَنْزِعُ نَزْعَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ ‏"‏‏.‏

    Ebû Hüreyre'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: "Ben uyurken kendimi bir kuyunun başında gördüm; üzerinde bir kova vardı. Allah'ın dilediği kadar su çektim. Sonra kovayı Ebû Kuhâfe'nin oğlu aldı ve bir ya da iki kova çekti; çekişinde bir zayıflık vardı — Allah onu bağışlasın. Sonra kova büyük bir kovaya dönüştü ve onu Ömer b. Hattâb aldı. İnsanlar arasında Ömer b. Hattâb'ın çektiği gibi çeken üstün bir kimse görmedim; nihayet insanlar develerini kanasıya sulayıp sulağın çevresine çöktürdüler."

    Rivayette hiçbir yorum verilmez; Peygamber rüyayı anlatır ve orada bırakır. Klasik kaynaklar bunu sonradan olanlarla birlikte açıklamıştır, ama o açıklama rivayetin lafzında yoktur. Yorumsuz nakledilen bir rüyanın da bölümde yer alması, kaynağın her rüyaya bir karşılık aramadığını gösterir. "Ebû Kuhâfe'nin oğlu" Ebû Bekir'dir.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 29

  14. حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي فِي الْجَنَّةِ، فَإِذَا امْرَأَةٌ تَتَوَضَّأُ إِلَى جَانِبِ قَصْرٍ، قُلْتُ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏ فَذَكَرْتُ غَيْرَتَهُ فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَبَكَى عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ثُمَّ قَالَ أَعَلَيْكَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَغَارُ

    Ebû Hüreyre şöyle dedi: Allah Resûlü'nün yanında oturuyorduk; şöyle buyurdu: "Ben uyurken kendimi cennette gördüm. Bir de baktım, bir köşkün yanında abdest alan bir kadın var. 'Bu köşk kimin?' dedim. 'Ömer b. Hattâb'ın' dediler. Onun kıskançlığını hatırladım ve geri dönüp uzaklaştım." Bunun üzerine Ömer b. Hattâb ağladı ve "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Resûlü! Sana karşı mı kıskançlık edeceğim?" dedi.

    Rüyada görülene karşı gösterilen edep, uyanıkken gösterilenin aynısıdır; rivayetin anlattığı budur. Burada da bir sembol karşılığı verilmez — köşk ya da abdest için genel bir anlam bildirilmez.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 31

  15. حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا بِهِ أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ إِذْ أُوتِيتُ خَزَائِنَ الأَرْضِ، فَوُضِعَ فِي يَدَىَّ سِوَارَانِ مِنْ ذَهَبٍ، فَكَبُرَا عَلَىَّ وَأَهَمَّانِي، فَأُوحِيَ إِلَىَّ أَنِ انْفُخْهُمَا، فَنَفَخْتُهُمَا فَطَارَا، فَأَوَّلْتُهُمَا الْكَذَّابَيْنِ اللَّذَيْنِ أَنَا بَيْنَهُمَا صَاحِبَ صَنْعَاءَ وَصَاحِبَ الْيَمَامَةِ ‏"‏‏.‏

    Hemmâm b. Münebbih'in Ebû Hüreyre'den naklettiklerindendir. Allah Resûlü şöyle buyurdu: "Biz sonuncularız, öne geçenleriz." Yine şöyle buyurdu: "Ben uyurken bana yeryüzünün hazineleri verildi; ellerime altından iki bilezik kondu. Bunlar bana ağır geldi ve beni tasalandırdı. Derken bana 'İkisine üfle' diye vahyedildi; üfledim ve ikisi uçup gitti. Ben onları, aralarında bulunduğum iki yalancı diye yorumladım: San'â sahibi ve Yemâme sahibi."

    Yorumu veren, rüyayı görenin kendisidir ve karşılık genel değil, o günün belirli iki kişisidir: peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansî ile Müseylime. Rivayetin açılışındaki "biz sonuncularız, öne geçenleriz" cümlesi rüyaya ait değildir; aynı lafız cuma bahsinde de geçer.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 40

  16. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، مَوْلَى ابْنِ عُمَرَ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنْ أَفْرَى الْفِرَى أَنْ يُرِيَ عَيْنَيْهِ مَا لَمْ تَرَ ‏"‏‏.‏

    İbn Ömer'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: "İftiraların en ağırlarından biri, kişinin gözlerinin görmediği bir şeyi gözlerine göstermesidir."

    Buhârî rivayeti "rüyasında yalan söyleyen" bâbında nakleder: görülmemiş bir rüyayı görmüş gibi anlatmak kastedilir. Ağırlığın sebebi, rüyanın Allah'a nispet edilen tarafıdır — uydurulan şey bir söz değil, bir kaynak iddiasıdır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 45

  17. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا رَأَى أَحَدُكُمُ الرُّؤْيَا يُحِبُّهَا، فَإِنَّهَا مِنَ اللَّهِ، فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ عَلَيْهَا، وَلْيُحَدِّثْ بِهَا، وَإِذَا رَأَى غَيْرَ ذَلِكَ مِمَّا يَكْرَهُ، فَإِنَّمَا هِيَ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَلْيَسْتَعِذْ مِنْ شَرِّهَا، وَلاَ يَذْكُرْهَا لأَحَدٍ، فَإِنَّهَا لَنْ تَضُرَّهُ ‏"‏

    Ebû Saîd el-Hudrî, Allah Resûlü'nü şöyle derken işitti: "Biriniz sevdiği bir rüya görürse o Allah'tandır; ona hamdetsin ve onu anlatsın. Hoşlanmadığı başka bir şey görürse o ancak şeytandandır; şerrinden Allah'a sığınsın ve onu kimseye anlatmasın; o zaman kendisine asla zarar vermez."

    Rivayet rüyanın anlatılmasını ikiye ayırır ve hoşlanılmayanı anlatmamayı ister. Bu, yaygın uygulamanın tersidir: kötü rüya çoğunlukla tam da yorumlatmak için anlatılır. Rivayetin önerdiği karşılık anlatmak değil, sığınmak ve susmaktır.

    Sahih hadisBuhârî, Ta'bîr 46

Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.

Bu sayfa rüya yorumu yapmaz

Türkiye'de en çok aranan dinî sorulardan biri "rüyamda şunu gördüm, ne anlama gelir?" biçimindedir. Bu sayfa o soruya cevap vermez ve bir sembol listesi taşımaz.

Sebebi aşağıdaki rivayetlerin kendisidir: hiçbiri "şunu gören şunu yaşar" biçiminde genel bir kural kurmaz. Peygamber'in bir rüyayı yorumladığı yerlerde yorum, o rüyayı gören belirli kişiye ve o âna aittir. Abdullah b. Selâm'ın rüyasında verilen karşılık "sen ölünceye kadar" diye biter; iki altın bileziğin karşılığı o günün iki kişisidir. Bunlar rivayetin kendi metnidir, bir sözlük maddesi değildir.

Kur'an tarafında da durum aynıdır: rüya yorumu Hz. Yûsuf'a verilmiş bir ilim olarak anlatılır ve kıssa rüyayı kehanet olarak değil, yıllar süren bir sürecin başlangıcı olarak kurar. Ayetler rüya ile ilgili ayetler sayfasında toplanmıştır.

Bu sayfanın yaptığı şey, rivayetlerin rüya hakkında ne söylediğini kaynağıyla göstermektir. Bir rüyanın ne anlama geldiği sorusu ise bu sayfanın kapsamı dışındadır.

Rivayetlerdeki tek genel açıklama, hadisin kendisine ait değildir

Bölümün yirmi altıncı bâbındaki rivayet, rüyayı üç kaynağa ayırır: nefsin kendi kendine konuşması, şeytanın korkutması ve Allah'tan bir müjde. Aynı yerde uykuda görülen bukağı için "dinde sebattır" denir.

Bu iki açıklama da "şöyle denirdi" kalıbıyla, râvi Muhammed b. Sîrîn'in sözü olarak nakledilir. Kayda değer olan, Buhârî'nin hemen ardından ihtilafı da yazmasıdır: bazı râviler bu sözleri hadisin içine katmış, Yûnus ise yalnız bir kısmının Peygamber'den geldiğini sandığını söylemiştir.

Yani kaynağın kendisi, sözün nerede bittiğini belirsiz bırakmıyor. Dolaşan rüya sözlüklerinin çoğu bu ayrımı yapmaz ve râvi sözünü hadis diye aktarır; sayfada bu rivayet, tam da ayrımı göstermek için duruyor.

Aynı ölçü bir eleme ölçütüdür de: bölümdeki bazı rivayetler bir unsuru doğrudan bir karşılığa bağlar. Bunların bir kısmı zaten sitenin başka sayfalarındadır, bir kısmı ise kısa bir notla dürüstçe çerçevelenemeyeceği için alınmamıştır.

Bu hadisler nasıl seçildi

Kitâbü't-Ta'bîr, Sahîh-i Buhârî'nin doksan birinci kitâbıdır. Kırk altı adaylık bir havuz bâb bâb okundu ve on dokuzu alındı; ikisi sonradan çıkarıldı ve sayfa on yedide kaldı. Bâb numaraları her hadisin altında verilmiştir.

Elenenlerin en büyük bölümü tekrardır: bölüm içinde aynı rüya birden çok bâbda, farklı kanallardan nakledilir. Peygamberliğin kırk altıda biri ölçüsü dört yerde, kuyudan su çekme rüyası dört yerde, cennetteki köşk üç yerde geçer. Her biri sayfada bir kez durur. Tek istisna Abdullah b. Selâm'ın rüyasıdır: iki kanaldan ikisi de alındı, çünkü biri rüyadan çıkarılan hükmün reddini, diğeri yorumun kendisini taşır. Sonradan çıkarılan iki rivayet de bu kuralın gereğidir: üçüncü bâbdaki "rüya Allah'tan, hulm şeytandandır" lafzı on dördüncü bâbdaki daha dolu nüshanın ilk cümlesidir, dördüncü bâbdaki "mü'minin rüyası" lafzı ise onuncu ve yirmi altıncı bâbların metinlerinde aynen geçer.

Beş rivayet, sitenin başka sayfalarında zaten yayımlandığı için alınmadı: süt kadehi rüyası ilim ve sahâbe sayfalarında, gömlek rüyası iman sayfasında, Hz. Âişe'nin rüyada gösterilmesi aile sayfasında, Osman b. Maz'ûn olayının tamamı ölüm sayfasında, İbn Ömer'in melek rüyası sahâbe sayfasındadır. Buradaki bağlantılar o sayfalara gider.

Kapsam dışı bırakılanlar şunlardır: savaş bağlamı taşıyanlar, içinde azap tasviri ya da belirli kişiler hakkında hüküm bulunan uzun rüya anlatıları, kısa bir notla çerçevelenemeyecek kadar ağır bağlam isteyenler ve metni bulunmayan bir isnâd parçası. Sayı hedefi bu ölçütlerin önüne geçmedi.

Sık sorulan sorular

Rüyamda gördüğüm şeyin anlamı nedir?

Bu sayfa rüya yorumu yapmaz ve bir sembol listesi taşımaz. Buradaki rivayetlerde "şunu gören şunu yaşar" biçiminde genel bir kural kurulmaz; Peygamber'in bir rüyayı yorumladığı yerlerde yorum, o rüyayı gören belirli kişiye ve o âna aittir.

"Rüya peygamberliğin kırk altıda biridir" ne demektir?

Rivayet bir oran verir, bir yetki vermez. Aynı bölümdeki başka bir rivayet peygamberlikten geriye yalnız "müjdeciler"in kaldığını bildirir; yani rüya bir haber ya da delil değil, bir müjde olarak anılır. Oranın neye göre kurulduğu klasik şerhlerde farklı açıklanmıştır ve rivayetin kendisi bir hesap vermez.

Hoşlanılmayan bir rüya görülünce ne yapılır?

Rivayetlerin bildirdiği karşılık bir yorum değil, bir davranıştır: soluna tükürmek, o rüyanın şerrinden Allah'a sığınmak ve onu kimseye anlatmamak. Aynı bölümün yirmi altıncı bâbında kalkıp namaz kılmak da anılır, ancak bu cümle rivayette râvinin sözü olarak geçer. Metinlerde belirli bir sayı yer almaz.

Peygamber'i rüyada gören onu gerçekten görmüş olur mu?

Rivayet, kendisini görenin gerçeği görmüş olduğunu ve şeytanın onun suretine giremeyeceğini bildirir. Bunun ötesinde bir sonuç bildirmez: görene bir üstünlük, bir haber ya da bir görev yüklemez; görülen şeklin doğruluğunun nasıl bilineceğine dair de bir ölçü vermez.

Buhârî'nin Ta'bîr bölümündeki bazı hadisler bu sayfada neden yok?

Üç sebeple: bölüm içinde tekrarlanan rivayetlerden biri alındı, sitenin başka sayfalarında zaten yayımlanmış olanlar tekrar edilmedi ve savaş bağlamı, azap tasviri ya da belirli kişiler hakkında hüküm taşıyan uzun rüya anlatıları kapsam dışı bırakıldı. Metni bulunmayan bir isnâd parçası da alınmadı.

Kaynaklar

  • Sahih hadis
    Buhârî, Ta'bîr — Sayfadaki on yedi hadisin tamamı Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü't-Ta'bîr bölümündendir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ta'bîr 5 — Peygamberlikten geriye müjdecilerin kaldığını bildiren rivayet.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ta'bîr 14 — Hoşlanılmayan rüya görüldüğünde yapılacaklar.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ta'bîr 26 — Rüyanın üç kaynağa ayrılması; bu ayrım rivayette râvi sözü olarak nakledilir.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ta'bîr 45 — Görülmemiş bir rüyayı görmüş gibi anlatmanın ağırlığı.
  • Sahih hadis
    Buhârî, Ta'bîr 46 — Sevilen ve hoşlanılmayan rüyanın anlatılması arasındaki ayrım.
  • Kur’an
    Yûsuf 12:4 — Kur'an'da rüya yorumunun geçtiği kıssanın açılışı.
  • Kur’an
    Yûsuf 12:50 — Hz. Yûsuf'un zindandan çıkarken durumunun aydınlatılmasını istemesi.
  • Kur’an
    Bakara 2:256 — Abdullah b. Selâm'ın rüyasının yorumunda geçen "en sağlam kulp" ifadesinin yeri.

Son güncelleme: