Furkân Suresi
Furkân suresi 77 ayettir ve adı "ayırt eden" anlamına gelir. 63-77. ayetleri "Rahmân'ın kulları" başlığıyla bilinen nitelik listesini taşır.
- Sure numarası
- 25. sure
- Arapça adı
- الفرقان
- Ayet sayısı
- 77 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 42.
- Cüz
- 18, 19. cüz
- Ana konusu
- Rahmân'ın kullarının nitelikleri ve duanın değeri
Adının anlamı
Furkân, f-r-k kökünden gelir ve doğru ile yanlışı ayırt eden anlamındadır. Kur'an'ın adlarından biridir.
Temel temaları
- ahlak
- denge
- tövbe
- aile
Furkân suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَارَكَ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِۦ لِيَكُونَ لِلْعَٰلَمِينَ نَذِيرًا
Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren yücedir.
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Çocuk edinmemiştir; mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü koymuştur.
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً لَّا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَوٰةً وَلَا نُشُورًا
O'ndan başka ilahlar edindiler; onlar hiçbir şey yaratmaz, kendileri yaratılmıştır. Kendilerine ne zarar ne fayda verebilirler; ölüme, hayata ve dirilmeye de güç yetiremezler.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌ ٱفْتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيْهِ قَوْمٌ ءَاخَرُونَ فَقَدْ جَآءُو ظُلْمًا وَزُورًا
İnkâr edenler dediler ki: "Bu, ancak onun uydurduğu bir yalandır; başka bir topluluk da ona yardım etmiştir." Böylece haksızlık ve yalanla geldiler.
وَقَالُوٓا۟ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ٱكْتَتَبَهَا فَهِىَ تُمْلَىٰ عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Ve dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır; onları yazdırmış, sabah akşam kendisine okunuyor."
قُلْ أَنزَلَهُ ٱلَّذِى يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
De ki: Onu, göklerdeki ve yerdeki sırrı bilen indirdi. Şüphesiz O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
وَقَالُوا۟ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأْكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشِى فِى ٱلْأَسْوَاقِ لَوْلَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا
Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor? Yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilmeli ve onunla birlikte uyarıcı olmalı değil miydi?
أَوْ يُلْقَىٰٓ إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا
Yahut ona bir hazine verilmeli ya da yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?" Zalimler dediler ki: "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz."
ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَٰلَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا
Bak, senin için nasıl örnekler verdiler de saptılar; artık bir yol bulamazlar.
تَبَارَكَ ٱلَّذِىٓ إِن شَآءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُورًۢا
Dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verecek ve senin için köşkler yapacak olan yücedir.
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَن كَذَّبَ بِٱلسَّاعَةِ سَعِيرًا
Hayır, onlar kıyameti yalanladılar. Kıyameti yalanlayanlara alevli bir ateş hazırladık.
إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ سَمِعُوا۟ لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا
O, kendilerini uzak bir yerden gördüğünde, onun öfkeli kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
وَإِذَآ أُلْقُوا۟ مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُّقَرَّنِينَ دَعَوْا۟ هُنَالِكَ ثُبُورًا
Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıklarında, orada yok olmayı isterler.
لَّا تَدْعُوا۟ ٱلْيَوْمَ ثُبُورًا وَٰحِدًا وَٱدْعُوا۟ ثُبُورًا كَثِيرًا
"Bugün bir kez yok olmayı istemeyin; birçok kez yok olmayı isteyin."
قُلْ أَذَٰلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ ٱلْخُلْدِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَآءً وَمَصِيرًا
De ki: Bu mu daha hayırlı, yoksa sakınanlara vaat edilen kalıcılık cenneti mi? Orası onlar için bir karşılık ve varış yeridir.
لَّهُمْ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ خَٰلِدِينَ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ وَعْدًا مَّسْـُٔولًا
Orada diledikleri her şey vardır ve sürekli kalacaklardır. Bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaattir.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِى هَٰٓؤُلَآءِ أَمْ هُمْ ضَلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ
Onları ve Allah'tan başka kulluk ettiklerini toplayacağı gün der ki: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptı?"
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِى لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَآءَ وَلَٰكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ نَسُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَكَانُوا۟ قَوْمًۢا بُورًا
Derler ki: "Seni tenzih ederiz; senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını yararlandırdın; nihayet zikri unuttular ve helake uğramış bir topluluk oldular."
فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا وَمَن يَظْلِم مِّنكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبِيرًا
"İşte söylediklerinizde sizi yalanladılar; artık ne azabı savabilir ne de yardım bulabilirsiniz." İçinizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattırırız.
وَمَآ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّآ إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِى ٱلْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
Senden önce gönderdiğimiz elçiler de mutlaka yemek yer ve çarşılarda dolaşırlardı. Sizi birbiriniz için bir sınama yaptık: sabredecek misiniz? Rabbin görmektedir.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَوْ نَرَىٰ رَبَّنَا لَقَدِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبِيرًا
Bize kavuşmayı ummayanlar dediler ki: "Bize melekler indirilmeli ya da Rabbimizi görmeli değil miydik?" Andolsun kendi içlerinde büyüklendiler ve büyük bir taşkınlık ettiler.
يَوْمَ يَرَوْنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ لَا بُشْرَىٰ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
Melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve derler ki: "Aramıza aşılmaz bir engel."
وَقَدِمْنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُوا۟ مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَٰهُ هَبَآءً مَّنثُورًا
Yaptıkları her işe yöneldik ve onu savrulmuş toz hâline getirdik.
أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُّسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا
O gün cennet halkının kalacağı yer daha hayırlı ve dinlenecekleri yer daha güzeldir.
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلْغَمَٰمِ وَنُزِّلَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا
O gün gök, bulutlarla yarılır ve melekler ardarda indirilir.
ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ لِلرَّحْمَٰنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ عَسِيرًا
O gün gerçek mülk Rahmân'ındır ve gerçeği örtenler için zorlu bir gündür.
وَيَوْمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى ٱتَّخَذْتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلًا
O gün zalim, ellerini ısırarak der ki: "Keşke elçiyle birlikte bir yol tutsaydım.
يَٰوَيْلَتَىٰ لَيْتَنِى لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim.
لَّقَدْ أَضَلَّنِى عَنِ ٱلذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَآءَنِى وَكَانَ ٱلشَّيْطَٰنُ لِلْإِنسَٰنِ خَذُولًا
Andolsun, bana geldikten sonra beni zikirden o saptırdı." Şeytan, insanı yüzüstü bırakır.
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًا
Elçi der ki: "Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktı."
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا مِّنَ ٱلْمُجْرِمِينَ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا
İşte böylece her peygambere, suçlulardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلْقُرْءَانُ جُمْلَةً وَٰحِدَةً كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَٰهُ تَرْتِيلًا
İnkâr edenler dediler ki: "Kur'an ona toptan indirilmeli değil miydi?" İşte böyle; kalbini onunla pekiştirelim diye ve onu ağır ağır okuduk.
وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
Sana bir örnek getirdiklerinde, biz sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
ٱلَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُو۟لَٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ سَبِيلًا
Yüzüstü cehenneme toplananlar; işte onlar yerce daha kötü ve yolca daha sapkındır.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلْنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرًا
Andolsun Mûsâ'ya kitabı verdik ve kardeşi Hârûn'u onunla birlikte yardımcı yaptık.
فَقُلْنَا ٱذْهَبَآ إِلَى ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَدَمَّرْنَٰهُمْ تَدْمِيرًا
Dedik ki: "Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin." Sonunda onları tamamen yok ettik.
وَقَوْمَ نُوحٍ لَّمَّا كَذَّبُوا۟ ٱلرُّسُلَ أَغْرَقْنَٰهُمْ وَجَعَلْنَٰهُمْ لِلنَّاسِ ءَايَةً وَأَعْتَدْنَا لِلظَّٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمًا
Nûh kavmini de; elçileri yalanladıklarında onları suda boğduk ve insanlara bir ayet yaptık. Zalimler için acı bir azap hazırladık.
وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَأَصْحَٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونًۢا بَيْنَ ذَٰلِكَ كَثِيرًا
Âd'ı, Semûd'u, Ress halkını ve bunlar arasında nice nesilleri de.
وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ ٱلْأَمْثَٰلَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
Her birine örnekler verdik ve her birini tamamen yok ettik.
وَلَقَدْ أَتَوْا۟ عَلَى ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِىٓ أُمْطِرَتْ مَطَرَ ٱلسَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا۟ يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
Andolsun onlar, kötü yağmura tutulmuş o şehre uğradılar. Onu görmüyorlar mıydı? Hayır, diriltilmeyi ummuyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِى بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
Seni gördüklerinde ancak alaya alırlar: "Allah'ın elçi olarak gönderdiği bu mu?
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا لَوْلَآ أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Onlara sabretmeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı gördüklerinde kimin yolca daha sapkın olduğunu bilecekler.
أَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Arzusunu ilah edineni gördün mü? Sen ona vekil mi olacaksın?
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Yoksa onların çoğunun işittiğini ya da aklettiğini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidir; hatta yolca daha sapkındır.
أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوْ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا ٱلشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu durgun yapardı. Sonra güneşi ona bir delil yaptık.
ثُمَّ قَبَضْنَٰهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
Sonra onu kolay bir çekişle kendimize çektik.
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِبَاسًا وَٱلنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورًا
Geceyi sizin için bir örtü, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de bir kalkış zamanı yapan O'dur.
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً طَهُورًا
Rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen O'dur. Gökten tertemiz bir su indirdik;
لِّنُحْـِۧىَ بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا وَنُسْقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقْنَآ أَنْعَٰمًا وَأَنَاسِىَّ كَثِيرًا
Onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım diye.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَٰهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا۟ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
Andolsun, öğüt alsınlar diye onu aralarında çevirdik; fakat insanların çoğu nankörlükte direndi.
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ نَّذِيرًا
Dileseydik her şehre bir uyarıcı gönderirdik.
فَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدْهُم بِهِۦ جِهَادًا كَبِيرًا
Öyleyse gerçeği örtenlere uyma ve onunla büyük bir cihatla cihat et.
وَهُوَ ٱلَّذِى مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ هَٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
İki denizi salıveren O'dur: biri tatlı, susuzluğu giderir; diğeri tuzlu ve acıdır. İkisinin arasına bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur.
وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ مِنَ ٱلْمَآءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُۥ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
Sudan bir insan yaratan ve onu soy ve evlilik bağı sahibi kılan O'dur. Rabbin her şeye gücü yetendir.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ ٱلْكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرًا
Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne zarar verecek şeylere kulluk ediyorlar. Gerçeği örten, Rabbine karşı destekçidir.
وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
De ki: Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum; ancak dileyen kimsenin Rabbine bir yol tutması başka.
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْحَىِّ ٱلَّذِى لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِۦ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا
Ölmeyen, diri olana tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.
ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱلرَّحْمَٰنُ فَسْـَٔلْ بِهِۦ خَبِيرًا
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ edendir. O Rahmân'dır; bunu haberdar olana sor.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسْجُدُوا۟ لِلرَّحْمَٰنِ قَالُوا۟ وَمَا ٱلرَّحْمَٰنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا
Onlara "Rahmân'a secde edin" denildiğinde derler ki: "Rahmân da neymiş? Bize emrettiğine mi secde edeceğiz?" Bu, onların nefretini artırır.
تَبَارَكَ ٱلَّذِى جَعَلَ فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا
Gökte burçlar var eden, orada bir kandil ve aydınlatan bir ay yaratan yücedir.
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ خِلْفَةً لِّمَنْ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًا
Öğüt almak ya da şükretmek isteyen için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
وَعِبَادُ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى ٱلْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلْجَٰهِلُونَ قَالُوا۟ سَلَٰمًا
Rahmân'ın kulları, yeryüzünde alçakgönüllülükle yürüyenlerdir. Cahiller kendilerine söz attığında "Selam" derler.
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَٰمًا
Onlar, geceyi Rableri için secde ederek ve ayakta durarak geçirirler.
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
Ve derler ki: "Rabbimiz! Cehennem azabını bizden savuştur; şüphesiz onun azabı sürekli bir yıkımdır.
إِنَّهَا سَآءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
Şüphesiz orası, kalma yeri ve durak olarak ne kötüdür."
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُوا۟ لَمْ يُسْرِفُوا۟ وَلَمْ يَقْتُرُوا۟ وَكَانَ بَيْنَ ذَٰلِكَ قَوَامًا
Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisinin arasında dengeli olurlar.
وَٱلَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا
Onlar, Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarmaz, Allah'ın dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmez ve zina etmezler. Kim bunu yaparsa, cezayla karşılaşır.
يُضَٰعَفْ لَهُ ٱلْعَذَابُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِۦ مُهَانًا
Kıyamet günü azabı kat kat artırılır ve orada aşağılanmış olarak sürekli kalır.
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَٰلِحًا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَٰتٍ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler başka. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابًا
Kim tövbe eder ve salih amel işlerse, şüphesiz o Allah'a gereğince dönmüş olur.
وَٱلَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا۟ بِٱللَّغْوِ مَرُّوا۟ كِرَامًا
Onlar yalana şahitlik etmez ve boş sözle karşılaştıklarında onurluca geçip giderler.
وَٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا۟ عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَٰجِنَا وَذُرِّيَّٰتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَٱجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
Ve derler ki: "Rabbimiz! Eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı olacak olanlar ver ve bizi takvâ sahiplerine öncü kıl."
أُو۟لَٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ ٱلْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا۟ وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَٰمًا
İşte onlar, sabretmelerine karşılık yüksek makamla ödüllendirilirler; orada esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.
خَٰلِدِينَ فِيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
Orada sürekli kalacaklardır. Orası, kalma yeri ve durak olarak ne güzeldir!
قُلْ مَا يَعْبَؤُا۟ بِكُمْ رَبِّى لَوْلَا دُعَآؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًۢا
De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin? Siz yalanladınız; artık ceza kaçınılmaz olacaktır.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Rahmân'ın kulları
63-74. ayetler bir nitelik listesi verir ve listenin sırası dikkat çekicidir.
İlk madde yürüyüştür: alçakgönüllülükle yürümek. İkinci madde ise bir tepki biçimi: cahiller söz attığında "selam" demek.
Ardından gece ibadeti, dua, harcamada denge, temel yasaklar, tövbe, yalan şahitliğinden kaçınma ve ayetlere karşı sağır kalmama gelir.
Liste 74. ayetteki dua ile kapanır. Klasik tefsirlerde bu sıralamanın gündelik davranışla başlayıp aile duasıyla bitmesi üzerinde durulur.
İki uç arasında
67. ayet harcamayı iki uç arasına yerleştirir: ne israf ne cimrilik.
Kullanılan kelime "kavâmen"dir; dengede duran, dik duran anlamındadır.
Klasik tefsirlerde bu ayet, ölçünün miktarda değil dengede olması bakımından ele alınır. İsrâ 29'da aynı ilke bir benzetmeyle verilir: eli ne büsbütün bağlı tutmak ne de tamamen açmak.
Kötülüklerin iyiliklere çevrilmesi
68 ve 69. ayetler ağır bir tablo çizer; 70. ayet ise bir istisna getirir.
Üç şart sayılır: tövbe, iman ve salih amel. Ardından bildirilen şey silme değil, değiştirmedir: "Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir."
Klasik tefsirlerde bu ifade üzerinde durulur; geçmiş yok sayılmaz, yönü değiştirilir.
71. ayet bunu bir tanımla tamamlar. Bu sitede tövbe kavramı ve ayet teması sayfalarında aynı ayet ele alınmaktadır.
Son ayetteki soru
Sure bir soruyla biter: "Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?"
Klasik tefsirlerde bu ayetin iki biçimde okunduğu aktarılır: kulun duası ya da Allah'ın çağrısı. Her iki okumada da değer, bir yönelmeye bağlanır.
Bu sitede "Dua Nedir?" kavram sayfası bu ayeti, duanın bir talep aracından önce bir yönelme olması bakımından anar.
Sık sorulan sorular
"Rahmân'ın kulları" hangi ayetlerdedir?
Furkân suresi 63-74. ayetlerdir. Liste yürüyüş biçimiyle başlar, gece ibadeti, harcamada denge ve tövbeden geçer, aile için yapılan bir duayla biter.
Kaynaklar
- Kur’anFurkân 25:1-77 — Surenin metni
- Kur’anİsrâ 17:29 — Harcamada denge
- Kur’anCâsiye 45:23 — Arzuyu ilah edinme
Son güncelleme: