Nûr Suresi
Nûr suresi 64 ayettir ve adı "ışık" anlamına gelir. 35. ayeti Nûr ayeti olarak bilinir; 11-20. ayetleri ise bir iftira olayı üzerinden söz taşımanın ölçülerini koyar.
- Sure numarası
- 24. sure
- Arapça adı
- النور
- Ayet sayısı
- 64 ayet
- Nüzul yeri
- Medeni (Medine dönemi)
- Nüzul sırası
- 102.
- Cüz
- 18. cüz
- Ana konusu
- İftiraya karşı ölçüler, mahremiyet ve Nûr ayeti
Adının anlamı
Nûr, ışık anlamındadır. Sure adını 35. ayetteki benzetmeden alır. En-Nûr ismi de aynı köktendir.
Temel temaları
- iftira
- mahremiyet
- nur
- evlilik
Nûr suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سُورَةٌ أَنزَلْنَٰهَا وَفَرَضْنَٰهَا وَأَنزَلْنَا فِيهَآ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ لَّعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Bu, indirdiğimiz ve farz kıldığımız bir suredir. İçinde apaçık ayetler indirdik; belki öğüt alırsınız.
ٱلزَّانِيَةُ وَٱلزَّانِى فَٱجْلِدُوا۟ كُلَّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا مِا۟ئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِى دِينِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَآئِفَةٌ مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda onlara acımayın. Müminlerden bir grup da onların cezasına şahit olsun.
ٱلزَّانِى لَا يَنكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَٱلزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَآ إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ
Zina eden erkek, ancak zina eden ya da ortak koşan bir kadınla evlenir; zina eden kadınla da ancak zina eden ya da ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا۟ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَآءَ فَٱجْلِدُوهُمْ ثَمَٰنِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا۟ لَهُمْ شَهَٰدَةً أَبَدًا وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
İffetli kadınlara iftira atan, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkanlardır.
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Ancak bundan sonra tövbe edip düzelenler başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَٰجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَآءُ إِلَّآ أَنفُسُهُمْ فَشَهَٰدَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَٰدَٰتٍۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Eşlerine iftira atıp da kendilerinden başka şahitleri olmayanların şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört kez Allah'a yemin etmesidir.
وَٱلْخَٰمِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Beşincisi, yalan söyleyenlerdense Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasıdır.
وَيَدْرَؤُا۟ عَنْهَا ٱلْعَذَابَ أَن تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَٰدَٰتٍۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört kez Allah'a yemin etmesi, ondan cezayı kaldırır.
وَٱلْخَٰمِسَةَ أَنَّ غَضَبَ ٱللَّهِ عَلَيْهَآ إِن كَانَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Beşincisi, kocası doğru söyleyenlerdense Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasıdır.
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hikmet sahibi olmasaydı...
إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُم مَّا ٱكْتَسَبَ مِنَ ٱلْإِثْمِ وَٱلَّذِى تَوَلَّىٰ كِبْرَهُۥ مِنْهُمْ لَهُۥ عَذَابٌ عَظِيمٌ
O iftirayı ortaya atanlar, içinizden bir gruptur. Onu kendiniz için kötü sanmayın; aksine o sizin için hayırlıdır. Onlardan her birine, kazandığı günah kadar pay vardır. İçlerinden onun büyüğünü üstlenene ise büyük bir azap vardır.
لَّوْلَآ إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْرًا وَقَالُوا۟ هَٰذَآ إِفْكٌ مُّبِينٌ
Onu işittiğinizde, mümin erkekler ve mümin kadınlar kendi içlerinde iyi zanda bulunup "Bu apaçık bir iftiradır" demeli değil miydiler?
لَّوْلَا جَآءُو عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَآءَ فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا۟ بِٱلشُّهَدَآءِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ عِندَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْكَٰذِبُونَ
Buna dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getiremediklerine göre, işte onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِى مَآ أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Allah'ın dünyada ve ahirette size lütfu ve rahmeti olmasaydı, daldığınız şey yüzünden size büyük bir azap dokunurdu.
إِذْ تَلَقَّوْنَهُۥ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِۦ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُۥ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمٌ
Hani onu dillerinizle alıyor, hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyor ve bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysa o, Allah katında büyüktür.
وَلَوْلَآ إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَٰذَا سُبْحَٰنَكَ هَٰذَا بُهْتَٰنٌ عَظِيمٌ
Onu işittiğinizde "Bunu konuşmamız bize yakışmaz. Seni tenzih ederiz; bu büyük bir iftiradır" demeli değil miydiniz?
يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُوا۟ لِمِثْلِهِۦٓ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Müminseniz, benzerine bir daha asla dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.
وَيُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Allah size ayetleri açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلْفَٰحِشَةُ فِى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
İman edenler arasında hayâsızlığın yayılmasını isteyenlere, dünyada da ahirette de acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah çok şefkatli, çok merhametli olmasaydı...
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَدًا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, şüphesiz o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiç kimse asla arınamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitendir, bilendir.
وَلَا يَأْتَلِ أُو۟لُوا۟ ٱلْفَضْلِ مِنكُمْ وَٱلسَّعَةِ أَن يُؤْتُوٓا۟ أُو۟لِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينَ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلْيَعْفُوا۟ وَلْيَصْفَحُوٓا۟ أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
İçinizden lütuf ve genişlik sahibi olanlar, akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda göç edenlere vermemeye yemin etmesinler. Bağışlasınlar ve hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَرْمُونَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ٱلْغَٰفِلَٰتِ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ لُعِنُوا۟ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
İffetli, habersiz mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanetlenmiştir ve onlar için büyük bir azap vardır.
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına dair aleyhlerine şahitlik eder.
يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ ٱلْمُبِينُ
O gün Allah onlara hak ettikleri karşılığı eksiksiz verir ve bilirler ki Allah apaçık gerçeğin ta kendisidir.
ٱلْخَبِيثَٰتُ لِلْخَبِيثِينَ وَٱلْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَٰتِ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yakışır. İşte onlar, söylenenlerden uzaktır. Onlar için bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَدْخُلُوا۟ بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّىٰ تَسْتَأْنِسُوا۟ وَتُسَلِّمُوا۟ عَلَىٰٓ أَهْلِهَا ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, izin isteyip halkına selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; belki öğüt alırsınız.
فَإِن لَّمْ تَجِدُوا۟ فِيهَآ أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّىٰ يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ٱرْجِعُوا۟ فَٱرْجِعُوا۟ هُوَ أَزْكَىٰ لَكُمْ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
Orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar girmeyin. Size "Dönün" denilirse dönün; bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilendir.
لَّيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَدْخُلُوا۟ بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَٰعٌ لَّكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
İçinde size ait bir eşya bulunan, oturulmayan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir.
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا۟ مِنْ أَبْصَٰرِهِمْ وَيَحْفَظُوا۟ فُرُوجَهُمْ ذَٰلِكَ أَزْكَىٰ لَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا يَصْنَعُونَ
Mümin erkeklere söyle: bakışlarını sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, yaptıklarından haberdardır.
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَٰتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَٰرِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ ءَابَآئِهِنَّ أَوْ ءَابَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَآئِهِنَّ أَوْ أَبْنَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَٰنِهِنَّ أَوْ بَنِىٓ إِخْوَٰنِهِنَّ أَوْ بَنِىٓ أَخَوَٰتِهِنَّ أَوْ نِسَآئِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُنَّ أَوِ ٱلتَّٰبِعِينَ غَيْرِ أُو۟لِى ٱلْإِرْبَةِ مِنَ ٱلرِّجَالِ أَوِ ٱلطِّفْلِ ٱلَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا۟ عَلَىٰ عَوْرَٰتِ ٱلنِّسَآءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Mümin kadınlara da söyle: bakışlarını sakınsınlar, iffetlerini korusunlar ve görünen kısmı dışında süslerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler. Süslerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları, ellerinin altında bulunanlar, erkekliği kalmamış hizmetçiler ve kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklar dışında kimseye açmasınlar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hep birlikte Allah'a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz.
وَأَنكِحُوا۟ ٱلْأَيَٰمَىٰ مِنكُمْ وَٱلصَّٰلِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَآئِكُمْ إِن يَكُونُوا۟ فُقَرَآءَ يُغْنِهِمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
İçinizden bekârları ve elinizin altındakilerden salih olanları evlendirin. Yoksul iseler, Allah onları lütfundan zengin kılar. Allah lütfu geniş olandır, bilendir.
وَلْيَسْتَعْفِفِ ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّىٰ يُغْنِيَهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَٱلَّذِينَ يَبْتَغُونَ ٱلْكِتَٰبَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْرًا وَءَاتُوهُم مِّن مَّالِ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ ءَاتَىٰكُمْ وَلَا تُكْرِهُوا۟ فَتَيَٰتِكُمْ عَلَى ٱلْبِغَآءِ إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِّتَبْتَغُوا۟ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ مِنۢ بَعْدِ إِكْرَٰهِهِنَّ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Evlenmeye imkân bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zengin kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan hürriyet belgesi isteyenlerle, onlarda bir hayır görürseniz belge yapın ve Allah'ın size verdiği maldan onlara verin. İffetli kalmak isteyen genç kızlarınızı, dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa, şüphesiz Allah, zorlanmalarından sonra onlar için çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ ءَايَٰتٍ مُّبَيِّنَٰتٍ وَمَثَلًا مِّنَ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
Andolsun size apaçık ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve sakınanlar için bir öğüt indirdik.
ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِۦ كَمِشْكَوٰةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ ٱلْمِصْبَاحُ فِى زُجَاجَةٍ ٱلزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِىٓءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَىٰ نُورٍ يَهْدِى ٱللَّهُ لِنُورِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَٰلَ لِلنَّاسِ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun örneği, içinde kandil bulunan bir oyuk gibidir. Kandil bir cam içindedir; cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Ne doğuya ne batıya ait olan, bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna iletir. Allah insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilendir.
فِى بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ
Allah'ın, yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, sabah akşam O'nu tesbih ederler.
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَٰرَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلْقُلُوبُ وَٱلْأَبْصَٰرُ
Öyle adamlar ki ne ticaret ne alışveriş onları Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyar. Kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.
لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا۟ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Allah onları yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirsin ve lütfundan artırsın diye. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَعْمَٰلُهُمْ كَسَرَابٍۭ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ ٱلظَّمْـَٔانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـًٔا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّىٰهُ حِسَابَهُۥ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
İnkâr edenlerin amelleri ise, düzlükteki bir serap gibidir; susayan onu su sanır. Nihayet ona vardığında hiçbir şey bulamaz; yanında Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.
أَوْ كَظُلُمَٰتٍ فِى بَحْرٍ لُّجِّىٍّ يَغْشَىٰهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِۦ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِۦ سَحَابٌ ظُلُمَٰتٌۢ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَآ أَخْرَجَ يَدَهُۥ لَمْ يَكَدْ يَرَىٰهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورًا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ
Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibidir; onu bir dalga örter, üstünde bir dalga daha, onun da üstünde bulut vardır. Karanlıklar üstüne karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu göremez. Allah kime nur vermezse, onun için hiçbir nur yoktur.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلطَّيْرُ صَٰٓفَّٰتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسْبِيحَهُۥ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِمَا يَفْعَلُونَ
Görmedin mi? Göklerde ve yerde olanlar, saf saf kanat çırpan kuşlar da Allah'ı tesbih eder. Her biri kendi duasını ve tesbihini bilir. Allah yaptıklarını bilendir.
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de Allah'adır.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُزْجِى سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُۥ ثُمَّ يَجْعَلُهُۥ رُكَامًا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَٰلِهِۦ وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن جِبَالٍ فِيهَا مِنۢ بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَصْرِفُهُۥ عَن مَّن يَشَآءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِۦ يَذْهَبُ بِٱلْأَبْصَٰرِ
Görmedin mi? Allah bulutları sürer, sonra onları birleştirir, sonra üst üste yığar; derken aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Gökten, içinde dağlar bulunan bulutlardan dolu indirir; dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de çevirir. Şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır.
يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ
Allah, geceyi ve gündüzü çevirir. Şüphesiz bunda görebilenler için bir ibret vardır.
وَٱللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةٍ مِّن مَّآءٍ فَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰ بَطْنِهِۦ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰ رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِى عَلَىٰٓ أَرْبَعٍ يَخْلُقُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Allah her canlıyı sudan yarattı. Onlardan kimi karnı üzerinde yürür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimi de dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.
لَّقَدْ أَنزَلْنَآ ءَايَٰتٍ مُّبَيِّنَٰتٍ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Andolsun apaçık ayetler indirdik. Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.
وَيَقُولُونَ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِّنْهُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَمَآ أُو۟لَٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ
Diyorlar ki: "Allah'a ve elçiye iman ettik ve itaat ettik." Sonra bunun ardından içlerinden bir grup yüz çevirir. İşte onlar mümin değildir.
وَإِذَا دُعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ
Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve elçisine çağrıldıklarında, içlerinden bir grup hemen yüz çevirir.
وَإِن يَكُن لَّهُمُ ٱلْحَقُّ يَأْتُوٓا۟ إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ
Hak kendilerinden yana ise, boyun eğerek ona gelirler.
أَفِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ٱرْتَابُوٓا۟ أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۥ بَلْ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüphe mi ettiler? Yahut Allah'ın ve elçisinin kendilerine haksızlık yapmasından mı korkuyorlar? Hayır, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve elçisine çağrıldıklarında, müminlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَخْشَ ٱللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
Kim Allah'a ve elçisine itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı sorumlu davranırsa, işte onlar kazananlardır.
وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا۟ طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler ki kendilerine emredersen mutlaka çıkacaklar. De ki: Yemin etmeyin; bilinen bir itaat yeter. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
قُلْ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا۟ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
De ki: Allah'a itaat edin, elçiye itaat edin. Yüz çevirirseniz, ona düşen kendi yükümlülüğü, size düşen de sizin yükümlülüğünüzdür. Ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen ancak apaçık tebliğdir.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ كَمَا ٱسْتَخْلَفَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ ٱلَّذِى ٱرْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّنۢ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِى لَا يُشْرِكُونَ بِى شَيْـًٔا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere vaat etti: onlardan öncekileri halife yaptığı gibi onları da yeryüzünde halife yapacak, kendileri için razı olduğu dinlerini sağlamlaştıracak ve korkularından sonra onları güvene kavuşturacaktır. Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar yoldan çıkanlardır.
وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Namazı kılın, zekâtı verin ve elçiye itaat edin ki merhamet göresiniz.
لَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ وَلَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
İnkâr edenlerin yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanma. Onların varacağı yer ateştir. Ne kötü bir dönüş yeri!
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ ٱلَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا۟ ٱلْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَٰثَ مَرَّٰتٍ مِّن قَبْلِ صَلَوٰةِ ٱلْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ ٱلظَّهِيرَةِ وَمِنۢ بَعْدِ صَلَوٰةِ ٱلْعِشَآءِ ثَلَٰثُ عَوْرَٰتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌۢ بَعْدَهُنَّ طَوَّٰفُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar ve içinizden henüz ergenliğe ermemiş olanlar, üç vakitte sizden izin istesinler: sabah namazından önce, öğlen elbiselerinizi çıkardığınızda ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin için üç mahrem vakittir. Bunların dışında ne size ne onlara bir sakınca vardır; birbirinizin yanında dolaşırsınız. Allah size ayetleri işte böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَإِذَا بَلَغَ ٱلْأَطْفَٰلُ مِنكُمُ ٱلْحُلُمَ فَلْيَسْتَـْٔذِنُوا۟ كَمَا ٱسْتَـْٔذَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Çocuklarınız ergenliğe erdiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
وَٱلْقَوَٰعِدُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِى لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَٰتٍۭ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Evlenme umudu kalmamış yaşlı kadınların, süslerini açığa vurmaksızın dış elbiselerini bırakmalarında bir sakınca yoktur. Yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
لَّيْسَ عَلَى ٱلْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى ٱلْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى ٱلْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا۟ مِنۢ بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ ءَابَآئِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَٰتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَٰنِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَٰتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَٰمِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّٰتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَٰلِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَٰلَٰتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُۥٓ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا۟ جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُبَٰرَكَةً طَيِّبَةً كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Köre bir güçlük yoktur, topala bir güçlük yoktur, hastaya bir güçlük yoktur; kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarlarına sahip olduğunuz yerlerden ya da dostunuzun evinden yemenizde de bir sakınca yoktur. Toplu hâlde ya da ayrı ayrı yemenizde de sakınca yoktur. Evlere girdiğinizde, Allah katından bereketli ve hoş bir esenlik dileği olarak kendinize selam verin. Allah size ayetleri işte böyle açıklıyor; belki akledersiniz.
إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِذَا كَانُوا۟ مَعَهُۥ عَلَىٰٓ أَمْرٍ جَامِعٍ لَّمْ يَذْهَبُوا۟ حَتَّىٰ يَسْتَـْٔذِنُوهُ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسْتَـْٔذِنُونَكَ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِذَا ٱسْتَـْٔذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَن لِّمَن شِئْتَ مِنْهُمْ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُمُ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Müminler ancak Allah'a ve elçisine iman edenlerdir; ortak bir iş üzerinde onunla birlikte olduklarında, ondan izin almadan ayrılıp gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Bazı işleri için senden izin istediklerinde, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
لَّا تَجْعَلُوا۟ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَآءِ بَعْضِكُم بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Elçinin çağrısını, aranızda birbirinizi çağırmanız gibi saymayın. Allah, içinizden gizlice sıvışıp gidenleri bilir. O'nun emrine karşı gelenler, başlarına bir belanın gelmesinden ya da acı bir azabın dokunmasından sakınsınlar.
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ قَدْ يَعْلَمُ مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا۟ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۢ
Dikkat edin! Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne üzerinde olduğunuzu bilir. O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını onlara haber verecektir. Allah her şeyi bilendir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
İftira karşısında konan ölçüler
11-20. ayetler bir iftira olayını ele alır ve muhataba yöneltilen sorular bir davranış listesi oluşturur.
12. ayet ilk ölçüyü verir: iyi zanda bulunmak ve "bu apaçık bir iftiradır" demek. 13. ayet ikincisini: şahit istemek. 16. ayet üçüncüsünü: "bunu konuşmamız bize yakışmaz" demek.
15. ayet ise sebebi söyler: "bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysa o, Allah katında büyüktür."
Klasik tefsirlerde bu pasaj, söz taşımanın büyüklüğünün yayanın niyetiyle değil, sonucuyla ölçülmesi bakımından ele alınır. Bu sitede haber doğrulama ilkesi Hucurât 6 üzerinden de işlenmiştir.
Nûr ayeti
35. ayet, Kur'an'daki en ayrıntılı benzetmelerden biridir: oyuk, kandil, cam, zeytin yağı.
Benzetmenin dikkat çekici yanı, ışığın kaynağının sürekli yaklaştırılmasıdır. Cam kandili büyütür, yağ "ateş dokunmasa bile neredeyse ışık verir" ve sonunda "nur üstüne nur" denir.
Zeytin ağacı için kullanılan "ne doğuya ne batıya ait" ifadesi klasik tefsirlerde gün boyu güneş alan, gölgede kalmayan bir konum olarak açıklanır.
40. ayet bu tablonun karşıtını verir: üst üste karanlıklar. İki ayet birlikte okunur. En-Nûr ismi bu sitede ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
İzin isteme
27-29 ve 58-61. ayetler mahremiyet konusunu iki ayrı yerde ele alır ve ikisi de izin üzerine kuruludur.
27. ayet eve girmeden önce izin istemeyi ve selam vermeyi bildirir. 28. ayet reddedilme durumunu düzenler: "Dönün denilirse dönün."
58. ayet ev içindeki mahremiyeti üç vakitle sınırlar. 59. ayet çocukların büyümesiyle kuralın değişmesini bildirir.
61. ayet ise ortak sofrayı kolaylaştırır ve uzun bir liste sayarak sakınca bulunmadığını belirtir. Klasik tefsirlerde bu ayrıntı, mahremiyet düzenlemesinin bir kopukluk üretmemesi bakımından ele alınır.
Hükümlerin uygulanması
Surenin başındaki ayetler ceza hükümleri içerir. Bu sitede dinî hüküm verilmez ve fıkhî uygulama konusu kapsam dışıdır.
Metin olduğu gibi aktarılmıştır. Bu hükümlerin şartları, uygulanma usulü ve tarihsel uygulaması klasik fıkıh literatüründe ayrıntılı biçimde ele alınır; bir mesele için o kaynaklara ya da yetkili bir mercie başvurulmalıdır.
Surenin kendi içinde dikkat çekici olan, 4. ayetin iftiraya da bir ceza bağlaması ve 6-9. ayetlerin şahit bulunmayan durumda ayrı bir usul getirmesidir: ispat yükü hafifletilmez.
Sık sorulan sorular
Nûr ayeti hangisidir?
Nûr suresi 35. ayettir. Allah'ın nurunu; oyuk, kandil, cam ve zeytin yağı üzerinden anlatan bir benzetme taşır ve "nur üstüne nur" ifadesiyle biter.
Kaynaklar
- Kur’anNûr 24:1-64 — Surenin metni
- Kur’anHucurât 49:6, 12 — Haberin doğrulanması ve zan
- Klasik kaynakFıkıh literatürü — Ceza hükümlerinin şartları ve uygulaması
Son güncelleme: