Hac ve Umre ile İlgili Hadisler
Sahîh-i Buhârî'nin Kitâbü'l-Hac ve Kitâbü'l-Umre bölümlerinden seçilmiş kırk hadis: telbiyenin lafzı, niyet, Kâbe ile Harem'in dokunulmazlığı, Hacerülesved'in öpülmesi, kalabalıkta sükûnet ve esirgeme, umrenin değeri ve yolculuk ile eve dönüş ahlâkı. Bu sayfa haccın nasıl yapılacağını anlatan bir rehber değildir; menâsik için Diyanet'in hac rehberleri ile fıkıh kaynakları esastır.
Hadisler
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عَزْرَةُ بْنُ ثَابِتٍ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ، قَالَ حَجَّ أَنَسٌ عَلَى رَحْلٍ، وَلَمْ يَكُنْ شَحِيحًا، وَحَدَّثَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَجَّ عَلَى رَحْلٍ وَكَانَتْ زَامِلَتَهُ.
Sümâme b. Abdullah şöyle dedi: Enes haccını sade bir semer üzerinde yaptı; cimri biri de değildi. Ve şunu nakletti: Allah Resûlü de haccını bir semer üzerinde yapmış, aynı hayvan onun yükünü de taşımıştı.
Râvi "cimri değildi" kaydını boşuna koymaz: sadelik imkânsızlıktan değil tercihten geliyordu. Rivayet haccın nasıl yapılacağını değil, hangi tavırla yapıldığını kaydeder.
Sahih hadisBuhârî, Hac 3
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ أَبُو الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ ".
Ebû Hüreyre, Peygamber'i şöyle derken işittiğini söyledi: Kim Allah için hacceder de çirkin söz söylemez ve günaha sapmazsa, annesinin kendisini doğurduğu gündeki gibi döner.
Metindeki iki kelime "refes" ve "fusûk"tur; ikisi de Bakara 2:197'de haccın kaydı olarak geçer. Cümlenin şartı da vaadi de rivayetin kendi lafzıdır; bu sayfanın verdiği bir güvence değildir. Buhârî rivayeti "kabul edilmiş haccın fazileti" başlıklı bâbda nakleder — başlık bir sonuç adı verir, metin ise o haccı şartıyla tarif eder.
Sahih hadisBuhârî, Hac 4
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، عَنْ وَرْقَاءَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ أَهْلُ الْيَمَنِ يَحُجُّونَ وَلاَ يَتَزَوَّدُونَ وَيَقُولُونَ نَحْنُ الْمُتَوَكِّلُونَ، فَإِذَا قَدِمُوا مَكَّةَ سَأَلُوا النَّاسَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى}. رَوَاهُ ابْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ عَمْرٍو عَنْ عِكْرِمَةَ مُرْسَلاً.
İbn Abbâs şöyle dedi: Yemen halkı azık almadan hacca gider ve "biz tevekkül edenleriz" derlerdi; Mekke'ye vardıklarında ise insanlardan isterlerdi. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Azık edinin; azığın en hayırlısı takvâdır." Bunu İbn Uyeyne, Amr'dan, o da İkrime'den mürsel olarak rivayet etmiştir.
Rivayetin düzelttiği şey bir isimlendirmedir: hazırlıksızlığa tevekkül denmesi. Sonucu da metnin içindedir — yola çıkan kişi varınca başkasına yük olur. Âyet Bakara 2:197'dir. Son cümle Buhârî'nin kendi kaydıdır ve rivayetin ikinci bir yolunu gösterir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 6
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَاخَ بِالْبَطْحَاءِ بِذِي الْحُلَيْفَةِ فَصَلَّى بِهَا. وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَفْعَلُ ذَلِكَ.
İbn Ömer'den: Allah Resûlü, Zülhuleyfe'deki Batha'da devesini çöktürdü ve orada namaz kıldı. Abdullah b. Ömer de böyle yapardı.
Rivayetin ağırlığı son cümlededir ve o cümle Peygamber'in değil râvinin kendi davranışıdır: gördüğü şeyi, arkasında bir hüküm aramadan aynı yerde tekrarlar. Sayfadaki Ömer'in Hacerülesved sözü bu tavrın gerekçesi söylenmiş hâlidir — orada "seni öperken görmeseydim öpmezdim" denir. Baba gerekçeyi açıkça kurar, oğul sessizce uygular. Bir konaklama yerinin kendi başına bir değeri olup olmadığı fıkhın konusudur ve burada karara bağlanmaz. Batha, Zülhuleyfe'deki çakıllı düzlüktür.
Sahih hadisBuhârî, Hac 14
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، وَبِشْرُ بْنُ بَكْرٍ التِّنِّيسِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنِي عِكْرِمَةُ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ إِنَّهُ سَمِعَ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِوَادِي الْعَقِيقِ يَقُولُ " أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتٍ مِنْ رَبِّي فَقَالَ صَلِّ فِي هَذَا الْوَادِي الْمُبَارَكِ وَقُلْ عُمْرَةً فِي حَجَّةٍ ".
Ömer şöyle dedi: Peygamber'i Akīk vadisinde şunu söylerken işittim: Bu gece bana Rabbimden bir gelen geldi ve "Bu mübarek vadide namaz kıl ve 'bir hac içinde umre' de" dedi.
Vadi bir yer adı olarak değil "mübarek" sıfatıyla anılır. "Bir hac içinde umre" cümlesi bir niyetin dille söylenmesidir; bu niyetin fıkhî adı ve hükmü klasik kaynaklarda ayrıca ele alınır ve bu sayfanın konusu değildir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 16
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ الأَيْلِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أُسَامَةَ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ رِدْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ عَرَفَةَ إِلَى الْمُزْدَلِفَةِ، ثُمَّ أَرْدَفَ الْفَضْلَ مِنَ الْمُزْدَلِفَةِ إِلَى مِنًى. قَالَ فَكِلاَهُمَا قَالَ لَمْ يَزَلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُلَبِّي، حَتَّى رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Üsâme, Arafat'tan Müzdelife'ye kadar Peygamber'in terkisindeydi; sonra Peygamber, Müzdelife'den Minâ'ya kadar Fadl'ı terkisine aldı. Râvi dedi ki: İkisi de Peygamber'in Akabe cemresini atıncaya dek telbiyeyi bırakmadığını söyledi.
Rivayetin kaydettiği şey telbiyenin sürekliliğidir: yol boyunca bırakılmaz. Telbiyenin tam olarak nerede kesileceği fıkhî bir meseledir ve burada aktarılan, iki râvinin gördüğüdür. Metinde ayrıca iki genç sahâbînin sırayla aynı bineğe alınması geçer.
Sahih hadisBuhârî, Hac 22
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ صَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْمَدِينَةِ الظُّهْرَ أَرْبَعًا، وَالْعَصْرَ بِذِي الْحُلَيْفَةِ رَكْعَتَيْنِ، وَسَمِعْتُهُمْ يَصْرُخُونَ بِهِمَا جَمِيعًا.
Enes şöyle dedi: Peygamber Medine'de öğleyi dört, Zülhuleyfe'de ikindiyi iki rekât kıldı. Ve ben onları ikisini birden haykırırken işittim.
Râvi telbiyeyi bir ses hatırası olarak nakleder: topluca ve yüksek sesle. "İkisi" hac ile umredir. Buhârî rivayeti ihlâlde sesin yükseltilmesine ayırdığı bâbda verir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 25
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ تَلْبِيَةَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ، لاَ شَرِيكَ لَكَ.
İbn Ömer'den: Allah Resûlü'nün telbiyesi şöyleydi: Buyur Allahım buyur! Buyur, senin ortağın yoktur, buyur! Şüphesiz hamd de nimet de senindir, mülk de senindir. Senin ortağın yoktur.
Telbiye bir çağrıya verilen cevaptır: "lebbeyk" kelimesi "buyur, emrine hazırım" demektir. Cümlenin ağırlık merkezi tekrarlanan "senin ortağın yoktur" kaydıdır — yolculuk bir tevhîd ikrarıyla başlar. Hamd, nimet ve mülkün tek sahibe verilmesi de aynı ikrarın parçasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 26
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فَذَكَرُوا الدَّجَّالَ أَنَّهُ قَالَ " مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ ". فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَمْ أَسْمَعْهُ وَلَكِنَّهُ قَالَ " أَمَّا مُوسَى كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ إِذِ انْحَدَرَ فِي الْوَادِي يُلَبِّي ".
Mücâhid şöyle dedi: İbn Abbâs'ın yanındaydık; Deccâl'den söz ettiler ve Peygamber'in onun hakkında "iki gözünün arasında kâfir yazılıdır" dediğini naklettiler. İbn Abbâs, "Ben bunu ondan işitmedim" dedi, "ama şöyle dediğini işittim: Mûsâ'ya gelince, vadiye inerken telbiye getirdiğini görür gibiyim."
İbn Abbâs işitmediği bir nakli kendi adına üstlenmez; işittiğini ayırarak söyler. Telbiyeyle ilgisi son cümlededir: Peygamber'in anlatımında telbiye kendi ümmetiyle başlamaz, önceki peygamberlere kadar uzanır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 30
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ الْهُذَلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا سَلِيمُ بْنُ حَيَّانَ، قَالَ سَمِعْتُ مَرْوَانَ الأَصْفَرَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه ـ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْيَمَنِ فَقَالَ " بِمَا أَهْلَلْتَ ". قَالَ بِمَا أَهَلَّ بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ " لَوْلاَ أَنَّ مَعِي الْهَدْىَ لأَحْلَلْتُ ". وَزَادَ مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ قَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِمَا أَهْلَلْتَ يَا عَلِيُّ ". قَالَ بِمَا أَهَلَّ بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فَأَهْدِ وَامْكُثْ حَرَامًا كَمَا أَنْتَ ".
Enes şöyle dedi: Ali, Yemen'den Peygamber'in yanına geldi. Peygamber ona, "Neye niyet ederek ihrama girdin?" diye sordu. Ali, "Peygamber neye niyet ederek girdiyse ona" dedi. Bunun üzerine Peygamber, "Yanımda kurbanlık olmasaydı ihramdan çıkardım" buyurdu. Muhammed b. Bekir, İbn Cüreyc'den şu fazlalığı nakleder: Peygamber ona, "Neye niyet ederek ihrama girdin ey Ali?" dedi. Ali, "Peygamber neye niyet ederek girdiyse ona" dedi. Peygamber, "Öyleyse kurban sun ve olduğun gibi ihramlı kal" buyurdu.
Ali'nin cevabı bir niyet ifadesidir: içeriğini bilmediği bir niyete kendini bağlar. Rivayetin devamındaki kurbanlık ve ihramdan çıkma meselesi fıkhî bir konudur; bu sayfa o tartışmaya girmez. Son cümleler belirli bir kişiye söylenmiş sözlerdir, genel bir kural değil.
Sahih hadisBuhârî, Hac 32
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْلاَ حَدَاثَةُ قَوْمِكِ بِالْكُفْرِ لَنَقَضْتُ الْبَيْتَ ثُمَّ لَبَنَيْتُهُ عَلَى أَسَاسِ إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ فَإِنَّ قُرَيْشًا اسْتَقْصَرَتْ بِنَاءَهُ ـ وَجَعَلْتُ لَهُ خَلْفًا ". قَالَ أَبُو مُعَاوِيَةَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ خَلْفًا يَعْنِي بَابًا.
Âişe şöyle dedi: Allah Resûlü bana, "Kavminin küfürden yeni çıkmış olması olmasaydı Kâbe'yi yıkar, sonra onu İbrâhim'in temeli üzerine yeniden yapardım — çünkü Kureyş onun yapısını eksik bırakmıştı — ve ona bir arka açardım" dedi. Ebû Muâviye'nin naklinde Hişâm, buradaki "arka" kelimesinin kapı demek olduğunu söyler.
Doğru olanı yapma isteği, insanların yeni imanını sarsmama kaygısı önünde durdurulur; gerekçe metnin kendi içindedir. Kureyş'in yapıyı eksik bıraktığı bilgisi de rivayetin kendi ifadesidir. Sondaki açıklama Buhârî'nin naklettiği bir râvi kaydıdır, metnin parçası değildir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 42
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ " إِنَّ هَذَا الْبَلَدَ حَرَّمَهُ اللَّهُ، لاَ يُعْضَدُ شَوْكُهُ، وَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهُ، وَلاَ يَلْتَقِطُ لُقَطَتَهُ إِلاَّ مَنْ عَرَّفَهَا ".
İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Resûlü Mekke'nin fethi günü şöyle buyurdu: Bu beldeyi Allah harem kılmıştır. Dikeni kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, yitiği ancak onu ilân edecek olan tarafından alınır.
Dokunulmazlık bir yasak listesiyle değil bir nitelemeyle kurulur: "Allah harem kılmıştır." Sayılan üç maddenin fıkhî ayrıntısı bu sayfanın konusu değildir; görünen şey, korumanın dikene ve ürkecek bir hayvana kadar inmesidir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 43
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَرَادَ قُدُومَ مَكَّةَ " مَنْزِلُنَا غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِخَيْفِ بَنِي كِنَانَةَ حَيْثُ تَقَاسَمُوا عَلَى الْكُفْرِ ".
Ebû Hüreyre şöyle dedi: Allah Resûlü, Mekke'ye varmayı istediğinde, "Yarınki konağımız, inşallah, Benî Kinâne'nin Hayf'ıdır — küfür üzerine yeminleştikleri yerde" buyurdu.
Konaklanacak yer bir yön tarifiyle değil, orada bir zamanlar yapılanla anılır: "küfür üzerine yeminleştikleri yer." Klasik kaynaklar bu yeminleşmeyi Kureyş'in, Hâşimoğulları'yla alışverişi ve görüşmeyi kesmek üzere yaptığı antlaşmayla açıklar. Metnin söylemediği şey de dikkate değer: bir intikam ya da zafer sözü yoktur, yerin adı olduğu gibi anılır. Cümledeki "inşallah" kaydı da rivayetin kendi lafzıdır — yarınki konak bile şarta bağlanır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 45
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ الأَحْدَبُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ جِئْتُ إِلَى شَيْبَةَ. وَحَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ جَلَسْتُ مَعَ شَيْبَةَ عَلَى الْكُرْسِيِّ فِي الْكَعْبَةِ فَقَالَ لَقَدْ جَلَسَ هَذَا الْمَجْلِسَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ لاَ أَدَعَ فِيهَا صَفْرَاءَ وَلاَ بَيْضَاءَ إِلاَّ قَسَمْتُهُ. قُلْتُ إِنَّ صَاحِبَيْكَ لَمْ يَفْعَلاَ. قَالَ هُمَا الْمَرْآنِ أَقْتَدِي بِهِمَا.
Ebû Vâil şöyle dedi: Şeybe ile Kâbe'nin içindeki koltukta oturdum. Bana dedi ki: Ömer de bu yerde oturmuş ve "İçinde ne sarı ne beyaz bırakmayıp hepsini dağıtmaya niyetlendim" demişti. Ben, "Ama iki arkadaşın bunu yapmadı" dedim. O da, "Onlar, kendilerine uyduğum iki kişidir" dedi.
"Sarı" ile "beyaz" altın ile gümüşün kinayesidir. Ömer'in vazgeçme gerekçesi bir delil değil bir örnektir: kendisinden önce iki kişinin yapmamış olması. "İki arkadaş" Peygamber ile Ebû Bekir'dir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 48
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَابِسِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ جَاءَ إِلَى الْحَجَرِ الأَسْوَدِ فَقَبَّلَهُ، فَقَالَ إِنِّي أَعْلَمُ أَنَّكَ حَجَرٌ لاَ تَضُرُّ وَلاَ تَنْفَعُ، وَلَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ.
Âbis b. Rabîa, Ömer'den nakletti: Ömer Hacerülesved'e geldi, onu öptü ve şöyle dedi: Biliyorum ki sen bir taşsın; ne zarar verirsin ne fayda. Peygamber'i seni öperken görmeseydim seni öpmezdim.
Bu sayfanın en açık ölçüsü buradadır. Öpme, taşa bir güç yüklemek değil görülen bir işi tekrarlamaktır; taşa zarar ya da fayda verme gücü atfetmek rivayetin doğrudan reddettiği şeydir. Ayrım, Ömer'in bunu taşı öperken söylemesiyle daha da belirginleşir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 50
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْبَيْتَ هُوَ وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، وَبِلاَلٌ، وَعُثْمَانُ بْنُ طَلْحَةَ، فَأَغْلَقُوا عَلَيْهِمْ فَلَمَّا فَتَحُوا، كُنْتُ أَوَّلَ مَنْ وَلَجَ، فَلَقِيتُ بِلاَلاً فَسَأَلْتُهُ هَلْ صَلَّى فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ، بَيْنَ الْعَمُودَيْنِ الْيَمَانِيَيْنِ.
Sâlim, babasından nakletti: Allah Resûlü, Üsâme b. Zeyd, Bilâl ve Osman b. Talha ile birlikte Kâbe'nin içine girdi ve kapıyı üzerlerine kapattılar. Açtıklarında içeri ilk giren ben oldum. Bilâl ile karşılaştım ve ona, "Allah Resûlü içeride namaz kıldı mı?" diye sordum. "Evet" dedi, "iki Yemen direği arasında."
İbn Ömer bilgiyi tahminle tamamlamaz: içeride bulunanlardan birini bulup sorar. Rivayet bir haberin nasıl alındığını da gösterir. Peygamber'in içeride namaz kılıp kılmadığı konusunda İbn Abbâs'ın nakli farklı bir şey söyler; ikisi de bu sayfada durmaktadır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 51
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَطَافَ بِالْبَيْتِ وَصَلَّى خَلْفَ الْمَقَامِ رَكْعَتَيْنِ، وَمَعَهُ مَنْ يَسْتُرُهُ مِنَ النَّاسِ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ أَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكَعْبَةَ قَالَ لاَ.
Abdullah b. Ebû Evfâ şöyle dedi: Allah Resûlü umre yaptı; Kâbe'yi tavaf etti ve Makam'ın arkasında iki rekât namaz kıldı. Yanında onu insanlardan gizleyen kimseler vardı. Bir adam ona, "Allah Resûlü Kâbe'nin içine girdi mi?" diye sordu; "Hayır" dedi.
Râviye sorulan soru bir karışıklığı önler: bu umrede Kâbe'nin içine girilmemiştir. Buhârî rivayeti Kâbe'nin içine girmeyenlere ayırdığı bâbda nakleder. Umrenin nasıl yapılacağı bu sayfanın konusu değildir; aktarılan, bir râvinin gördüğüdür.
Sahih hadisBuhârî, Hac 53
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا قَدِمَ أَبَى أَنْ يَدْخُلَ الْبَيْتَ وَفِيهِ الآلِهَةُ فَأَمَرَ بِهَا فَأُخْرِجَتْ فَأَخْرَجُوا صُورَةَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ فِي أَيْدِيهِمَا الأَزْلاَمُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَمَا وَاللَّهِ قَدْ عَلِمُوا أَنَّهُمَا لَمْ يَسْتَقْسِمَا بِهَا قَطُّ ". فَدَخَلَ الْبَيْتَ، فَكَبَّرَ فِي نَوَاحِيهِ، وَلَمْ يُصَلِّ فِيهِ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Resûlü Mekke'ye geldiğinde, içinde putlar bulunduğu sürece Kâbe'ye girmeyi kabul etmedi; emretti ve putlar çıkarıldı. Bu arada İbrâhim ile İsmâil'in ellerinde fal okları bulunan bir resmini de çıkardılar. Allah Resûlü, "Allah onları kahretsin! Vallahi bu ikisinin fal oklarıyla hiç kısmet aramadıklarını pekâlâ biliyorlardı" buyurdu. Sonra Kâbe'ye girdi, köşelerinde tekbir getirdi ama içinde namaz kılmadı.
Düzeltilen şey bir resim değil bir iddiadır: İbrâhim ile İsmâil'e, onlara ait olmayan bir uygulama mal edilmişti. Cümlenin ağırlığı "biliyorlardı" kelimesindedir — yanlış, bilgisizlikten kaynaklanmıyordu. Metnin sonundaki "namaz kılmadı" kaydı ile Bilâl'in naklettiği "kıldı" kaydı arasındaki fark klasik kaynaklarda ayrıca ele alınmıştır; sayfa bir tarafı seçmez.
Sahih hadisBuhârî, Hac 54
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ ـ هُوَ ابْنُ زَيْدٍ ـ عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ فَقَالَ الْمُشْرِكُونَ إِنَّهُ يَقْدَمُ عَلَيْكُمْ، وَقَدْ وَهَنَهُمْ حُمَّى يَثْرِبَ. فَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَرْمُلُوا الأَشْوَاطَ الثَّلاَثَةَ، وَأَنْ يَمْشُوا مَا بَيْنَ الرُّكْنَيْنِ، وَلَمْ يَمْنَعْهُ أَنْ يَأْمُرَهُمْ أَنْ يَرْمُلُوا الأَشْوَاطَ كُلَّهَا إِلاَّ الإِبْقَاءُ عَلَيْهِمْ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Resûlü ve ashabı geldi. Müşrikler, "Yesrib humması onları takatsiz bırakmışken üzerinize geliyor" dediler. Bunun üzerine Peygamber onlara üç şavtta çalımlı ve hızlı adımlarla yürümelerini, iki rükün arasında ise yürümelerini emretti. Bütün şavtlarda öyle yürümelerini emretmesine engel olan tek şey, onları esirgemesiydi.
Buhârî rivayeti "remel nasıl başladı" başlıklı bâbda verir; yani soru bir usul sorusu değil bir başlangıç sorusudur. Görünen iki şey var: söylenen söz bir zayıflık ithamıdır ve karşılığı sözle değil yürüyüşle verilir; ama aynı yürüyüş bütün turlara yayılmaz ve metin sebebini kendi yazar — "onları esirgemesi." Yani gösterilen şeyin sınırını yine insanların takati çizer. Tavafın nasıl yapılacağı bu sayfanın konusu değildir; menâsik için Diyanet'in hac rehberleri ile fıkıh kaynakları esastır. Şavt, Kâbe'nin çevresindeki bir turdur; Yesrib ise Medine'nin o günkü adıdır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 55
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ ـ هُوَ ابْنُ سَلاَمٍ ـ أَخْبَرَنَا الْفَزَارِيُّ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَهُ قَالَ سَقَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ زَمْزَمَ فَشَرِبَ وَهُوَ قَائِمٌ. قَالَ عَاصِمٌ فَحَلَفَ عِكْرِمَةُ مَا كَانَ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ عَلَى بَعِيرٍ.
Şa'bî'nin naklettiğine göre İbn Abbâs şöyle dedi: Allah Resûlü'ne Zemzem'den su verdim; ayakta içti. Âsım dedi ki: İkrime, o gün onun ancak bir deve üzerinde olduğuna yemin etti.
Buhârî iki râviyi de kaydeder: İbn Abbâs "ayakta içti" der, İkrime ise o gün Peygamber'in deve üstünde bulunduğuna yemin eder. Fark sessizce düzeltilmemiş, olduğu gibi bırakılmıştır. Bu yüzden rivayetten bir içme usulü çıkarılmaz; görünen şey, Zemzem'in elden sunulduğu bir andır ve aynı ânı iki kişinin farklı hatırladığıdır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 76
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ دَخَلَ ابْنُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَظَهْرُهُ فِي الدَّارِ، فَقَالَ إِنِّي لاَ آمَنُ أَنْ يَكُونَ الْعَامَ بَيْنَ النَّاسِ قِتَالٌ، فَيَصُدُّوكَ عَنِ الْبَيْتِ، فَلَوْ أَقَمْتَ. فَقَالَ قَدْ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَالَ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ، فَإِنْ حِيلَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ أَفْعَلُ كَمَا فَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ} ثُمَّ قَالَ أُشْهِدُكُمْ أَنِّي قَدْ أَوْجَبْتُ مَعَ عُمْرَتِي حَجًّا. قَالَ ثُمَّ قَدِمَ فَطَافَ لَهُمَا طَوَافًا وَاحِدًا.
Nâfi'den: İbn Ömer'in yanına oğlu Abdullah b. Abdullah girdi; bineği de avluda hazır duruyordu. Oğlu, "Bu yıl insanlar arasında bir çarpışma çıkmasından ve seni Beyt'ten alıkoymalarından korkuyorum; kalsan olmaz mı?" dedi. İbn Ömer şöyle dedi: Allah Resûlü de yola çıkmıştı ve Kureyş'in kâfirleri onunla Beyt'in arasına girmişti. Benimle Beyt'in arasına girilirse ben de Allah Resûlü'nün yaptığını yaparım. "Andolsun, Allah'ın Resûlü'nde sizin için güzel bir örnek vardır." Sonra dedi ki: Sizi şahit tutuyorum, umremle birlikte haccı da üzerime borç kıldım. Râvi der ki: Sonra vardı ve ikisi için tek bir tavaf yaptı.
Oğlunun söylediği ihtimal gerçektir ve İbn Ömer onu yanlışlamaz; yalnız kendi cevabını başka bir yerden alır. Engellenirse ne yapacağını, aynı şey başına gelmiş olan kişiye bakarak belirler ve âyeti bunun için okur (Ahzâb 33:21). Kureyş'in Beyt ile arasına girdiği olay Hudeybiye'dir. Dikkat çeken şey kararın zamanıdır: henüz engellenmemiştir, engellenme ihtimaline karşı ne yapacağını şimdiden bilir. Sondaki iki cümle o yıl yaptığı niyetin ve tavafın kaydıdır; hac ile umrenin birleştirilmesi fıkhî bir konudur ve burada karara bağlanmaz.
Sahih hadisBuhârî, Hac 77
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا سَالِمٌ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَيْرًا، مَوْلَى أُمِّ الْفَضْلِ عَنْ أُمِّ الْفَضْلِ، شَكَّ النَّاسُ يَوْمَ عَرَفَةَ فِي صَوْمِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِشَرَابٍ فَشَرِبَهُ.
Ümmü'l-Fadl'dan: İnsanlar Arefe günü Peygamber'in oruçlu olup olmadığında şüpheye düştüler. Bunun üzerine ben ona bir içecek gönderdim; o da içti.
Şüpheyi gideren şey bir söz değil görülen bir iştir; tartışmayı Ümmü'l-Fadl'ın gönderdiği bardak kapatır. Hacının Arefe günü oruç tutup tutmayacağı fıkhın konusudur ve burada ele alınmaz; aktarılan, bir sahâbînin gördüğüdür. Şüphe topluluğun şüphesidir; cevap da herkesin görebileceği bir yerde verilir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 85
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ الثَّقَفِيِّ، أَنَّهُ سَأَلَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ وَهُمَا غَادِيَانِ مِنْ مِنًى إِلَى عَرَفَةَ كَيْفَ كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ فِي هَذَا الْيَوْمِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ يُهِلُّ مِنَّا الْمُهِلُّ فَلاَ يُنْكِرُ عَلَيْهِ، وَيُكَبِّرُ مِنَّا الْمُكَبِّرُ فَلاَ يُنْكِرُ عَلَيْهِ.
Muhammed b. Ebû Bekir es-Sekafî, Minâ'dan Arafat'a giderlerken Enes b. Mâlik'e sordu: Allah Resûlü ile birlikte bu günde ne yapardınız? Enes şöyle dedi: İçimizden telbiye getiren getirirdi, ona karşı çıkılmazdı; tekbir getiren getirirdi, ona da karşı çıkılmazdı.
Soru "nasıl yapılırdı" diye sorulur ama cevap bir usul vermez: aynı yolda iki ayrı uygulama yan yana sürmüş ve hiçbiri kınanmamıştır. Rivayetin ağırlığı "karşı çıkılmazdı" kelimesindedir — kaydedilen, yapılan iş değil yapılana gösterilen tavırdır. Sorunun sorulduğu ân da aynı yolculuğun içindedir: iki kişi Minâ'dan Arafat'a giderken konuşmaktadır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 86
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، كُنْتُ أَطْلُبُ بَعِيرًا لِي. وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ قَالَ أَضْلَلْتُ بَعِيرًا لِي، فَذَهَبْتُ أَطْلُبُهُ يَوْمَ عَرَفَةَ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَاقِفًا بِعَرَفَةَ، فَقُلْتُ هَذَا وَاللَّهِ مِنَ الْحُمْسِ فَمَا شَأْنُهُ هَا هُنَا
Cübeyr b. Mut'im şöyle dedi: Bir devemi kaybetmiştim; Arefe günü onu aramaya çıktım. Peygamber'i Arafat'ta vakfe hâlinde gördüm. Kendi kendime, “Vallahi bu, Hums'tandır; onun burada ne işi var?” dedim.
Hums, Kureyş ve onlarla birlik olan kabilelerdir; kendilerini ayrı tutar, halkla birlikte Arafat'ta durmaz, Müzdelife'de kalırlardı. Cübeyr'in şaşırmasının sebebi budur — Peygamber Kureyş'ten olduğu hâlde bu ayrıcalığı kullanmamış, herkesle aynı yerde durmuştur. Cübeyr bunu gördüğünde henüz müslüman değildi; rivayet onun o günkü gözlemini aktarır.
Sahih hadisBuhârî, Hac 91
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سُوَيْدٍ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، مَوْلَى وَالِبَةَ الْكُوفِيُّ حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ دَفَعَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ عَرَفَةَ فَسَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَاءَهُ زَجْرًا شَدِيدًا وَضَرْبًا وَصَوْتًا لِلإِبِلِ فَأَشَارَ بِسَوْطِهِ إِلَيْهِمْ وَقَالَ " أَيُّهَا النَّاسُ عَلَيْكُمْ بِالسَّكِينَةِ، فَإِنَّ الْبِرَّ لَيْسَ بِالإِيضَاعِ ". أَوْضَعُوا أَسْرَعُوا. خِلاَلَكُمْ مِنَ التَّخَلُّلِ بَيْنَكُمْ، وَفَجَّرْنَا خِلاَلَهُمَا. بَيْنَهُمَا.
İbn Abbâs, Arefe günü Peygamber ile birlikte Arafat'tan ayrıldığını haber verdi: Peygamber arkasından şiddetli bir azarlama, vurma ve deve sesleri işitti. Bunun üzerine kamçısıyla onlara işaret edip şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Sükûnete sarılın; iyilik, hayvanı hızlı sürmekle olmaz." Metnin ardından şu kelime açıklamaları gelir: "Evda'û" süratlendiler demektir; "hilâleküm", aranıza sokulmak anlamındaki "tehallül"dendir; "ve feccernâ hilâlehümâ" da "ikisinin arasında" demektir.
Uyarı bir yasak listesiyle değil tek bir ölçüyle verilir: iyilik, hayvanı hızlı sürmekle olmaz. Uyarıyı doğuran şey de metnin içinde yazılıdır — azarlama sesi, vurma sesi ve develerin sesi. Yani muhatap yalnızca acele edenler değil, acele ederken hayvanı ezenlerdir. Peygamber'in bağırmak yerine kamçısıyla işaret etmesi, söylediği şeyin kendi davranışında da tutulmasıdır. Sondaki kısa cümleler hadisin parçası değil, Buhârî'nin naklettiği kelime açıklamalarıdır; Tevbe 9:47 ile Kehf 18:33'te geçen aynı kelimelere bakar.
Sahih hadisBuhârî, Hac 94
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي يَزِيدَ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ أَنَا مِمَّنْ، قَدَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ الْمُزْدَلِفَةِ فِي ضَعَفَةِ أَهْلِهِ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Peygamber'in Müzdelife gecesi ailesinin zayıflarıyla birlikte önden gönderdiği kimselerden biri de bendim.
İbn Abbâs o sırada çocuktu. Metnin kaydettiği şey bir usul değil bir gözetmedir: kalabalığın zorlayacağı kimseler öne alınmıştır. Bunun hangi durumda kime uygulanacağı fıkıh kaynaklarının konusudur; bu sayfa o tartışmaya girmez.
Sahih hadisBuhârî, Hac 98
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ الْقَاسِمِ ـ عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَتْ سَوْدَةُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ جَمْعٍ وَكَانَتْ ثَقِيلَةً ثَبْطَةً فَأَذِنَ لَهَا.
Âişe şöyle dedi: Sevde, Müzdelife gecesi Peygamber'den izin istedi — ağır ve yavaş hareket eden biriydi — o da ona izin verdi.
Cümle üç parçadır ve ortadaki parça gerekçedir: izin bir ayrıcalık olarak değil bir hâlin karşılığı olarak verilir. Sayfadaki İbn Abbâs rivayeti aynı geceyi öbür yönden kaydeder — orada öne alınanlar kendileri istememiş, Peygamber onları göndermiştir. İkisi yan yana durunca görünen şudur: gözetme hem istenerek hem istenmeden olur. Kimin hangi şartta öne geçebileceği fıkhın konusudur ve burada ele alınmaz. Metindeki "cem' gecesi" Müzdelife gecesidir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 98
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَتْ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تَقُولُ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِخَمْسٍ بَقِينَ مِنْ ذِي الْقَعْدَةِ، لاَ نُرَى إِلاَّ الْحَجَّ، فَلَمَّا دَنَوْنَا مِنْ مَكَّةَ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ هَدْىٌ، إِذَا طَافَ وَسَعَى بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ أَنْ يَحِلَّ، قَالَتْ فَدُخِلَ عَلَيْنَا يَوْمَ النَّحْرِ بِلَحْمِ بَقَرٍ. فَقُلْتُ مَا هَذَا قَالَ نَحَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَزْوَاجِهِ. قَالَ يَحْيَى فَذَكَرْتُهُ لِلْقَاسِمِ، فَقَالَ أَتَتْكَ بِالْحَدِيثِ عَلَى وَجْهِهِ.
Amre bint Abdurrahman şöyle dedi: Âişe'yi şöyle derken işittim: Zilkade'nin bitmesine beş gün kala Allah Resûlü ile birlikte yola çıktık; hacdan başka bir şey düşünmüyorduk. Mekke'ye yaklaştığımızda Allah Resûlü, yanında kurbanlık bulunmayanların tavaf edip Safâ ile Merve arasında sa'y ettiklerinde ihramdan çıkmalarını emretti. Âişe dedi ki: Kurban günü yanımıza sığır eti getirildi. "Bu nedir?" dedim. "Allah Resûlü eşleri adına kurban kesti" denildi. Yahyâ dedi ki: Bunu Kāsım'a anlattım; "Sana hadisi olduğu gibi getirmiş" dedi.
Haber eve bir sofra olarak girer: Âişe önce eti görür, sonra "bu nedir" diye sorar. Yani kesim kendisine duyurularak değil, sonucu önüne konarak öğrenilir. Sondaki cümle bambaşka bir kayıttır: Yahyâ b. Saîd, Amre'den işittiğini Kāsım b. Muhammed'e aktarır ve Kāsım "Sana hadisi olduğu gibi getirmiş" der — bir nakli ikinci bir ehline doğrulatmaktır. Sayfadaki İbn Ömer'in Bilâl'e sorması da aynı tavırdır. Metnin ortasındaki ihramdan çıkma emri fıkhî bir konudur ve burada karara bağlanmaz.
Sahih hadisBuhârî, Hac 115
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُسْلِمٍ، وَعَبْدُ الْكَرِيمِ الْجَزَرِيُّ، أَنَّ مُجَاهِدًا، أَخْبَرَهُمَا أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي لَيْلَى أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُ أَنْ يَقُومَ عَلَى بُدْنِهِ، وَأَنْ يَقْسِمَ بُدْنَهُ كُلَّهَا، لُحُومَهَا وَجُلُودَهَا وَجِلاَلَهَا، وَلاَ يُعْطِيَ فِي جِزَارَتِهَا شَيْئًا.
Ali şöyle haber verdi: Peygamber ona kurbanlık develerinin başında durmasını; etlerini, derilerini ve üzerlerindeki örtüleri —hepsini— dağıtmasını, kesim işi için onlardan hiçbir şey vermemesini emretti.
Ölçü tek cümlede duruyor: kurbanlıktan kesim ücreti ödenmez. Yani hayvanın hiçbir parçası sahibine geri dönen bir karşılığa çevrilmez. Kurbanın fıkhî şartları ve kimin neyi alabileceği bu sayfanın konusu değildir.
Sahih hadisBuhârî, Hac 121
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ كُنَّا لاَ نَأْكُلُ مِنْ لُحُومِ بُدْنِنَا فَوْقَ ثَلاَثِ مِنًى، فَرَخَّصَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " كُلُوا وَتَزَوَّدُوا ". فَأَكَلْنَا وَتَزَوَّدْنَا. قُلْتُ لِعَطَاءٍ أَقَالَ حَتَّى جِئْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ لاَ.
Câbir b. Abdullah şöyle dedi: Minâ'nın üç gününden sonra kurbanlıklarımızın etinden yemezdik. Sonra Peygamber bize ruhsat verdi ve “Yiyin ve azık edinin” dedi; biz de yedik ve azık edindik. Râvi der ki: Atâ'ya, “Medine'ye varıncaya kadar mı dedi?” diye sordum; “Hayır” dedi.
Sondaki soru-cevap râviye aittir ve sözün kapsamını daraltır: Atâ, iznin Medine'ye kadar uzatılmadığını söyler. Buhârî bu kaydı düşürmez. Kurban etinin ne kadar süreyle saklanacağı fıkhî bir konudur ve burada karara bağlanmaz.
Sahih hadisBuhârî, Hac 124
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ ".
Ebû Hüreyre'den: Allah Resûlü şöyle buyurdu: Bir umreden öbür umreye, ikisinin arasında kalan için keffârettir. Mebrûr haccın ise cennetten başka bir karşılığı yoktur.
Cümlenin iki kaydı da metnin kendisindedir: karşılık "iki umre arasında kalan" ile sınırlıdır ve hac "mebrûr" sıfatıyla kayıtlıdır. Bu sıfatın karşılığını sayfadaki "çirkin söz söylemez ve günaha sapmazsa" rivayeti kendi lafzıyla verir. Buradaki karşılık rivayetin lafzıdır; bu sayfanın okuyucuya verdiği bir güvence değildir.
Sahih hadisBuhârî, Umre 1
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يُخْبِرُنَا يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاِمْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ سَمَّاهَا ابْنُ عَبَّاسٍ، فَنَسِيتُ اسْمَهَا " مَا مَنَعَكِ أَنْ تَحُجِّي مَعَنَا ". قَالَتْ كَانَ لَنَا نَاضِحٌ فَرَكِبَهُ أَبُو فُلاَنٍ وَابْنُهُ ـ لِزَوْجِهَا وَابْنِهَا ـ وَتَرَكَ نَاضِحًا نَنْضَحُ عَلَيْهِ قَالَ " فَإِذَا كَانَ رَمَضَانُ اعْتَمِرِي فِيهِ فَإِنَّ عُمْرَةً فِي رَمَضَانَ حَجَّةٌ ". أَوْ نَحْوًا مِمَّا قَالَ.
Atâ şöyle dedi: İbn Abbâs'ı bize haber verirken işittim, dedi ki: Allah Resûlü, İbn Abbâs'ın adını söylediği ama benim unuttuğum Ensarlı bir kadına, "Bizimle birlikte hacca gelmene ne engel oldu?" diye sordu. Kadın, "Bir sulama devemiz vardı; ona falancanın babası ile oğlu bindi" dedi — kocası ile oğlunu kastediyordu — "ve üzerinde su çektiğimiz bir deve bıraktı." Peygamber, "Öyleyse ramazan gelince o ayda umre yap; çünkü ramazanda bir umre bir hacdır" buyurdu. Yahut söylediğine yakın bir söz söyledi.
Soru bir kusur arayışı değildir: "gelmene ne engel oldu" diye sorulur ve cevapta engel maddîdir — evin bineği başkasına düşmüş, geriye yalnız su çekilen hayvan kalmıştır. Söylenen karşılık rivayetin kendi lafzıdır, bu sayfanın verdiği bir denklik hükmü değildir; ramazan umresinin fıkhî değeri kaynaklarda ayrıca ele alınır. Metin iki yerde kendi sınırını işaretler: İbn Abbâs kadının adını söylemiştir ama Atâ unutmuştur, ve son cümle "yahut söylediğine yakın bir söz" diye kaydedilir — lafzın birebir olduğu iddia edilmez.
Sahih hadisBuhârî, Umre 4
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، وَعَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالاَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَصْدُرُ النَّاسُ بِنُسُكَيْنِ وَأَصْدُرُ بِنُسُكٍ فَقِيلَ لَهَا " انْتَظِرِي، فَإِذَا طَهُرْتِ فَاخْرُجِي إِلَى التَّنْعِيمِ، فَأَهِلِّي ثُمَّ ائْتِينَا بِمَكَانِ كَذَا، وَلَكِنَّهَا عَلَى قَدْرِ نَفَقَتِكِ، أَوْ نَصَبِكِ ".
Kāsım b. Muhammed ile Esved'in naklettiğine göre Âişe şöyle dedi: Ey Allah'ın Resûlü! İnsanlar iki ibadetle dönüyor, ben bir ibadetle dönüyorum. Kendisine şöyle denildi: Bekle; temizlendiğinde Ten'îm'e çık, ihrama gir, sonra şu yerde bize gel. Ama o, senin harcaman yahut çektiğin zahmet ölçüsündedir.
Âişe'nin sözü bir hüküm sorusu değil bir eksiklik duygusudur: herkes iki ibadetle dönerken o bir ibadetle dönecektir. Rivayetin taşıdığı ölçü son cümlededir — karşılık, yapılan işin sayısına değil kişinin harcadığına ve çektiği zahmete bağlanır. Baştaki yönlendirme belirli bir kişiye söylenmiştir ve buradan bir usul çıkarılmaz. Metin iki kaydı açıkta bırakır: cevap "ona denildi" diye edilgen aktarılır ve son kelimede "harcaman yahut zahmetin" diye ikilenir.
Sahih hadisBuhârî, Umre 8
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، مَوْلَى أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، كَانَ يَسْمَعُ أَسْمَاءَ تَقُولُ كُلَّمَا مَرَّتْ بِالْحَجُونِ صَلَّى اللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍ لَقَدْ نَزَلْنَا مَعَهُ هَا هُنَا، وَنَحْنُ يَوْمَئِذٍ خِفَافٌ، قَلِيلٌ ظَهْرُنَا، قَلِيلَةٌ أَزْوَادُنَا، فَاعْتَمَرْتُ أَنَا وَأُخْتِي عَائِشَةُ وَالزُّبَيْرُ وَفُلاَنٌ وَفُلاَنٌ، فَلَمَّا مَسَحْنَا الْبَيْتَ أَحْلَلْنَا، ثُمَّ أَهْلَلْنَا مِنَ الْعَشِيِّ بِالْحَجِّ.
Esmâ bint Ebû Bekir'in azatlısı Abdullah, Esmâ'yı Hacûn'dan her geçişinde şöyle derken işitirdi: Allah'ın salâtı Muhammed'in üzerine olsun. Biz onunla birlikte burada konaklamıştık; o gün hafiftik, bineğimiz azdı, azığımız azdı. Ben, kız kardeşim Âişe, Zübeyr, falan ve falan umre yaptık. Beyt'e el sürdüğümüzde ihramdan çıktık, sonra akşam üzeri hac için ihrama girdik.
Esmâ bu sözü aynı yerden her geçişinde tekrarlar; hatıra bir mekâna bağlanmış ve her defasında salâtla başlamıştır. Anlattığı tablo bir darlık tablosudur — az binek, az azık — ama şikâyet biçiminde değil, birlikte bulunulan bir günün kaydı olarak söylenir. Son iki cümle o gün yapılanın anlatımıdır; bir usul bildirmez. "Hafiftik" kelimesi yükün ve donanımın azlığını anlatır, ardından gelen iki cümle onu açar.
Sahih hadisBuhârî, Umre 11
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَفَلَ مِنْ غَزْوٍ أَوْ حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ يُكَبِّرُ عَلَى كُلِّ شَرَفٍ مِنَ الأَرْضِ ثَلاَثَ تَكْبِيرَاتٍ، ثُمَّ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، آيِبُونَ تَائِبُونَ عَابِدُونَ سَاجِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ، صَدَقَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ ".
İbn Ömer'den: Allah Resûlü bir gazâdan, hacdan ya da umreden dönerken yerin her yükseltisinde üç kez tekbir getirir, sonra şöyle derdi: Allah'tan başka ilâh yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur ve O her şeye gücü yetendir. Dönenleriz, tevbe edenleriz, kulluk edenleriz, secde edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz. Allah vaadini doğru çıkardı, kuluna yardım etti ve toplulukları tek başına bozguna uğrattı.
Bu sözler bir ibadetin bittiği yeri değil yolun kendisini işaretler: her yükseltide yeniden söylenir. Beş sıfat arka arkaya gelir — dönenler, tevbe edenler, kulluk edenler, secde edenler, hamd edenler — ve hepsi çoğul kiptedir; dönüş tek başına değil toplulukla yapılır. Aynı zikir üç ayrı dönüşte ortaktır ve hac ile umreye özel değildir. Son cümlede geçen "toplulukların bozguna uğratılması" Hendek kuşatmasına işaret eder.
Sahih hadisBuhârî, Umre 12
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ اسْتَقْبَلَتْهُ أُغَيْلِمَةُ بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَحَمَلَ وَاحِدًا بَيْنَ يَدَيْهِ وَآخَرَ خَلْفَهُ.
İbn Abbâs şöyle dedi: Peygamber Mekke'ye geldiğinde Abdülmuttalib oğullarının küçük çocukları onu karşıladı. O da birini önüne, birini arkasına aldı.
Karşılamaya çıkan çocuklardır ve karşılık bir selâm değil bir davranıştır: ikisi birden bineğe alınır, biri önde biri arkada. Sayfadaki Üsâme ile Fadl'ın sırayla terkiye alındığı rivayet de aynı şeyi kaydeder. Metindeki "uğaylime" kelimesi küçültme kalıbındadır; karşılayanların yaşça küçüklüğü ayrıca işaretlenmiştir.
Sahih hadisBuhârî, Umre 13
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ يَطْرُقُ أَهْلَهُ، كَانَ لاَ يَدْخُلُ إِلاَّ غُدْوَةً أَوْ عَشِيَّةً.
Enes şöyle dedi: Peygamber ailesinin yanına gece ansızın varmazdı; ancak sabah ya da akşam üzeri girerdi.
"Tark" gece vakti kapıyı çalmaktır; kelimenin kendisi ansızınlığı taşır. Yolculuktan dönüşün de bir edebi olduğu buradan görünür: eve varış, evdekilerin hazırlanabileceği bir saate bırakılır. Rivayet bir yasak koymaz, sürekli bir alışkanlığı kaydeder — cümle "olurdu" kipindedir.
Sahih hadisBuhârî, Umre 15
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدٌ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ، فَأَبْصَرَ دَرَجَاتِ الْمَدِينَةِ أَوْضَعَ نَاقَتَهُ، وَإِنْ كَانَتْ دَابَّةً حَرَّكَهَا. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ زَادَ الْحَارِثُ بْنُ عُمَيْرٍ عَنْ حُمَيْدٍ حَرَّكَهَا مِنْ حُبِّهَا. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جُدُرَاتٍ. تَابَعَهُ الْحَارِثُ بْنُ عُمَيْرٍ.
Humeyd, Enes'i şöyle derken işitti: Allah Resûlü bir yolculuktan döner de Medine'nin yükseltilerini görürse devesini hızlandırırdı; binek başka bir hayvansa onu sürerdi. Ebû Abdullah dedi ki: Hâris b. Umeyr, Humeyd'den naklederken "onu Medine sevgisinden dolayı sürerdi" fazlalığını ekler. Kuteybe'nin İsmâil'den, onun Humeyd'den, onun Enes'ten naklinde ise "yükseltilerini" yerine "duvarlarını" denmiştir. Hâris b. Umeyr de bu nakle mutâbaat etmiştir.
Hızlanmanın gerekçesi ana metinde değil, Buhârî'nin eklediği ikinci nakildedir: "sevgisinden dolayı." Ebû Abdullah, Buhârî'nin kendi künyesidir; sondaki kayıtlar onun nakil farklarını gösterme biçimidir — bir nüshada Medine'nin yükseltileri görülür, bir başkasında duvarları. Kaydedilen şey bir menzile varış değil, bir yere duyulan bağın bineğin adımına yansımasıdır.
Sahih hadisBuhârî, Umre 17
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِينَا، كَانَتِ الأَنْصَارُ إِذَا حَجُّوا فَجَاءُوا لَمْ يَدْخُلُوا مِنْ قِبَلِ أَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ، وَلَكِنْ مِنْ ظُهُورِهَا، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَدَخَلَ مِنْ قِبَلِ بَابِهِ، فَكَأَنَّهُ عُيِّرَ بِذَلِكَ، فَنَزَلَتْ {وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا}.
Berâ şöyle dedi: Bu âyet bizim hakkımızda indi. Ensar hacdan dönüp geldiklerinde evlerine kapılarından değil arkalarından girerlerdi. Ensardan bir adam geldi ve kapısından girdi; bundan dolayı ayıplanır gibi oldu. Bunun üzerine şu âyet indi: "İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir; asıl iyilik, sakınanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin."
Düzeltilen şey bir davranış değil, o davranışa verilen addır: arkadan girmek iyilik sayılıyor, kapıdan giren ayıplanıyordu. Âyet Bakara 2:189'dur. Sayfadaki Yemenli hacılar rivayeti aynı kalıbı taşır — orada da hazırlıksızlığa tevekkül deniyordu. İki yerde de düzeltme, işin kendisinden çok ona yakıştırılan isme yöneliktir.
Sahih hadisBuhârî, Umre 18
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " السَّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ الْعَذَابِ، يَمْنَعُ أَحَدَكُمْ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَنَوْمَهُ، فَإِذَا قَضَى نَهْمَتَهُ فَلْيُعَجِّلْ إِلَى أَهْلِهِ ".
Ebû Hüreyre'den: Peygamber şöyle buyurdu: Yolculuk azaptan bir parçadır; sizden birinin yemesine, içmesine ve uykusuna engel olur. Bu yüzden işini bitirince ailesine dönmekte acele etsin.
Yolculuğun zorluğu güzellenmez, adı konur. Rivayet yolun kendisini bir fazilet gibi uzatmayı değil, iş bitince eve dönmeyi söyler; "nehme" bir işten murat edilen şeydir ve cümlenin şartı odur. Sayfadaki "ailesinin yanına gece ansızın varmazdı" rivayeti de dönüşün nasıl yapıldığına dair aynı ilgiyi taşır: acele edilir ama eve ansızın girilmez.
Sahih hadisBuhârî, Umre 19
Hadislerin Arapça metni klasik hadis kaynaklarındandır. Türkçe anlam bu sitenin kendi metnidir ve basılı bir tercümenin yerini tutmaz; esas olan Arapça metindir.
Bu sayfa hac rehberi değildir
Buhârî'nin Kitâbü'l-Hac bölümü baştan sona menâsik fıkhıdır: mîkāt, ihram, tavaf, sa'y, vakfe, remy, kurban, fidye. Kitâbü'l-Umre'nin ilk yarısı da öyledir. Bu sayfa bunların nasıl yapılacağını ANLATMAZ. Hac ya da umre yapacak kişinin başvuracağı yer Diyanet'in hac rehberleri ile fıkıh kaynaklarıdır.
Burada yapılan şudur: rivayetlerin haccın ve umrenin anlamı, niyet, telbiye, Kâbe'ye duyulan bağ ve yolculuk ahlâkı hakkında ne söylediği kaynağıyla aktarılır. Hüküm çıkarılmaz, bir mezhebin görüşü tercih edilmez; sayfada geçen hiçbir cümle fetva değildir.
Rivayetlerin kendi lafzındaki karşılıklar da aynı şekilde aktarılır. "Annesinin doğurduğu gündeki gibi döner", "iki umre arasında kalan için keffârettir" ve "ramazanda bir umre bir hacdır" cümleleri metinlerin kendisine aittir; sayfanın okuyucuya verdiği bir güvence değildir. Üçü de metnin içinde bir kayıtla gelir — biri "çirkin söz söylemeyen", biri "mebrûr" sıfatı, biri de belirli bir kişiye söylenmiş olmasıyla.
Bu hadisler nasıl seçildi
Sayfa iki partide kuruldu. İlkinde havuz Kitâbü'l-Hac'ın ilk elli yedi bâbıyla sınırlıydı; elli iki rivayetten on altısı alındı. Alınmayanların çoğu menâsik hükmüdür: on üçü mîkāt yerlerini sayar, dördü ihramlının giyimini, üçü temettu' ile kırân tartışmasını, biri hayızlı kadının haccını, beşi varış ve konaklama ayrıntısını, dördü tavaf ile remel usulünü verir. Dördü ayrıca ve bilerek bırakıldı: biri "babam adına hac yapabilir miyim" sorusuna verilen cevaptır, biri Mekke evlerinin mirasına dairdir, ikisi ise konusu hac değil âhiret alâmetleri olan aynı haberdir.
İkinci partide havuz genişletildi: Kitâbü'l-Umre'nin tamamı ile Kitâbü'l-Hac'ın elli yedinci bâbından sonrası, toplam kırk altı aday. Bunların on üçü alındı, otuz üçü alınmadı.
Alınmayanların ağırlığı yine menâsiktir. Kitâbü'l-Hac'ın altmışlı ve yetmişli bâbları baştan sona tavaf ve sa'y usulüdür: remel, istilâm, hangi rüknün selâmlanacağı, tavafın kaç şavt olduğu, tavaf namazının nerede kılınacağı. Dört rivayet hasta ya da hayızlı kişinin ne yapacağını, ikisi yolculukta namazın kısaltılmasını, biri de vakfenin saatini anlatır. Kitâbü'l-Umre tarafında da altı rivayet ihram, hedy ve umrenin hacla birleştirilmesi hükmündedir.
Ölçüt tek cümleyle şudur: yükü bir "yapabilir miyim" ya da "nasıl yapılır" sorusuna verilen cevap olan rivayet alınmaz. Bir değer, bir anlam, bir tavır ya da bir ahlâk ölçüsü bildiren rivayet alınır. Bâb başlığına değil metnin kendisine bakılır; güvenli görünen bir başlığın altında fıkhî bir metin, sıradan görünen bir başlığın altında ise bir ahlâk ölçüsü bulunabiliyor.
İki rivayet başka gerekçelerle düştü. Biri Ömer'in Hacerülesved hakkındaki sözünün ikinci bir nakliydi ve sayfada zaten vardı. Biri — tavaf sırasında bir adamın bağının kesilmesi — sitenin adak sayfasında yayımlanmış durumdaydı; aynı metin iki sayfada tutulmaz.
Üçüncü partide havuz Kitâbü’l-Hac’ın tamamına yayıldı. İlk iki partide seçim kitâbın baş taraflarında sıkışmıştı; bu sefer Arafat, Müzdelife, Minâ ve veda tavafı bâbları da görüldü. Otuz iki adaydan yedisi alındı, yirmi beşi alınmadı.
Alınmayanların dökümü şudur: altısı mîkāt, ihram, istilâm ve tavaf-sa’y usulüdür; üçü kurbanlığın işaretlenmesi, gerdanlanması ve kesim tekniğidir; ikisi remy usulü, ikisi temettu’ ile hedy fetvası, ikisi hayızlı kadının haccı, ikisi yolculukta namazın kısaltılması ve namaz vaktidir; dördü konaklama, güzergâh ve hutbe ayrıntısıdır. Biri doğrudan bir "şunu yapabilir miyim" sorusuna verilen cevaptır. Biri "babam yaşlı, onun adına hacceder miyim" sorusudur ve ilk partide de aynı gerekçeyle bırakılmıştı. İkisi ise sayfada zaten bulunan rivayetlerin ikinci naklidir: biri Enes’in Zülhuleyfe’deki namaz hatırası, biri Âişe’nin eşler adına kesilen sığır haberi.
En yakın karar remel’in başlangıcını anlatan rivayette verildi. Metin bir tavaf usulü içerir ve sayfa menâsik anlatmadığını söyler; buna rağmen alındı, çünkü rivayetin yükü "nasıl yapılır" değil "nasıl başladı"dır — Buhârî de onu bu başlık altında nakleder — ve cümlenin sonu bir değer bildirir: yürüyüş bütün turlara yayılmamıştır, sebebi de "onları esirgemesi" diye yazılmıştır. Sayfa yine de o usulü öğretmez; hadisin altındaki not bunu açıkça söyler.
Hedef elli civarındaydı; kırkta kalındı. Kapsam kuralı sayının önündedir.
Yolculuk, varış ve eve dönüş
Sayfadaki on Umre rivayetinden dördü Kitâbü'l-Umre'nin son bâblarındandır ve doğrudan umre menâsikine değil yolculuğun kendisine dairdir: gece eve ansızın girmemek, Medine görününce devesini hızlandırmak, evlere kapılarından girmek ve yolculuğun kendisinin bir sıkıntı oluşu. Bu, kitâbın kendi düzenidir: Buhârî umreyi anlattıktan sonra yola çıkışı, varışı ve dönüşü aynı bölümde ele alır.
Ortaya çıkan tablo tek parçadır. Yolculuk güzellenmez, "azaptan bir parça" diye adlandırılır ve işi biten kişiye acele dönmesi söylenir. Ama acele, eve ansızın girmeye varmaz: dönüş sabaha ya da akşam üzerine bırakılır. Yoldaki her yükseltide aynı zikir tekrarlanır. Varışta karşılamaya çıkan çocuklar bineğe alınır. Ve şehir görününce adım hızlanır — gerekçesini Buhârî ikinci bir nakille verir: sevgisinden.
Bu rivayetler hac rehberine ait değildir; bir yolculuğun nasıl yaşandığına aittir. Sayfada durmalarının sebebi budur.
Kâbe'nin içinde namaz kılındı mı
Sayfadaki iki rivayet ilk bakışta birbirini tutmaz. Birinde İbn Ömer, Kâbe'den çıkanların ardından içeri ilk giren kişi olarak Bilâl'e sorar ve "evet, iki Yemen direği arasında kıldı" cevabını alır. Diğerinde İbn Abbâs, Peygamber'in içeride tekbir getirdiğini ama namaz kılmadığını söyler.
İkisi de aynı bölümde ve birbirine yakın bâblarda nakledilir. Klasik kaynaklarda bu fark uzun uzun ele alınmış ve farklı açıklamalar yapılmıştır; bir açıklamayı tercih etmek bu sayfanın işi değildir.
Burada izlenen yol iki rivayeti de göstermek ve farkın varlığını belirtmektir. Biri seçilip diğeri sessizce düşürülürse okuyucu, ortada bir fark olduğunu hiç öğrenemez. Aynı tutum Zemzem rivayetinde de sürer: İbn Abbâs "ayakta içti" der, İkrime o gün Peygamber'in deve üstünde olduğuna yemin eder ve Buhârî ikisini yan yana bırakır.
Kalabalıkta sükûnet ve esirgeme
Üç rivayet aynı yere bakar: ibadetin kalabalıkta insana ve hayvana ne yüklediğine.
Arafat’tan ayrılış sırasında Peygamber arkasından şiddetli bir azarlama, vurma ve deve sesleri işitir. Karşılığı bağırmak değildir; kamçısıyla işaret eder ve "Ey insanlar! Sükûnete sarılın; iyilik, hayvanı hızlı sürmekle olmaz" der. Uyarıyı doğuran şey metnin içinde yazılıdır — mesele acele etmek değil, acele ederken ezmektir.
Müzdelife gecesi aynı ilgi iki yönden görünür. İbn Abbâs, kalabalığın zorlayacağı kimselerle birlikte önden gönderilenlerden biri olduğunu söyler; Sevde ise kendisi izin ister ve izin verilir. Gözetme hem istenmeden hem istenerek gerçekleşmiştir.
Üçüncüsü daha dolaylıdır. Remel’in bütün turlara yayılmamasının sebebini metnin kendisi yazar: "onları esirgemesi." Bir gösterinin sınırını insanların takati çizmiştir.
Üçü de bir menâsik kuralı vermez. Ortak ettikleri şey bir ölçüdür: ibadetin yükü, onu yapanın ve yanındakinin taşıyabileceğinden fazla olmaz.
Örnek almanın kendisi ve sınırı
Sayfada baba ile oğulun üç rivayeti yan yana duruyor ve birlikte bir ölçü kuruyorlar.
Ömer, Hacerülesved’i öperken "senin bir taş olduğunu, ne zarar ne fayda verdiğini biliyorum; Peygamber’i seni öperken görmeseydim öpmezdim" der. İşin gerekçesi taşta değil görülen davranıştadır; bu cümle örnek almanın sınırını çizer.
Oğlu Abdullah b. Ömer, gerekçeyi söylemeden aynı şeyi yapar: Peygamber’in Zülhuleyfe’de devesini çöktürüp namaz kıldığı yerde o da aynısını yapar. Başka bir rivayette ise ölçüyü açıkça dile getirir. Kendi oğlu, o yıl bir çarpışma çıkıp kendisinin Beyt’ten alıkonulabileceğini söyleyip yola çıkmamasını isteyince, "Allah Resûlü de çıkmıştı ve Kureyş’in kâfirleri onunla Beyt’in arasına girmişti; benimle arasına girilirse ben de onun yaptığını yaparım" der ve âyeti okur: "Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır" (Ahzâb 33:21).
Üçü yan yana durunca görünen şudur: örnek alınan şey bir davranıştır, bir nesne ya da bir yer değil; ve bu örnek, henüz olmamış bir durumda ne yapılacağını belirlemeye de yeter.
Sık sorulan sorular
Buhârî'de hac ve umre hangi bölümlerde geçer?
Sahîh-i Buhârî'de hac, yirmi beşinci kitâb olan Kitâbü'l-Hac'tır; kaynak nüshada bâb numaraları 151'e kadar uzanır. Umre ise ayrı bir kitâbdır: yirmi altıncı kitâb olan Kitâbü'l-Umre yirmi bâbdan oluşur. Bu sayfadaki kırk hadisin otuzu Kitâbü'l-Hac'tan, onu Kitâbü'l-Umre'dendir; bâb numaraları her hadisin altında verilmiştir.
Hacerülesved'i öpmek taşa tapmak mıdır?
Bu soruya en açık cevabı rivayetin kendisi verir. Ömer, Hacerülesved'i öperken "senin bir taş olduğunu, ne zarar ne fayda verdiğini biliyorum; Peygamber'i seni öperken görmeseydim öpmezdim" der. Yani öpme, taşa bir güç atfetmek değil görülen bir işi tekrarlamaktır. Taşa zarar veya fayda verme gücü yüklemek, rivayetin doğrudan reddettiği şeydir.
Bu sayfa hac yapacak kişiye yol gösterir mi?
Hayır. Sayfa menâsik anlatmaz: ihrama nereden girileceğini, tavafın ve sa'yin nasıl yapılacağını, ihram yasaklarının hükmünü ve fidye hesabını içermez. Bunlar fıkhın konusudur ve Diyanet'in hac rehberleri ile fıkıh kaynaklarından öğrenilir. Buradaki hadisler haccın ve umrenin anlamına, niyete, telbiyeye, Kâbe'ye ve yolculuk ahlâkına dairdir.
Neden bu sayfada eve dönüşle ilgili hadisler var?
Çünkü kaynağın kendi düzeni öyledir. Kitâbü'l-Umre umreyi anlattıktan sonra yola çıkışı, Mekke'ye varışı ve oradan dönüşü aynı bölümde ele alır; son bâbları doğrudan yolculuğa ve eve varışa ayrılmıştır. Sayfadaki "yolculuk azaptan bir parçadır", "ailesinin yanına gece ansızın varmazdı" ve dönüş zikri rivayetleri bu bâblardan gelir. Bunlar menâsik değil, bir yolculuğun nasıl yaşandığı ve nasıl bitirildiğidir.
Hadislerde hac kalabalığı hakkında ne söylenir?
Sayfadaki üç rivayet buna değer. Arafat’tan ayrılırken arkadan azarlama, vurma ve deve sesleri gelince Peygamber kamçısıyla işaret eder ve "Ey insanlar! Sükûnete sarılın; iyilik, hayvanı hızlı sürmekle olmaz" der. Müzdelife gecesi kalabalığın zorlayacağı kimseler öne alınır; biri gönderilenlerden olduğunu anlatır, biri kendisi izin ister. Remel’in bütün turlara yayılmamasının sebebi de metnin kendi ifadesiyle "onları esirgemesi"dir. Üçünde ortak olan şey, ibadetin kalabalıktaki insana ve hayvana yüklediğinin gözetilmesidir.
Kaynaklar
- Sahih hadisBuhârî, Hac — Sayfadaki kırk hadisin otuzu Sahîh-i Buhârî'nin yirmi beşinci kitâbı olan Kitâbü'l-Hac'tan seçilmiştir; bâb numaraları hadislerin altında verilmiştir.
- Sahih hadisBuhârî, Umre — Kalan on hadis yirmi altıncı kitâb olan Kitâbü'l-Umre'dendir; bu kitâbın son bâbları umre menâsikini değil yolculuğu, varışı ve eve dönüşü konu eder.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 4 — Refes ve fusûk olmaksızın yapılan hac.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 26 — Telbiyenin lafzı.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 42 — Kâbe'nin İbrâhim'in temeli üzerine yeniden yapılması isteği.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 50 — Ömer'in Hacerülesved hakkındaki sözü.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 86 — Aynı yolda telbiye ile tekbirin yan yana sürmesi ve kimsenin kınanmaması.
- Sahih hadisBuhârî, Umre 1 — Bir umreden öbür umreye ve mebrûr hac.
- Sahih hadisBuhârî, Umre 19 — Yolculuğun zorluğu ve işi bitince eve dönmekte acele.
- Kur’anBakara 2:197 — Hem "refes ve fusûk" kaydını hem de "azığın en hayırlısı takvâdır" cümlesini taşıyan âyet; sayfadaki iki hadis de buraya bağlanır.
- Kur’anBakara 2:189 — Evlere kapılarından girilmesini bildiren âyet; Ensar'ın hacdan dönüş âdetini düzeltir.
- Kur’anİbrâhim 14:37 — İbrâhim'in ailesini Beyt'in yanındaki ekinsiz vadiye yerleştirmesi.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 55 — Remel'in başlangıcı ve onu bütün turlara yaymayan esirgeme.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 77 — İbn Ömer'in, engellenme ihtimaline karşı Allah Resûlü'nün yaptığını ölçü alması.
- Sahih hadisBuhârî, Hac 94 — Arafat'tan ayrılırken sükûnet uyarısı: iyilik, hayvanı hızlı sürmekle olmaz.
- Kur’anAhzâb 33:21 — İbn Ömer'in kendi kararını dayandırdığı âyet: Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.
Son güncelleme: