Şuarâ Suresi
Şuarâ suresi 227 ayettir. 80. ayeti şifayı Allah'a, hastalanmayı kendine bağlayan ifadesiyle bilinir; 89. ayeti selim kalpten söz eder.
- Sure numarası
- 26. sure
- Arapça adı
- الشعراء
- Ayet sayısı
- 227 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 47.
- Cüz
- 19. cüz
- Ana konusu
- Elçilerin ortak çağrısı, şifa ve selim kalp
Adının anlamı
Şuarâ, şairler demektir. Sure adını, 224-227. ayetlerdeki bölümden alır.
Temel temaları
- şifa
- dua
- kalp
- tekrar
Şuarâ suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
طسٓمٓ
Tâ Sîn Mîm.
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
Dilersek, üzerlerine gökten bir ayet indiririz de boyunları ona eğilip kalır.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni hatırlatmadan mutlaka yüz çevirirler.
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Yalanladılar; alay ettikleri şeyin haberleri onlara yakında gelecektir.
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
Yeryüzüne bakmadılar mı? Orada her güzel çiftten nicesini bitirdik.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Hani Rabbin Mûsâ'ya seslenmişti: "Zalim topluluğa git;
قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
Firavun'un kavmine. Sakınmazlar mı?"
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
Dedi ki: "Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
Göğsüm daralır, dilim dönmez. Hârûn'a da gönder.
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
Onların bana yüklediği bir suç var; beni öldürmelerinden korkuyorum."
قَالَ كَلَّا فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
Buyurdu ki: "Hayır. İkiniz de ayetlerimizle gidin; şüphesiz biz sizinle birlikte dinleyenleriz.
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Firavun'a gidin ve deyin ki: Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz;
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrâiloğulları'nı bizimle gönder."
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
Dedi ki: "Seni çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün yıllarını aramızda geçirmedin mi?
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Sonra da yapacağını yaptın; sen nankörlerdensin."
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Dedi ki: "Onu, şaşkınlardan iken yaptım.
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hüküm verdi ve beni elçilerden kıldı.
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
Başıma kaktığın bu nimet, İsrâiloğulları'nı köleleştirmen yüzündendir."
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Firavun dedi ki: "Âlemlerin Rabbi nedir?"
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Dedi ki: "Kesin olarak inanıyorsanız, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir."
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
Çevresindekilere dedi ki: "İşitmiyor musunuz?"
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Dedi ki: "Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir."
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilen elçiniz delidir."
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
Dedi ki: "Akledersiniz, doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin Rabbidir."
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
Dedi ki: "Benden başkasını ilah edinirsen, seni mutlaka hapsedilenlerden yaparım."
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ
Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirsem de mi?"
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Dedi ki: "Doğru söyleyenlerden isen, getir onu."
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
Asasını attı; bir anda apaçık bir yılan oldu.
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
Elini çıkardı; bir anda bakanlar için bembeyaz oldu.
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ
Çevresindeki ileri gelenlere dedi ki: "Şüphesiz bu bilgili bir büyücüdür.
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Büyüsüyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?"
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Dediler ki: "Onu ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar gönder;
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
bütün bilgili büyücüleri sana getirsinler."
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Büyücüler, bilinen bir günün belirlenmiş vaktinde toplandı.
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
İnsanlara denildi ki: "Siz de toplanıyor musunuz?
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Belki büyücülere uyarız; üstün gelenler onlar olursa."
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Büyücüler geldiğinde Firavun'a dediler ki: "Üstün gelenler biz olursak, bize bir karşılık var mı?"
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Dedi ki: "Evet; o zaman şüphesiz siz yakınlardan olursunuz."
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
Mûsâ onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
İplerini ve değneklerini attılar ve dediler ki: "Firavun'un gücüne andolsun, şüphesiz üstün gelenler biziz."
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Mûsâ da asasını attı; bir anda uydurduklarını yutuverdi.
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
Büyücüler secdeye kapandı.
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Dediler ki: "Âlemlerin Rabbine iman ettik;
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine."
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz. Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yakında bileceksiniz: ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım."
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Dediler ki: "Zararı yok; şüphesiz biz Rabbimize dönenleriz.
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Müminlerin ilki olduğumuz için, Rabbimizin hatalarımızı bağışlamasını umuyoruz."
وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Mûsâ'ya vahyettik: "Kullarımı geceleyin yürüt; şüphesiz izleneceksiniz."
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Firavun, şehirlere toplayıcılar gönderdi:
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
"Şüphesiz bunlar az bir topluluktur.
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
Şüphesiz onlar bizi öfkelendiriyorlar.
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
Şüphesiz biz, tedbirli bir topluluğuz."
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık;
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
hazinelerden ve değerli bir konumdan.
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
İşte böyle; onları İsrâiloğulları'na miras bıraktık.
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
Güneş doğarken onları izlediler.
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
İki topluluk birbirini gördüğünde, Mûsâ'nın arkadaşları dedi ki: "Şüphesiz yakalandık."
قَالَ كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
Dedi ki: "Hayır; şüphesiz Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir."
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
Mûsâ'ya vahyettik: "Asanla denize vur." Deniz yarıldı ve her parça, yüce bir dağ gibi oldu.
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ
Diğerlerini de oraya yaklaştırdık.
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Mûsâ'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
Sonra diğerlerini boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
Onlara İbrâhîm'in haberini oku.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Neye kulluk ediyorsunuz?"
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
Dediler ki: "Putlara kulluk ediyoruz ve onlara bağlanıp duruyoruz."
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
Dedi ki: "Dua ettiğinizde sizi işitiyorlar mı?
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
Ya da size fayda veriyor veya zarar veriyorlar mı?"
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Dediler ki: "Hayır; atalarımızı böyle yaparken bulduk."
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Dedi ki: "Neye kulluk ettiğinizi gördünüz mü;
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
siz ve önceki atalarınız?
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Şüphesiz onlar benim düşmanımdır; âlemlerin Rabbi başka.
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur.
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
Beni yediren ve içiren O'dur.
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
Hastalandığımda bana şifa veren O'dur.
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
Beni öldürecek, sonra diriltecek olan O'dur.
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
Hesap günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur.
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
Rabbim! Bana hüküm ver ve beni salih olanlara kat.
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonrakiler içinde benim için doğrulukla anılma nasip et.
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl.
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Babamı da bağışla; şüphesiz o sapanlardandı.
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
Diriltilecekleri gün beni utandırma;
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
o gün ne mal ne de oğullar fayda verir.
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Ancak Allah'a sağlam bir kalple gelen başka."
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Cennet, sakınanlara yaklaştırılır.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
Cehennem de azgınlara gösterilir.
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
Onlara denilir ki: "Kulluk ettikleriniz nerede;
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
Allah'tan başka? Size yardım ediyorlar mı ya da kendilerine yardım edebiliyorlar mı?"
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
Onlar da azgınlar da oraya tepetaklak atılır;
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
İblis'in bütün askerleri de.
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
Orada çekişerek derler ki:
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
"Allah'a andolsun, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz;
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
sizi âlemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk.
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
Bizi ancak suçlular saptırdı.
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
Artık bizim ne şefaatçilerimiz var,
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
ne de yakın bir dostumuz.
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Bir kez daha dönebilseydik de müminlerden olsaydık!"
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
Nûh kavmi de elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardeşleri Nûh onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şüphesiz ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum; benim karşılığım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
Dediler ki: "Sana en aşağı kimseler uymuşken, sana mı iman edeceğiz?"
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Dedi ki: "Onların yaptıklarına dair bilgim yok.
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ
Onların hesabı ancak Rabbime aittir; anlayabilseniz!
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Ben müminleri kovacak değilim.
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
Dediler ki: "Ey Nûh! Vazgeçmezsen, mutlaka taşlananlardan olursun."
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
Dedi ki: "Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı.
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Benimle onların arasını aç ve beni, benimle birlikte olan müminlerle kurtar."
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Onu ve onunla birlikte olanları dolu geminin içinde kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
Sonra geride kalanları boğduk.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
Âd da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardeşleri Hûd onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şüphesiz ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum; benim karşılığım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ
Her yüksek yere bir işaret dikip boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
Sonsuza dek kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
Yakaladığınızda, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden sakının.
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ
Size hayvanlarla ve oğullarla yardım etti;
وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
bahçelerle ve pınarlarla.
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Şüphesiz ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
Dediler ki: "Öğüt versen de vermeyenlerden olsan da bizim için birdir.
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
Bu, öncekilerin âdetinden başka bir şey değildir.
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Biz azaba uğratılacak değiliz."
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Onu yalanladılar; biz de onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
Semûd da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardeşleri Sâlih onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şüphesiz ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum; benim karşılığım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
Buradakiler içinde güven içinde bırakılacak mısınız;
فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
bahçelerde ve pınarlarda,
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
ekinlerde ve tomurcukları yumuşak hurmalıklarda?
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ
Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
Aşırı gidenlerin emrine uymayın;
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
onlar yeryüzünde bozgunculuk yapar, düzeltmezler."
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin.
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Doğru söyleyenlerden isen, bir ayet getir."
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Dedi ki: "İşte bir dişi deve; onun bir su içme hakkı var, sizin de belli bir günde su içme hakkınız var.
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Ona kötülükle dokunmayın; yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar."
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
Onu kestiler; sonra pişman oldular.
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Azap onları yakaladı. Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
Lût kavmi de elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardeşleri Lût onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şüphesiz ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum; benim karşılığım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
Âlemler içinde erkeklere mi gidiyorsunuz;
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp? Hayır, siz haddi aşan bir topluluksunuz."
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
Dediler ki: "Ey Lût! Vazgeçmezsen, mutlaka çıkarılanlardan olursun."
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
Dedi ki: "Şüphesiz ben, sizin yaptığınıza öfke duyanlardanım.
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
Rabbim! Beni ve ailemi, yaptıklarından kurtar."
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Onu ve bütün ailesini kurtardık;
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
geride kalanlar içindeki yaşlı kadın başka.
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
Sonra diğerlerini helak ettik.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
Üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani Şuayb onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
Şüphesiz ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum; benim karşılığım ancak âlemlerin Rabbine aittir.
أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
Ölçeği tam yapın ve eksiltenlerden olmayın.
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
Doğru terazi ile tartın.
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
İnsanların eşyalarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak taşkınlık etmeyin.
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının."
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin.
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Sen de ancak bizim gibi bir insansın ve şüphesiz seni yalancılardan sanıyoruz.
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Doğru söyleyenlerden isen, üzerimize gökten parçalar düşür."
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir."
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Onu yalanladılar; onları gölge gününün azabı yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabıydı.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir.
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Şüphesiz o, âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
Onu güvenilir ruh indirdi;
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye;
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ
apaçık Arap diliyle.
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
Şüphesiz o, öncekilerin kitaplarında da vardır.
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrâiloğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir ayet değil midir?
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
Onu yabancılardan birine indirseydik,
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
o da onu onlara okusaydı, ona iman edecek değillerdi.
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
İşte onu, suçluların kalplerine böyle soktuk.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Acı azabı görene kadar ona iman etmezler.
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
O, farkında değillerken ansızın onlara gelir.
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
O zaman derler ki: "Bize süre verilir mi?"
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Azabımızı acele mi istiyorlar?
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
Ne dersin, onları yıllarca yararlandırsak,
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
sonra kendilerine vaat edilen gelse,
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
yararlandırıldıkları şey onlardan neyi savar?
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Uyarıcıları olmadan hiçbir kasabayı helak etmedik;
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
bir hatırlatma olarak. Biz zalim değiliz.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
Onu şeytanlar indirmedi.
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
Bu onlara yakışmaz ve güçleri de yetmez.
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
Şüphesiz onlar, işitmekten uzaklaştırılmıştır.
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
Öyleyse Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarma; yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
En yakın akrabanı uyar.
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Sana uyan müminlere kanadını indir.
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
Sana karşı gelirlerse de ki: Şüphesiz ben, yaptıklarınızdan uzağım.
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
Güçlü ve merhamet edene tevekkül et;
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
seni ayağa kalktığında gören,
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
secde edenler arasında dönüp durduğunu da.
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Şüphesiz O işitendir, bilendir.
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
Her günahkâr yalancıya inerler.
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
Kulak verirler ve çoğu yalancıdır.
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
Şairlere ise azgınlar uyar.
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
Görmedin mi? Onlar her vadide şaşkın dolaşır
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
ve yapmadıklarını söylerler.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
Ancak iman edip salih amel işleyenler, Allah'ı çokça ananlar ve zulme uğradıktan sonra kendilerini savunanlar başka. Zulmedenler, hangi dönüş yerine döneceklerini yakında bilecekler.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Hastalanmak ve şifa vermek
78-82. ayetler Hz. İbrâhîm'in ağzından yedi cümlelik bir sıralamadır: yaratan, yol gösteren, yediren, içiren, şifa veren, öldüren, dirilten, bağışlayan.
80. ayetin kuruluşu klasik tefsirlerin özellikle durduğu yerdir. "Beni hastalandıran" denmez; "hastalandığımda bana şifa veren" denir. Fiilin öznesi hastalıkta kendisi, şifada Allah'tır.
Bu bir edep tercihi olarak açıklanır ve sitedeki şifa sayfalarının dilini belirler.
Dikkat edilecek nokta şudur: ayet bir dua metni ya da bir okuma tarifi değildir. Hz. İbrâhîm'in Rabbini nitelemesidir. Belirli sayıda okumanın belirli bir iyileşme getireceğine dair bir ifade taşımaz.
Selim kalp
88-89. ayetler, hesap gününde neyin fayda vermeyeceğini söyledikten sonra tek bir istisna bırakır: "Allah'a sağlam bir kalple gelen başka."
İfade "kalb-i selîm" olarak bilinir. Sağlamlık burada bir duygu hâli değil, bozulmamışlık anlamındadır.
İstisnanın tek olması dikkat çekicidir. Ayet mal ve oğulları sayar, sonra listeyi kapatır.
89. ayet aynı zamanda 23. ayetteki soruya verilen cevabın ulaştığı yerdir: sure boyunca Firavun'un "Âlemlerin Rabbi nedir?" sorusuna verilen karşılıklar burada kalbe bağlanır.
Yedi kez dönen aynı iki cümle
Sure, yedi elçi kıssasını arka arkaya sıralar ve her birini aynı iki cümleyle kapatır: "Şüphesiz bunda bir ayet vardır; fakat onların çoğu mümin değildir. Şüphesiz Rabbin güçlüdür, çok merhamet edendir."
Beş kıssada elçinin sözleri de aynı kalıpla açılır: "Şüphesiz ben, sizin için güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum."
Tekrar bir üslup süsü değildir; çağrının kavimden kavime değişmediğini gösterir. Değişen, kavimlerin kendi meşguliyetleridir — Âd'ın yapıları, Semûd'un bahçeleri, Eyke halkının terazisi.
Sure 3. ayette başlar: "Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin." Yedi tekrarın hitap ettiği yer burasıdır.
Sık sorulan sorular
Şuarâ 80 bir şifa duası mıdır?
Hayır. Ayet Hz. İbrâhîm'in Rabbini nitelediği yedi cümlelik sıralamanın bir parçasıdır; bir dua metni ya da okuma tarifi değildir. Ayette hastalanmak kişiye, şifa Allah'a bağlanır.
Sure neden şairlerin adını taşır?
224-227. ayetlerdeki bölümden dolayı. 227. ayet ayrıca bir istisna getirir: iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çokça anan ve zulme uğradıktan sonra kendini savunanlar bunun dışındadır.
Kaynaklar
- Kur’anŞuarâ 26:1-227 — Surenin metni
- Kur’anSâffât 37:84 — Selim kalbin diğer geçtiği yer
- Kur’anİsrâ 17:82 — Şifanın Kur'an'a bağlandığı yer
Son güncelleme: