Hac Suresi
Hac suresi 78 ayettir. 37. ayeti kurbanda ölçünün ne olduğunu bildirir; 78. ayeti ise dinde zorluk yüklenmediğini söyler.
- Sure numarası
- 22. sure
- Arapça adı
- الحج
- Ayet sayısı
- 78 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 103.
- Cüz
- 17. cüz
- Ana konusu
- Kurbanda ölçü, ibadet yerleri ve dinde kolaylık
Adının anlamı
Hac, k-s-d anlamında yönelmek, kastetmek anlamındaki h-c-c kökünden gelir. Sure adını 27. ayetteki hac ilanından alır.
Temel temaları
- hac
- kurban
- takva
- kolaylık
Hac suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَىْءٌ عَظِيمٌ
Ey insanlar! Rabbinize karşı sorumlu davranın. Şüphesiz kıyametin sarsıntısı büyük bir şeydir.
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّآ أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيدٌ
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur ve her gebe kadın yükünü bırakır. İnsanları sarhoş görürsün; oysa sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı şiddetlidir.
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَٰنٍ مَّرِيدٍ
İnsanlardan öylesi vardır ki bilgisizce Allah hakkında tartışır ve her azgın şeytana uyar.
كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُۥ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُۥ يُضِلُّهُۥ وَيَهْدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
Onun hakkında şöyle yazılmıştır: kim onu dost edinirse, şüphesiz o kişiyi saptırır ve alevli ateşin azabına yöneltir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍ مِّنَ ٱلْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِن مُّضْغَةٍ مُّخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِّنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِى ٱلْأَرْحَامِ مَا نَشَآءُ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوٓا۟ أَشُدَّكُمْ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرْذَلِ ٱلْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنۢ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـًٔا وَتَرَى ٱلْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنۢبَتَتْ مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ
Ey insanlar! Diriltilmekten şüphe içindeyseniz; biz sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, sonra yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık; size açıklayalım diye. Dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız; sonra olgunluk çağınıza erişesiniz diye. İçinizden kimi vefat ettirilir, kimi de bildikten sonra bir şey bilmez hâle gelsin diye ömrün en düşkün çağına döndürülür. Yeryüzünü kupkuru görürsün; üzerine suyu indirdiğimizde kıpırdar, kabarır ve her güzel çiftten bitirir.
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ وَأَنَّهُۥ يُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَأَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Bu, Allah'ın gerçek olması, ölüleri diriltmesi ve her şeye gücü yetmesi yüzündendir.
وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ ٱللَّهَ يَبْعَثُ مَن فِى ٱلْقُبُورِ
Ve kıyametin geleceğinde şüphe olmaması, Allah'ın kabirlerdekileri diriltecek olması yüzündendir.
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَٰبٍ مُّنِيرٍ
İnsanlardan öylesi vardır ki bilgisiz, yol gösterensiz ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışır;
ثَانِىَ عِطْفِهِۦ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَنُذِيقُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ
Allah'ın yolundan saptırmak için böbürlenerek. Ona dünyada bir rezillik vardır ve kıyamet günü ona yakıcı azabı tattırırız.
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
"Bu, ellerinin önden gönderdiği yüzündendir ve Allah kullara zulmedici değildir."
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَعْبُدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُۥ خَيْرٌ ٱطْمَأَنَّ بِهِۦ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ ٱنقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِۦ خَسِرَ ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةَ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْخُسْرَانُ ٱلْمُبِينُ
İnsanlardan öylesi vardır ki Allah'a bir kıyıdan kulluk eder. Kendisine bir hayır dokunursa onunla huzur bulur; bir sınama dokunursa yüzüstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık hüsran budur.
يَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُۥ وَمَا لَا يَنفَعُهُۥ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلْبَعِيدُ
Allah'ı bırakıp kendisine ne zarar ne fayda verecek şeye yalvarır. İşte uzak sapkınlık budur.
يَدْعُوا۟ لَمَن ضَرُّهُۥٓ أَقْرَبُ مِن نَّفْعِهِۦ لَبِئْسَ ٱلْمَوْلَىٰ وَلَبِئْسَ ٱلْعَشِيرُ
Zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Ne kötü dost ve ne kötü arkadaş!
إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Şüphesiz Allah, iman edip salih amel işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُۥ مَا يَغِيظُ
Kim, Allah'ın ona dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir ip uzatsın, sonra kessin; sonra baksın, kurduğu düzen öfkelendiği şeyi giderecek mi?
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ وَأَنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يُرِيدُ
İşte böylece onu apaçık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola iletir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلْمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
İman edenler, yahudi olanlar, sâbiîler, hristiyanlar, mecûsîler ve ortak koşanlar; şüphesiz Allah kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسْجُدُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلْجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ ٱلْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ
Görmedin mi? Göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde eder. Birçoğu için de azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, onu değerli kılacak yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
هَٰذَانِ خَصْمَانِ ٱخْتَصَمُوا۟ فِى رَبِّهِمْ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِّن نَّارٍ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُءُوسِهِمُ ٱلْحَمِيمُ
Şu ikisi, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır. İnkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir; başlarının üstünden kaynar su dökülür.
يُصْهَرُ بِهِۦ مَا فِى بُطُونِهِمْ وَٱلْجُلُودُ
Onunla karınlarındakiler ve derileri eritilir.
وَلَهُم مَّقَٰمِعُ مِنْ حَدِيدٍ
Onlar için demirden kamçılar vardır.
كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ
Ne zaman oradan, sıkıntıdan çıkmak isteseler, oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın."
إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ
Şüphesiz Allah, iman edip salih amel işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipektir.
وَهُدُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَهُدُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْحَمِيدِ
Sözün güzeline iletilmişlerdir ve övgüye layık olanın yoluna iletilmişlerdir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ٱلَّذِى جَعَلْنَٰهُ لِلنَّاسِ سَوَآءً ٱلْعَٰكِفُ فِيهِ وَٱلْبَادِ وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍۭ بِظُلْمٍ نُّذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve yerli ile dışarıdan gelen için eşit kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlar... Kim orada haksız yere sapma isterse, ona acı bir azap tattırırız.
وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَٰهِيمَ مَكَانَ ٱلْبَيْتِ أَن لَّا تُشْرِكْ بِى شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْقَآئِمِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
Hani İbrâhîm'e evin yerini hazırlamıştık: "Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi, tavaf edenler, ayakta duranlar, rükû ve secde edenler için temizle."
وَأَذِّن فِى ٱلنَّاسِ بِٱلْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
İnsanlar arasında haccı ilan et; yaya olarak ve her uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
لِّيَشْهَدُوا۟ مَنَٰفِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ فِىٓ أَيَّامٍ مَّعْلُومَٰتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلْأَنْعَٰمِ فَكُلُوا۟ مِنْهَا وَأَطْعِمُوا۟ ٱلْبَآئِسَ ٱلْفَقِيرَ
Kendileri için birtakım yararlara tanık olsunlar ve belirli günlerde, kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar. Onlardan yiyin ve sıkıntı içindeki yoksula da yedirin.
ثُمَّ لْيَقْضُوا۟ تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا۟ نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا۟ بِٱلْبَيْتِ ٱلْعَتِيقِ
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi tavaf etsinler.
ذَٰلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَٰتِ ٱللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ ٱلْأَنْعَٰمُ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱجْتَنِبُوا۟ ٱلرِّجْسَ مِنَ ٱلْأَوْثَٰنِ وَٱجْتَنِبُوا۟ قَوْلَ ٱلزُّورِ
İşte böyle. Kim Allah'ın dokunulmazlıklarına saygı gösterirse, bu Rabbi katında kendisi için hayırlıdır. Size okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılınmıştır. Öyleyse putların pisliğinden ve yalan sözden sakının.
حُنَفَآءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِۦ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَتَخْطَفُهُ ٱلطَّيْرُ أَوْ تَهْوِى بِهِ ٱلرِّيحُ فِى مَكَانٍ سَحِيقٍ
Allah'a yönelmiş, O'na ortak koşmayanlar olarak. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de onu kuşlar kapmış ya da rüzgâr onu uzak bir yere savurmuştur.
ذَٰلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى ٱلْقُلُوبِ
İşte böyle. Kim Allah'ın işaretlerine saygı gösterirse, bu kalplerin takvâsındandır.
لَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَآ إِلَى ٱلْبَيْتِ ٱلْعَتِيقِ
Onlarda sizin için belirli bir süreye kadar yararlar vardır; sonra varacakları yer eski evin yanıdır.
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا لِّيَذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلْأَنْعَٰمِ فَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَلَهُۥٓ أَسْلِمُوا۟ وَبَشِّرِ ٱلْمُخْبِتِينَ
Her ümmet için bir kurban yeri belirledik; kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İlahınız tek bir ilahtır; öyleyse O'na teslim olun. Alçakgönüllüleri müjdele.
ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَٱلصَّٰبِرِينَ عَلَىٰ مَآ أَصَابَهُمْ وَٱلْمُقِيمِى ٱلصَّلَوٰةِ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Onlar, Allah anıldığında kalpleri ürperen, başlarına gelene sabreden, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcayanlardır.
وَٱلْبُدْنَ جَعَلْنَٰهَا لَكُم مِّن شَعَٰٓئِرِ ٱللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَٱذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهَا صَوَآفَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا۟ مِنْهَا وَأَطْعِمُوا۟ ٱلْقَانِعَ وَٱلْمُعْتَرَّ كَذَٰلِكَ سَخَّرْنَٰهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın işaretlerinden yaptık; onlarda sizin için hayır vardır. Onları sıra hâlinde dururken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere düştüğünde onlardan yiyin; kanaat edene de isteyene de yedirin. Belki şükredersiniz diye onları size boyun eğdirdik.
لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقْوَىٰ مِنكُمْ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا۟ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمْ وَبَشِّرِ ٱلْمُحْسِنِينَ
Onların etleri de kanları da Allah'a ulaşmaz; fakat sizin takvânız O'na ulaşır. Sizi doğru yola ilettiği için Allah'ı yüceltesiniz diye onları size böyle boyun eğdirdi. İyilik edenleri müjdele.
إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ
Şüphesiz Allah, iman edenleri savunur. Şüphesiz Allah, hiçbir haini ve nankörü sevmez.
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا۟ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ
Kendilerine savaş açılanlara, zulme uğradıkları için izin verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye gücü yetendir.
ٱلَّذِينَ أُخْرِجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَٰمِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَٰتٌ وَمَسَٰجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا ٱسْمُ ٱللَّهِ كَثِيرًا وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ
Onlar, haksız yere, sadece "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı, içlerinde Allah'ın adının çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılırdı. Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.
ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُوا۟ بِٱلْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا۟ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلْأُمُورِ
Onlar, kendilerine yeryüzünde imkân verdiğimizde namazı kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırır. İşlerin sonu Allah'a varır.
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ
Seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd da yalanlamıştı.
وَقَوْمُ إِبْرَٰهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ
İbrâhîm'in kavmi ve Lût'un kavmi de.
وَأَصْحَٰبُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَىٰ فَأَمْلَيْتُ لِلْكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Medyen halkı da. Mûsâ da yalanlanmıştı. Ben de gerçeği örtenlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu?
فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ فَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
Nice şehri, zulmederken helak ettik; şimdi çatıları çökmüş durumda. Nice kullanılmaz kuyu ve yüksek köşk!
أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَآ أَوْ ءَاذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى ٱلْأَبْصَٰرُ وَلَٰكِن تَعْمَى ٱلْقُلُوبُ ٱلَّتِى فِى ٱلصُّدُورِ
Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki kendileriyle akledecek kalpleri ya da işitecek kulakları olsun? Şüphesiz gözler kör olmaz; fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Senden azabı acele istiyorlar. Allah vaadinden dönmez. Şüphesiz Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınızdan bin yıl gibidir.
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَىَّ ٱلْمَصِيرُ
Nice şehre, zulmederken süre tanıdım; sonra onu yakaladım. Dönüş banadır.
قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَآ أَنَا۠ لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
De ki: Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.
فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
İman edip salih amel işleyenler için bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.
وَٱلَّذِينَ سَعَوْا۟ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Ayetlerimizi geçersiz kılmaya çalışanlar ise; işte onlar cehennemliktir.
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِىٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلْقَى ٱلشَّيْطَٰنُ فِىٓ أُمْنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ ثُمَّ يُحْكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir elçi ve peygamber yoktur ki bir şey arzuladığında, şeytan onun arzusuna bir şey katmasın. Fakat Allah, şeytanın kattığını giderir, sonra ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
لِّيَجْعَلَ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ
Şeytanın kattığını, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kalpleri katılaşmış olanlar için bir sınama yapsın diye. Şüphesiz zalimler uzak bir ayrılık içindedir.
وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا۟ بِهِۦ فَتُخْبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Ve kendilerine ilim verilenler bilsinler ki o, Rabbinden gelen gerçektir; ona iman etsinler ve kalpleri ona saygıyla bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola iletir.
وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ
İnkâr edenler ise, kıyamet ansızın gelinceye ya da kısır bir günün azabı kendilerine gelinceye kadar ondan şüphe içinde olmayı sürdürürler.
ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
O gün mülk Allah'ındır; aralarında hüküm verir. İman edip salih amel işleyenler nimet cennetlerindedir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar için ise alçaltıcı bir azap vardır.
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوٓا۟ أَوْ مَاتُوا۟ لَيَرْزُقَنَّهُمُ ٱللَّهُ رِزْقًا حَسَنًا وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Allah yolunda göç eden, sonra öldürülen ya da ölenleri, Allah elbette güzel bir rızıkla rızıklandırır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
لَيُدْخِلَنَّهُم مُّدْخَلًا يَرْضَوْنَهُۥ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌ
Onları, hoşnut olacakları bir yere mutlaka koyacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, halîmdir.
ذَٰلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِىَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
İşte böyle. Kim kendisine yapılan bir haksızlığın dengiyle karşılık verir, sonra yine haksızlığa uğrarsa, Allah ona mutlaka yardım eder. Şüphesiz Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌ
Bu, Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü de geceye katması ve Allah'ın işiten ve gören olması yüzündendir.
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ هُوَ ٱلْبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ
Bu, Allah'ın gerçek olması ve O'ndan başka yalvardıklarının batıl olması yüzündendir. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَتُصْبِحُ ٱلْأَرْضُ مُخْضَرَّةً إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
Görmedin mi? Allah gökten su indirir de yeryüzü yemyeşil olur. Şüphesiz Allah latîftir, haberdardır.
لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah zengindir, övgüye layıktır.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلْفُلْكَ تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِأَمْرِهِۦ وَيُمْسِكُ ٱلسَّمَآءَ أَن تَقَعَ عَلَى ٱلْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Görmedin mi? Allah yerde olanları ve emriyle denizde akıp giden gemileri size boyun eğdirdi. Göğü de, izni olmadan yerin üzerine düşmesin diye tutuyor. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَكَفُورٌ
Sizi dirilten O'dur; sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Şüphesiz insan çok nankördür.
لِّكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَٰزِعُنَّكَ فِى ٱلْأَمْرِ وَٱدْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدًى مُّسْتَقِيمٍ
Her ümmet için bir ibadet yolu belirledik; onlar ona uyarlar. Öyleyse bu konuda seninle çekişmesinler. Rabbine çağır; şüphesiz sen dosdoğru bir yol üzerindesin.
وَإِن جَٰدَلُوكَ فَقُلِ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Seninle tartışırlarsa de ki: Yaptıklarınızı Allah daha iyi bilir.
ٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Allah, kıyamet günü, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyler konusunda aranızda hüküm verecektir.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّ ذَٰلِكَ فِى كِتَٰبٍ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ
Bilmedin mi? Allah, gökte ve yerde olanı bilir. Şüphesiz bu bir kitaptadır. Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًا وَمَا لَيْسَ لَهُم بِهِۦ عِلْمٌ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
Allah'ı bırakıp, hakkında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinin de bir bilgisi olmayan şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ تَعْرِفُ فِى وُجُوهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْمُنكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِٱلَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَٰلِكُمُ ٱلنَّارُ وَعَدَهَا ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, inkâr edenlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk tanırsın. Neredeyse, ayetlerimizi kendilerine okuyanlara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Ateştir. Allah onu, gerçeği örtenlere vaat etmiştir. Ne kötü bir dönüş yeri!
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥٓ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَن يَخْلُقُوا۟ ذُبَابًا وَلَوِ ٱجْتَمَعُوا۟ لَهُۥ وَإِن يَسْلُبْهُمُ ٱلذُّبَابُ شَيْـًٔا لَّا يَسْتَنقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ ٱلطَّالِبُ وَٱلْمَطْلُوبُ
Ey insanlar! Bir örnek verildi; onu dinleyin. Allah'ı bırakıp yalvardıklarınız, bir araya gelseler bile bir sinek yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de.
مَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ
Allah'ı gereği gibi takdir edemediler. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.
ٱللَّهُ يَصْطَفِى مِنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ ٱلنَّاسِ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌ
Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Önlerindekini de arkalarındakini de bilir. İşler Allah'a döndürülür.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱرْكَعُوا۟ وَٱسْجُدُوا۟ وَٱعْبُدُوا۟ رَبَّكُمْ وَٱفْعَلُوا۟ ٱلْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
وَجَٰهِدُوا۟ فِى ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦ هُوَ ٱجْتَبَىٰكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَٰهِيمَ هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلْمُسْلِمِينَ مِن قَبْلُ وَفِى هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱعْتَصِمُوا۟ بِٱللَّهِ هُوَ مَوْلَىٰكُمْ فَنِعْمَ ٱلْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ ٱلنَّصِيرُ
Allah uğrunda hakkıyla cihat edin. O sizi seçti ve dinde size hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrâhîm'in dini. Daha önce de bu Kur'an'da da size müslüman adını veren O'dur; elçi size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız diye. Öyleyse namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O sizin dostunuzdur. Ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır!
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Kurbanda ölçü
37. ayet kurban konusunda doğrudan bir ölçü koyar: "Onların etleri de kanları da Allah'a ulaşmaz; fakat sizin takvânız O'na ulaşır."
Klasik tefsirlerde bu ayetin bir düzeltme olarak indiği belirtilir. Ayet ibadetin maddi kısmını geçersiz kılmaz; nereye baktığını söyler.
36. ayet bunu tamamlar: etten yenmesi ve "kanaat edene de isteyene de" yedirilmesi bildirilir. Yani dağıtım ibadetin bir parçasıdır.
32. ayette ise ölçü daha da içeri taşınır: saygı göstermek "kalplerin takvâsındandır." Bu sitede Kurban Bayramı sayfası bu ayetlere dayanır.
Kıyıdan kulluk
11. ayet bir tutumu tarif eder: "Allah'a bir kıyıdan kulluk eder."
Kullanılan kelime "harf"tir; kenar, uç anlamındadır. Klasik tefsirlerde bu, ortada değil kenarda durmak olarak açıklanır.
Ayet ölçüyü de verir: hayır gelince huzur bulur, sınama gelince yüzüstü döner. Yani bağlılık, sonucun beğenilmesine bağlıdır.
Aynı çerçeve Fecr 15-16'da da bulunur. Bu sitede sabır ve tevekkül kavramları ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.
Kör olan göz değil
46. ayet beklenmedik bir düzeltme yapar: "Şüphesiz gözler kör olmaz; fakat göğüslerdeki kalpler kör olur."
Ayetin başında yeryüzünde dolaşmak ve bakmak zikredilir. Sonra bakışın yetmediği söylenir.
Klasik tefsirlerde bu ifade, görmenin fiziksel değil kavrayışa ait bir mesele olarak ele alınması bakımından işlenir.
İbadet yerlerinin korunması
40. ayet, savunmanın gerekçesini sayarken dört yapı adı anar: manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler.
Klasik tefsirlerde bu sıralama üzerinde durulur; korunması gerektiği bildirilen yerler yalnızca mescitlerle sınırlanmaz.
78. ayet ise sureyi bir kolaylık bildirimiyle kapatır: "dinde size hiçbir zorluk yüklemedi." Aynı ilke Bakara 185 ve Bakara 286'da da bulunur.
Sık sorulan sorular
Kurbanda asıl ölçü nedir?
Hac 37'ye göre etler ve kanlar değil, takvâ ulaşır. Ayet ibadeti geçersiz kılmaz; ölçünün nerede olduğunu bildirir. 36. ayette etin dağıtılması da ibadetin parçası olarak anılır.
Kaynaklar
- Kur’anHac 22:1-78 — Surenin metni
- Kur’anBakara 2:185, 286 — Dinde kolaylık
- Kur’anFecr 89:15-16 — Nimet ve darlık karşısındaki tutum
Son güncelleme: