Sâffât Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Sâffât suresi 182 ayettir ve adı "saf saf dizilenler" anlamına gelir. Kurban Bayramı'nın dayandığı Hz. İbrâhîm kıssası bu surede anlatılır.

Sure numarası
37. sure
Arapça adı
الصافات
Ayet sayısı
182 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
56.
Cüz
23. cüz
Ana konusu
Peygamber kıssaları ve Hz. İbrâhîm'in imtihanı

Adının anlamı

Sâffât, s-f-f kökünden gelir ve saf saf dizilenler anlamındadır. Sure adını ilk ayetteki yeminden alır; 165. ayette aynı kök tekrar geçer.

Temel temaları

  • İbrâhîm
  • kurban
  • peygamberler
  • ihlas

Sâffât suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا

    Saf saf dizilenlere yemin olsun,

  2. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

    Sürüp sevk edenlere,

  3. فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

    Zikir okuyanlara;

  4. إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

    Şüphesiz ilahınız birdir.

  5. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

    Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi; doğuların da Rabbi.

  6. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

    Biz en yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

  7. وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ

    Ve her inatçı şeytandan koruduk.

  8. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

    Onlar yüce topluluğu dinleyemezler; her yandan taşlanırlar.

  9. دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

    Kovulurlar; onlar için sürekli bir azap vardır.

  10. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

    Ancak bir söz kapan olursa, onu delip geçen bir alev izler.

  11. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

    Sor onlara: Yaratılışça onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

  12. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

    Aksine sen şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

  13. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

    Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.

  14. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

    Bir ayet gördüklerinde alay ederler.

  15. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    Ve derler ki: "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değil.

  16. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten diriltilecek miyiz?

  17. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    Önceki atalarımız da mı?"

  18. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

    De ki: Evet; hem de siz aşağılanmış olarak.

  19. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

    O, tek bir çığlıktır; bir de bakarsın bakıyorlar.

  20. وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    Derler ki: "Yazıklar olsun bize! Bu, din günüdür."

  21. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    İşte bu, yalanladığınız ayırma günüdür.

  22. ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

    Toplayın zulmedenleri, eşlerini ve kulluk ettiklerini;

  23. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

    Allah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün.

  24. وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

    Onları durdurun; şüphesiz sorguya çekileceklerdir.

  25. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

    "Size ne oluyor, birbirinize yardım etmiyorsunuz?"

  26. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

    Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

  27. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    Birbirlerine dönüp sorarlar.

  28. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

    Derler ki: "Siz bize sağdan geliyordunuz."

  29. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    Derler ki: "Hayır, siz zaten iman etmiyordunuz.

  30. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ

    Bizim size karşı bir gücümüz de yoktu; aksine siz azgın bir topluluktunuz.

  31. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

    Rabbimizin sözü üzerimize gerçekleşti; şüphesiz tadacağız.

  32. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

    Sizi azdırdık; çünkü biz de azgındık."

  33. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

    Şüphesiz o gün azapta ortaktırlar.

  34. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

    Biz suçlulara işte böyle yaparız.

  35. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

    Onlara "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiğinde büyükleniyorlardı.

  36. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

    Ve diyorlardı ki: "Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakacağız?"

  37. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Hayır! O, gerçeği getirdi ve gönderilen elçileri doğruladı.

  38. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

    Şüphesiz siz acı azabı tadacaksınız.

  39. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Ve ancak yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.

  40. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları başka.

  41. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

    İşte onlar için bilinen bir rızık vardır;

  42. فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

    Meyveler. Ve onlar ikram göreceklerdir;

  43. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Nimet cennetlerinde.

  44. عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ

    Karşılıklı tahtlar üzerinde.

  45. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

    Çevrelerinde kaynaktan doldurulmuş bir kadeh dolaştırılır;

  46. بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ

    Bembeyaz, içenlere lezzet veren.

  47. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

    Onda ne bir zarar vardır ne de sarhoş edilirler.

  48. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

    Yanlarında bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş, iri gözlüler vardır;

  49. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

    Sanki korunmuş yumurtalar gibi.

  50. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    Birbirlerine dönüp sorarlar.

  51. قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

    İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı.

  52. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

    Derdi ki: 'Sen gerçekten doğrulayanlardan mısın?

  53. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

    Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten hesaba çekileceğiz?'"

  54. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    Der ki: "Bakar mısınız?"

  55. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    Baktı ve onu cehennemin ortasında gördü.

  56. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

    Der ki: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin.

  57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de getirilenlerden olurdum."

  58. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

    "Biz artık ölmeyecek miyiz?

  59. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    İlk ölümümüzden başka; ve biz azaba uğratılacak da değiliz."

  60. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Şüphesiz büyük kurtuluş budur.

  61. لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

    Çalışanlar, bunun gibisi için çalışsın.

  62. أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

    Ağırlanma olarak bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

  63. إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ

    Biz onu zalimler için bir sınama yaptık.

  64. إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

    O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

  65. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

    Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.

  66. فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    Onlar ondan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.

  67. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

    Sonra üzerine kaynar sudan bir karışım vardır.

  68. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

    Sonra dönecekleri yer cehennemdir.

  69. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

    Onlar atalarını sapkın buldular.

  70. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

    Ve onların izinden koşturdular.

  71. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    Andolsun onlardan önce evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

  72. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

    Andolsun aralarında uyarıcılar göndermiştik.

  73. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

    Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

  74. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları başka.

  75. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

    Andolsun Nûh bize seslendi; ne güzel karşılık verenleriz!

  76. وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

  77. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

    Soyunu kalıcı kıldık.

  78. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonrakiler arasında ona iyi bir ad bıraktık.

  79. سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

    Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!

  80. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Biz iyilik edenleri işte böyle ödüllendiririz.

  81. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Şüphesiz o, mümin kullarımızdandı.

  82. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    Sonra diğerlerini suda boğduk.

  83. وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

    Şüphesiz İbrâhîm de onun yolundandı.

  84. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

    Hani Rabbine tertemiz bir kalple gelmişti.

  85. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

    Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Neye kulluk ediyorsunuz?

  86. أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

    Allah'tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?

  87. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?"

  88. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

    Sonra yıldızlara bir göz attı.

  89. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

    Ve dedi ki: "Ben hastayım."

  90. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

    Bunun üzerine ondan arkalarını dönüp gittiler.

  91. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    O da gizlice onların ilahlarına yöneldi ve dedi ki: "Yemez misiniz?

  92. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

    Size ne oluyor, konuşmuyorsunuz?"

  93. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

    Sonra sağ eliyle onlara vurdu.

  94. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

    Kavmi koşarak ona geldi.

  95. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

    Dedi ki: "Kendi yonttuğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz?

  96. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı."

  97. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

    Dediler ki: "Onun için bir bina yapın ve onu ateşe atın."

  98. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

    Ona bir tuzak kurmak istediler; biz de onları en aşağı kıldık.

  99. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

    Dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterecek.

  100. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Rabbim! Bana salihlerden birini bağışla."

  101. فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ

    Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

  102. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

    Onunla birlikte koşup yürüyecek çağa geldiğinde dedi ki: "Oğulcuğum! Rüyamda seni kestiğimi görüyorum; bak ne dersin?" Dedi ki: "Babacığım! Emredildiğin şeyi yap. İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın."

  103. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

    İkisi de teslim olup onu alnı üzerine yatırdığında,

  104. وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    Ona seslendik: "Ey İbrâhîm!

  105. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Rüyayı gerçekleştirdin." Biz iyilik edenleri işte böyle ödüllendiririz.

  106. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

    Şüphesiz bu, apaçık bir sınamaydı.

  107. وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

    Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

  108. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonrakiler arasında ona iyi bir ad bıraktık.

  109. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    İbrâhîm'e selam olsun!

  110. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Biz iyilik edenleri işte böyle ödüllendiririz.

  111. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Şüphesiz o, mümin kullarımızdandı.

  112. وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Ona, salihlerden bir peygamber olarak İshâk'ı müjdeledik.

  113. وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

    Ona da İshâk'a da bereket verdik. İkisinin soyundan iyilik eden de vardır, apaçık kendine zulmeden de.

  114. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

    Andolsun Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

  115. وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    İkisini ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.

  116. وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

    Onlara yardım ettik de üstün gelenler oldular.

  117. وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

    İkisine apaçık kitabı verdik.

  118. وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    İkisini dosdoğru yola ilettik.

  119. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonrakiler arasında onlara iyi bir ad bıraktık.

  120. سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

    Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun!

  121. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Biz iyilik edenleri işte böyle ödüllendiririz.

  122. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Şüphesiz ikisi de mümin kullarımızdandı.

  123. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Şüphesiz İlyâs da gönderilen elçilerdendi.

  124. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

    Hani kavmine demişti ki: "Sakınmıyor musunuz?

  125. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

    Yaratanların en güzelini bırakıp Ba'l'e mi yalvarıyorsunuz?

  126. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"

  127. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    Onu yalanladılar; şüphesiz onlar getirileceklerdir.

  128. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları başka.

  129. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonrakiler arasında ona iyi bir ad bıraktık.

  130. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

    İlyâs'a selam olsun!

  131. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Biz iyilik edenleri işte böyle ödüllendiririz.

  132. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Şüphesiz o, mümin kullarımızdandı.

  133. وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Şüphesiz Lût da gönderilen elçilerdendi.

  134. إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    Hani onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık;

  135. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

    Geride kalanlar arasındaki yaşlı kadın hariç.

  136. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    Sonra diğerlerini yerle bir ettik.

  137. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

    Siz sabahleyin onların yanından geçiyorsunuz;

  138. وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Ve geceleyin. Hâlâ akletmiyor musunuz?

  139. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Şüphesiz Yûnus da gönderilen elçilerdendi.

  140. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    Hani dolu gemiye kaçmıştı.

  141. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

    Kura çekti ve yenilenlerden oldu.

  142. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

    Kınanmış bir hâldeyken balık onu yuttu.

  143. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

    Eğer o, tesbih edenlerden olmasaydı,

  144. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    Diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

  145. فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

    Onu hasta bir hâlde çıplak bir yere attık.

  146. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

    Üzerine kabak türünden bir ağaç bitirdik.

  147. وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

    Onu yüz bin ya da daha fazla kişiye gönderdik.

  148. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

    İman ettiler; biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

  149. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

    Sor onlara: Kızlar Rabbinin de oğullar onların mı?

  150. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

    Yoksa melekleri dişi olarak yarattık da onlar şahit mi oldular?

  151. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

    Dikkat edin! Onlar uydurdukları yüzünden diyorlar ki:

  152. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

    "Allah doğurdu." Şüphesiz onlar yalancıdır.

  153. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

    Kızları oğullara tercih mi etti?

  154. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

  155. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Hiç düşünmüyor musunuz?

  156. أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ

    Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

  157. فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.

  158. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    Allah ile cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Andolsun cinler de kendilerinin getirileceğini bilir.

  159. سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    Allah, onların nitelemelerinden yücedir.

  160. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları başka.

  161. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

    Şüphesiz siz ve kulluk ettikleriniz,

  162. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

    O'na karşı hiç kimseyi saptıramazsınız;

  163. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

    Ancak cehenneme girecek olan başka.

  164. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

    "Bizden hiç kimse yoktur ki onun belli bir makamı olmasın.

  165. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

    Şüphesiz biz saf saf dizilenleriz.

  166. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

    Ve şüphesiz biz tesbih edenleriz."

  167. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

    Doğrusu onlar diyorlardı ki:

  168. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    "Yanımızda öncekilerden bir zikir olsaydı,

  169. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Elbette Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk."

  170. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    Fakat onu inkâr ettiler; yakında bilecekler.

  171. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

    Andolsun, gönderilen kullarımız hakkında sözümüz geçmiştir:

  172. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

    Şüphesiz onlar yardım göreceklerdir.

  173. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

    Ve şüphesiz bizim ordumuz üstün gelecektir.

  174. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    Öyleyse bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  175. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    Onları gözetle; yakında görecekler.

  176. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    Azabımızı mı acele istiyorlar?

  177. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

    Yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olur!

  178. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  179. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    Ve gözetle; yakında görecekler.

  180. سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

    Güç ve üstünlük sahibi Rabbin, onların nitelemelerinden yücedir.

  181. وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

    Gönderilen elçilere selam olsun!

  182. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Danışılan oğul

102. ayette Hz. İbrâhîm gördüğünü oğluna anlatır ve sorar: "bak ne dersin?"

Klasik tefsirlerde bu danışma üzerinde durulur. Emrin muhatabı babadır; ancak karar tek taraflı bildirilmez.

Oğulun cevabı da dikkat çekicidir: "Emredildiğin şeyi yap" der ve ardından bir kayıt koyar — "inşâallah beni sabredenlerden bulacaksın." Kendi sabrını bile garanti etmez.

103. ayet "ikisi de teslim olduğunda" der; fiil çoğuldur. Teslimiyet iki taraflıdır.

Fidye ile biten imtihan

105. ayette "rüyayı gerçekleştirdin" denir; fiil tamamlanmıştır. 107. ayette ise yerine bir kurbanlık verilir.

Klasik tefsirlerde bu sıra üzerinde durulur: imtihanın konusu fiilin kendisi değil, teslimiyettir. Emir yerine getirildikten sonra yerine başka bir şey konur.

Bu sitede Kurban Bayramı sayfası bu kıssaya dayandırılmıştır. Orada Hac 37'deki ölçü ile birlikte okunur: "etleri de kanları da Allah'a ulaşmaz, fakat sizin takvânız ulaşır."

Tekrarlanan selam kalıbı

Sure boyunca peygamberler anıldıktan sonra aynı kalıp tekrarlanır: iyi bir ad bırakılması, selam ve "biz iyilik edenleri işte böyle ödüllendiririz."

Kalıp Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ile Hârûn ve İlyâs için tekrarlanır; sure 181. ayette bütün elçileri kapsayacak biçimde kapanır.

Klasik tefsirlerde bu tekrarın bir eşitleme işlevi gördüğü belirtilir: farklı dönemler ve farklı imtihanlar, aynı karşılıkla anılır.

Sık sorulan sorular

Kurban Bayramı hangi kıssaya dayanır?

Sâffât 100-111'deki Hz. İbrâhîm kıssasına. Ayetlerde imtihanın teslimiyetle tamamlandığı ve yerine bir kurbanlık verildiği bildirilir.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Sâffât 37:1-182 — Surenin metni
  • Kur’an
    Hac 22:37 — Kurbanda ölçünün takvâ olması
  • Kur’an
    Enbiyâ 21:87-88 — Hz. Yûnus kıssası

Son güncelleme: