Fussilet Suresi
Fussilet suresi 54 ayettir ve adı "ayrıntılı olarak açıklanmış" anlamına gelir. 34. ayeti, düşmanlığın nasıl karşılanacağı konusunda Kur'an'ın en açık ölçüsünü verir.
- Sure numarası
- 41. sure
- Arapça adı
- فصلت
- Ayet sayısı
- 54 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 61.
- Cüz
- 24, 25. cüz
- Ana konusu
- Kötülüğün iyilikle savılması ve organların şahitliği
Adının anlamı
Fussilet, f-s-l kökünden gelir ve ayrı ayrı açıklanmış anlamındadır. Sure adını üçüncü ayetteki bu kelimeden alır. Hâ Mîm Secde adıyla da anılır.
Temel temaları
- ahlak
- şahitlik
- yaratılış
- sabır
Fussilet suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
حمٓ
Hâ Mîm.
تَنزِيلٌ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm'den indirilmedir.
كِتَٰبٌ فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Bilen bir topluluk için ayetleri açıklanmış, Arapça okunan bir kitaptır.
بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat onların çoğu yüz çevirdi; artık işitmezler.
وَقَالُوا۟ قُلُوبُنَا فِىٓ أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ وَفِىٓ ءَاذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنۢ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَٱعْمَلْ إِنَّنَا عَٰمِلُونَ
Dediler ki: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içindedir, kulaklarımızda ağırlık vardır ve seninle bizim aramızda bir perde vardır. Sen işini yap, biz de işimizi yapıyoruz."
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ إِلَيْهِ وَٱسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ
De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Ortak koşanların vay hâline!
ٱلَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ كَٰفِرُونَ
Onlar ki zekâtı vermezler ve ahireti inkâr ederler.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için kesintisiz bir karşılık vardır.
قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَرْضَ فِى يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُۥٓ أَندَادًا ذَٰلِكَ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
De ki: Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَٰسِىَ مِن فَوْقِهَا وَبَٰرَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقْوَٰتَهَا فِىٓ أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَآءً لِّلسَّآئِلِينَ
Yerin üstünde sabit dağlar var etti, orayı bereketli kıldı ve arayanlar için eşit olarak orada gıdalarını dört günde takdir etti.
ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ وَهِىَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ ٱئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَآ أَتَيْنَا طَآئِعِينَ
Sonra duman hâlindeki göğe yöneldi; ona ve yere "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dedi.
فَقَضَىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَاتٍ فِى يَوْمَيْنِ وَأَوْحَىٰ فِى كُلِّ سَمَآءٍ أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَحِفْظًا ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Böylece onları iki günde yedi gök olarak tamamladı ve her göğe işini vahyetti. En yakın göğü kandillerle donattık ve koruduk. İşte bu, güçlü ve bilen Allah'ın takdiridir.
فَإِنْ أَعْرَضُوا۟ فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَٰعِقَةً مِّثْلَ صَٰعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
Yüz çevirirlerse de ki: Sizi, Âd ve Semûd'un yıldırımı gibi bir yıldırıma karşı uyardım.
إِذْ جَآءَتْهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ قَالُوا۟ لَوْ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً فَإِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
Hani elçileri onlara önlerinden ve arkalarından gelip "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" demişlerdi. Dediler ki: "Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi. Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz."
فَأَمَّا عَادٌ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَقَالُوا۟ مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
Âd'a gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve "Bizden daha güçlü kim var?" dediler. Onları yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِىٓ أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ ٱلْخِزْىِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَخْزَىٰ وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ
Biz de uğursuz günlerde üzerlerine uğultulu bir kasırga gönderdik; dünya hayatında alçaltıcı azabı tattıralım diye. Ahiret azabı ise daha alçaltıcıdır ve onlara yardım edilmez.
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَٰهُمْ فَٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْعَمَىٰ عَلَى ٱلْهُدَىٰ فَأَخَذَتْهُمْ صَٰعِقَةُ ٱلْعَذَابِ ٱلْهُونِ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Semûd'a gelince, onlara doğru yolu gösterdik; fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine, kazandıkları yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
وَنَجَّيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
İman edip sakınanları ise kurtardık.
وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
Allah'ın düşmanlarının ateşe toplanacağı gün; onlar bir arada tutulurlar.
حَتَّىٰٓ إِذَا مَا جَآءُوهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَأَبْصَٰرُهُمْ وَجُلُودُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Nihayet oraya vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları hakkında aleyhlerine şahitlik eder.
وَقَالُوا۟ لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوٓا۟ أَنطَقَنَا ٱللَّهُ ٱلَّذِىٓ أَنطَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Derilerine "Neden aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Onlar da "Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu. Sizi ilk kez O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz" derler.
وَمَا كُنتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَن يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَآ أَبْصَٰرُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلَٰكِن ظَنَنتُمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًا مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz.
وَذَٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ ٱلَّذِى ظَنَنتُم بِرَبِّكُمْ أَرْدَىٰكُمْ فَأَصْبَحْتُم مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi helake sürükledi de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
فَإِن يَصْبِرُوا۟ فَٱلنَّارُ مَثْوًى لَّهُمْ وَإِن يَسْتَعْتِبُوا۟ فَمَا هُم مِّنَ ٱلْمُعْتَبِينَ
Şimdi sabretseler de ateş onların yeridir. Özür dilemek isteseler de, kendilerinden özür kabul edilmez.
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَآءَ فَزَيَّنُوا۟ لَهُم مَّا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ فِىٓ أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ خَٰسِرِينَ
Biz onlara birtakım yakınlar musallat ettik; önlerindekini de arkalarındakini de onlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları arasında haklarında söz gerçekleşti. Şüphesiz onlar hüsrandaydılar.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَسْمَعُوا۟ لِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَٱلْغَوْا۟ فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ
İnkâr edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin; okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz."
فَلَنُذِيقَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَذَابًا شَدِيدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَسْوَأَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Andolsun, inkâr edenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle onları cezalandıracağız.
ذَٰلِكَ جَزَآءُ أَعْدَآءِ ٱللَّهِ ٱلنَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ ٱلْخُلْدِ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ
İşte Allah'ın düşmanlarının karşılığı ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkâr etmelerine karşılık, orada sürekli kalacakları bir yurt vardır.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ رَبَّنَآ أَرِنَا ٱلَّذَيْنِ أَضَلَّانَا مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ أَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ ٱلْأَسْفَلِينَ
İnkâr edenler dediler ki: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım; en aşağıda olsunlar."
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَبْشِرُوا۟ بِٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin ve size vaat edilen cennetle sevinin."
نَحْنُ أَوْلِيَآؤُكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِىٓ أَنفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ
"Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada canınızın çektiği ve istediğiniz her şey sizindir."
نُزُلًا مِّنْ غَفُورٍ رَّحِيمٍ
Çok bağışlayan, çok merhamet edenden bir ikram olarak.
وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَآ إِلَى ٱللَّهِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا وَقَالَ إِنَّنِى مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve "Ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
وَلَا تَسْتَوِى ٱلْحَسَنَةُ وَلَا ٱلسَّيِّئَةُ ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ فَإِذَا ٱلَّذِى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُۥ عَدَٰوَةٌ كَأَنَّهُۥ وَلِىٌّ حَمِيمٌ
İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şeyle sav; o zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluverir.
وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ
Buna ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak büyük pay sahibi olanlar kavuşturulur.
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Şeytandan bir dürtü seni dürterse Allah'a sığın. Şüphesiz O işitendir, bilendir.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِ ٱلَّيْلُ وَٱلنَّهَارُ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ لَا تَسْجُدُوا۟ لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe de aya da secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin; eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız.
فَإِنِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فَٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُۥ بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ
Büyüklenirlerse, Rabbinin katındakiler gece gündüz O'nu tesbih ederler ve usanmazlar.
وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلْأَرْضَ خَٰشِعَةً فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاهَا لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Yeryüzünü kupkuru görmen de O'nun ayetlerindendir. Üzerine suyu indirdiğimizde kıpırdar ve kabarır. Onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O her şeye gücü yetendir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَآ أَفَمَن يُلْقَىٰ فِى ٱلنَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِىٓ ءَامِنًا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ٱعْمَلُوا۟ مَا شِئْتُمْ إِنَّهُۥ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Ayetlerimiz konusunda eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. Ateşe atılan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın; şüphesiz O yaptıklarınızı görmektedir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِٱلذِّكْرِ لَمَّا جَآءَهُمْ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزٌ
Kendilerine geldiğinde zikri inkâr edenler... Oysa o, değerli bir kitaptır.
لَّا يَأْتِيهِ ٱلْبَٰطِلُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِۦ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
Ona ne önünden ne arkasından batıl gelemez. Hikmet sahibi ve övgüye layık olandan indirilmedir.
مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبْلِكَ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ
Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması olan ve acı bir cezası bulunandır.
وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ قُرْءَانًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا۟ لَوْلَا فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥٓ ءَا۬عْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هُدًى وَشِفَآءٌ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُو۟لَٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ
Onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, "Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap'a yabancı dilde mi?" derlerdi. De ki: O, iman edenler için bir yol gösterici ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında ağırlık vardır ve o, onlara karşı bir körlüktür. Onlara uzak bir yerden sesleniliyor.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
Andolsun Mûsâ'ya kitabı verdik; onda da ayrılığa düşüldü. Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar bu konuda kuşku veren bir şüphe içindedirler.
مَّنْ عَمِلَ صَٰلِحًا فَلِنَفْسِهِۦ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
Kim salih amel işlerse kendi lehinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.
إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِن ثَمَرَٰتٍ مِّنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِۦ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَآءِى قَالُوٓا۟ ءَاذَنَّٰكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدٍ
Kıyametin bilgisi O'na havale edilir. O'nun bilgisi olmadan hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara "Ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, derler ki: "Sana arz ederiz; içimizde buna şahit yok."
وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَدْعُونَ مِن قَبْلُ وَظَنُّوا۟ مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍ
Daha önce yalvardıkları şeyler onlardan kaybolur ve kaçacak bir yerleri olmadığını anlarlar.
لَّا يَسْـَٔمُ ٱلْإِنسَٰنُ مِن دُعَآءِ ٱلْخَيْرِ وَإِن مَّسَّهُ ٱلشَّرُّ فَيَـُٔوسٌ قَنُوطٌ
İnsan hayır istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise ümitsizliğe düşer, karamsarlaşır.
وَلَئِنْ أَذَقْنَٰهُ رَحْمَةً مِّنَّا مِنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِى وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةً وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَىٰ رَبِّىٓ إِنَّ لِى عِندَهُۥ لَلْحُسْنَىٰ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ
Kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona bir rahmet tattırırsak, mutlaka "Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile, O'nun katında benim için en güzeli vardır" der. Andolsun, inkâr edenlere yaptıklarını haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ فَذُو دُعَآءٍ عَرِيضٍ
İnsana bir nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise geniş geniş dua eder.
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِۦ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ
De ki: Gördünüz mü? O, Allah katındansa ve siz onu inkâr etmişseniz, uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapkın kim olabilir?
سَنُرِيهِمْ ءَايَٰتِنَا فِى ٱلْـَٔافَاقِ وَفِىٓ أَنفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
Onun gerçek olduğu kendilerine belli oluncaya kadar, ayetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
أَلَآ إِنَّهُمْ فِى مِرْيَةٍ مِّن لِّقَآءِ رَبِّهِمْ أَلَآ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍ مُّحِيطٌۢ
Dikkat edin! Onlar Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. Dikkat edin! O her şeyi kuşatmıştır.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Kötülüğü en güzel şeyle savmak
34. ayet bir ölçü koyar ve sonucunu da bildirir: düşmanlık taşıyan kişi "sıcak bir dost" hâline gelebilir.
35. ayet ise bunun kolay olmadığını söyler: "Buna ancak sabredenler kavuşturulur."
Klasik tefsirlerde iki ayet birlikte okunur. Ölçü konur, ardından maliyeti bildirilir. Vaat edilen sonuç bir garanti değil, bir imkândır.
36. ayet üçüncü adımı ekler: bu tutum zorlandığında sığınmak. Böylece ölçü, sabır ve sığınma art arda gelir.
Organların şahitliği
20-22. ayetlerde kulaklar, gözler ve deriler şahitlik eder. 21. ayette derilere "neden şahitlik ettiniz?" diye sorulur.
22. ayet asıl sebebi bildirir: "yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."
Klasik tefsirlerde bu ifade üzerinde durulur; kınanan şey inkâr değil, bir zandır. 23. ayet bunu açıkça söyler: "Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi helake sürükledi."
İki hâlde iki tutum
49-51. ayetler insanı iki durumda tarif eder ve tabloyu simetrik kurar.
Hayır istemekten usanmaz; kötülük dokununca ümitsizliğe düşer. Rahmet tattırılınca "bu benim hakkım" der; nimet verilince yüz çevirir, kötülük dokununca geniş geniş dua eder.
Klasik tefsirlerde bu tablo Fecr 15-16 ile birlikte okunur; orada da nimet ve darlık karşısındaki iki yanlış hüküm anlatılır.
Kaynaklar
- Kur’anFussilet 41:1-54 — Surenin metni
- Kur’anFecr 89:15-16 — Nimet ve darlık karşısındaki tutum
- Kur’anA'râf 7:200 — Sığınma emri
Son güncelleme: