Kāf Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Kāf suresi 45 ayettir. On altıncı ayeti Kur'an'da yakınlığı bildiren en bilinen ifadelerden biridir ve bağlamı, nefsin fısıltısının bilinmesidir.

Sure numarası
50. sure
Arapça adı
ق
Ayet sayısı
45 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
34.
Cüz
26. cüz
Ana konusu
Diriltilmenin gerçekliği ve kaydın eksiksizliği

Adının anlamı

Kāf, Kur'an'da bazı surelerin başında bulunan harflerdendir. Klasik tefsirlerde bu harflerin anlamı üzerinde farklı görüşler bulunur ve kesin bir açıklama yapılmaz.

Temel temaları

  • diriliş
  • yakınlık
  • kayıt
  • tesbih

Kāf suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. قٓ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ

    Kāf. Şerefli Kur'an'a yemin olsun.

  2. بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ

    Doğrusu onlar, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Gerçeği örtenler dediler ki: "Bu şaşılacak bir şey.

  3. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ

    Ölüp toprak olduğumuzda mı? Bu, uzak bir dönüş."

  4. قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظٌۢ

    Yerin onlardan neyi eksilttiğini biz biliriz. Katımızda koruyan bir kitap vardır.

  5. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ

    Doğrusu onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar; şimdi karışık bir iş içindeler.

  6. أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ

    Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik ve süsledik; onda hiçbir çatlak yoktur.

  7. وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ

    Yeri de yaydık, ona sabit dağlar attık ve orada iç açıcı her çiftten bitirdik.

  8. تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ

    Yönelen her kul için bir görüş ve bir hatırlatma olsun diye.

  9. وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ

    Gökten bereketli bir su indirdik; onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

  10. وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ

    Ve tomurcukları üst üste dizilmiş yüksek hurma ağaçları;

  11. رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ

    Kullara rızık olsun diye. Onunla ölü bir beldeyi dirilttik. Çıkış da böyledir.

  12. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ

    Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanladı.

  13. وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٰنُ لُوطٍ

    Âd, Firavun ve Lût'un kardeşleri de.

  14. وَأَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ

    Eyke halkı ve Tübba' kavmi de. Hepsi elçileri yalanladı; böylece tehdidim gerçekleşti.

  15. أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ

    İlk yaratmada âciz mi kaldık? Hayır, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.

  16. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ

    Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.

  17. إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ

    Sağında ve solunda oturmuş iki alıcı, kaydediyor.

  18. مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

    Hiçbir söz söylemez ki yanında hazır bir gözcü bulunmasın.

  19. وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ

    Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. "İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir."

  20. وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ

    Sûra üflendi. İşte bu, tehdit edilen gündür.

  21. وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ

    Her nefis, yanında bir sevk edici ve bir şahitle gelir.

  22. لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌ

    "Andolsun sen bundan gaflet içindeydin. Şimdi senden perdeni kaldırdık; bugün gözün keskindir."

  23. وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ

    Yanındaki arkadaşı der ki: "İşte yanımdaki hazır."

  24. أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ

    "Her inatçı nankörü cehenneme atın!

  25. مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ

    Hayrı engelleyen, saldırgan ve şüpheciyi;

  26. ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ

    Allah ile beraber başka bir ilah edineni. Onu şiddetli azaba atın!"

  27. قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِى ضَلَٰلٍۭ بَعِيدٍ

    Arkadaşı der ki: "Rabbimiz! Onu ben azdırmadım; ancak o kendisi uzak bir sapkınlık içindeydi."

  28. قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا۟ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ

    Der ki: "Benim huzurumda çekişmeyin; ben size önceden tehdidimi bildirmiştim.

  29. مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ

    Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."

  30. يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ

    O gün cehenneme "Doldun mu?" deriz; o da "Daha var mı?" der.

  31. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ

    Cennet, sakınanlara uzak olmayarak yaklaştırılır.

  32. هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ

    "İşte size vaat edilen budur; her yönelen ve koruyan için.

  33. مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ

    Görmediği hâlde Rahmân'dan korkan ve yönelmiş bir kalple gelen için.

  34. ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ

    Oraya esenlikle girin. İşte bu, kalıcılık günüdür."

  35. لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ

    Orada diledikleri her şey vardır; katımızda daha fazlası da vardır.

  36. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُوا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ

    Onlardan önce nice nesilleri helak ettik; onlar bunlardan daha güçlüydü. Şehirlerde dolaşıp durdular. Kaçacak bir yer var mı?

  37. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

    Şüphesiz bunda, kalbi olan ya da kulak veren ve şahit olan için bir öğüt vardır.

  38. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ

    Andolsun biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık; bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.

  39. فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ

    Öyleyse onların söylediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et.

  40. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَٰرَ ٱلسُّجُودِ

    Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et.

  41. وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ

    Kulak ver! O gün çağıran, yakın bir yerden çağırır.

  42. يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ

    O gün o çığlığı gerçek olarak işitirler. İşte bu, çıkış günüdür.

  43. إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ

    Şüphesiz dirilten de öldüren de biziz; dönüş de bizedir.

  44. يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ذَٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ

    O gün yer onlardan yarılıp ayrılır; hızla çıkarlar. Bu, bize kolay bir toplamadır.

  45. نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ

    Biz onların ne dediğini en iyi bilenleriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Öyleyse tehdidimden korkanı Kur'an'la öğütle.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

"Şah damarından daha yakın"

On altıncı ayet iki cümleden oluşur ve ikincisi çoğu zaman tek başına alıntılanır.

Birinci cümle bağlamı verir: "nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz." İkinci cümle bunu bir yakınlık ifadesiyle tamamlar.

Klasik tefsirlerde bu bağ üzerinde durulur: yakınlık soyut bir teselli olarak değil, bilginin kapsamı olarak bildirilir. Ayetin devamı da bunu sürdürür — 17 ve 18. ayetlerde kaydın eksiksizliği anlatılır.

Bu sitede huzur ayetleri temasında ele alınan yakınlık bildirimleriyle birlikte okunabilir.

"Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı"

Otuz sekizinci ayet, altı günde yaratmayı anlattıktan sonra kısa bir ek yapar: yorgunluk dokunmadı.

Klasik tefsirlerde bu ifadenin bir düzeltme olduğu belirtilir; önceki kitaplarda yer aldığı söylenen dinlenme anlatımına karşılık verir.

Ayet ayrıca 15. ayetteki soruyla bağlantılıdır: "İlk yaratmada âciz mi kaldık?" Sure boyunca diriltilmenin mümkünlüğü, ilk yaratmanın zorluk çıkarmamış olmasına dayandırılır.

Tesbih vakitleri

39 ve 40. ayetler tesbih için vakitler sayar: güneşin doğuşundan önce, batışından önce, gecenin bir kısmı ve secdelerin ardından.

Klasik kaynaklarda bu ayetler namaz vakitleriyle ilişkilendirilir. "Secdelerin ardından" ifadesi ise namaz sonrası tesbihatın dayanaklarından sayılır.

Bu sitede namaz sonrası dua ve tesbihat ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Kāf 50:1-45 — Surenin metni
  • Kur’an
    Bakara 2:186 — Yakınlık bildirimi
  • Kur’an
    İnfitâr 82:10-12 — Yazıcıların kaydı

Son güncelleme: