Müddessir Suresi
Müddessir suresi 56 ayettir ve adı "bürünen" anlamına gelir. 42-47. ayetlerinde cehennemliklere ne sebeple orada oldukları sorulur; cevap dört maddedir.
- Sure numarası
- 74. sure
- Arapça adı
- المدثر
- Ayet sayısı
- 56 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 4.
- Cüz
- 29. cüz
- Ana konusu
- Uyarı görevi ve cehenneme girmenin sebepleri
Adının anlamı
Müddessir, d-s-r kökünden gelir ve örtüsüne bürünen anlamındadır. Müzzemmil ile yakın anlamlıdır.
Temel temaları
- uyarı
- mal
- namaz
- yoksul
Müddessir suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ
Ey bürünen!
قُمْ فَأَنذِرْ
Kalk ve uyar.
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
Rabbini yücelt.
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
Elbiseni temizle.
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ
Kötü şeylerden uzak dur.
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
Çoğaltmak için iyilik yapma.
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ
Rabbin için sabret.
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
Sûra üflendiğinde,
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
İşte o gün zorlu bir gündür;
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
Gerçeği örtenler için hiç de kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Tek olarak yarattığım kimseyi bana bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا
Ona uzun boylu mal verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا
Ve göz önünde duran oğullar.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا
Ona geniş imkânlar hazırladım.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
Sonra daha da artırmamı umuyor.
كَلَّآ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَٰتِنَا عَنِيدًا
Hayır! Çünkü o, ayetlerimize karşı inatçıydı.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
Çünkü o düşündü ve ölçtü biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Kahrolası, nasıl da ölçtü biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
Yine kahrolası, nasıl da ölçtü biçti!
ثُمَّ نَظَرَ
Sonra baktı.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
Sonra sırtını döndü ve büyüklendi.
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
Dedi ki: "Bu, aktarılagelen bir büyüden başka bir şey değil.
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
Bu, insan sözünden başka bir şey değil."
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
Onu sekar'a sokacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
Sekar'ın ne olduğunu sana bildiren nedir?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
Ne bırakır ne de vazgeçer.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
Deriyi kavurur.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
Üzerinde on dokuz vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
Biz cehennemin bekçilerini yalnızca meleklerden kıldık ve sayılarını, inkâr edenler için bir imtihan yaptık; kendilerine kitap verilenler kesin bilgiye ulaşsın, iman edenlerin imanı artsın, kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesin, kalplerinde hastalık bulunanlarla gerçeği örtenler "Allah bu benzetmeyle ne demek istedi?" desin diye. Allah dilediğini böyle saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Rabbinin ordularını O'ndan başkası bilmez. Bu, insan için bir öğütten başka bir şey değildir.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
Hayır! Aya yemin olsun,
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
Dönüp gittiğinde geceye,
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
Ve ağardığında sabaha;
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
Şüphesiz o, büyük şeylerden biridir;
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ
İnsan için bir uyarıdır;
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
İçinizden öne geçmek ya da geri kalmak isteyenler için.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
Her nefis, kazandığına karşılık rehindir;
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ
Sağın adamları başkadır.
فِى جَنَّٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ
Onlar cennetlerdedir; birbirlerine sorarlar,
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
Suçlulara dair:
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
"Sizi sekar'a sokan nedir?"
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
Derler ki: "Biz namaz kılanlardan değildik.
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
Yoksulu da doyurmuyorduk.
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
Dalanlarla birlikte dalıyorduk.
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Ve din gününü yalanlıyorduk.
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
Nihayet bize ölüm geldi."
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ
Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
Onlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ
Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri;
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
Aslandan kaçmış.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً
Aksine, onlardan her biri kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.
كَلَّا بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
Hayır! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ
Hayır! Şüphesiz o bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Dileyen ondan öğüt alır.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
Allah dilemedikçe de öğüt alamazlar. Sakınmaya layık olan da bağışlamaya layık olan da O'dur.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Dört gerekçe
42-46. ayetlerde cehennemliklere sorulur ve cevap dört maddedir:
Namaz kılanlardan olmamak. Yoksulu doyurmamak. Dalanlarla birlikte dalmak. Din gününü yalanlamak.
Klasik tefsirlerde bu listenin dengesi üzerinde durulur: ibadet, sosyal sorumluluk, çevre ve inanç yan yana sayılır. Yalnızca inanç zikredilmez.
Aynı denge Mâûn ve Hâkka surelerinde de görülür; her üçünde de yoksulun doyurulması ayrıca anılır.
"Çoğaltmak için iyilik yapma"
Altıncı ayet kısa bir uyarı taşır ve klasik tefsirlerde birkaç biçimde açıklanır: verdiğini çok görerek başa kakmamak, karşılığında daha fazlasını beklememek, yaptığını büyütmemek.
Ortak nokta, iyiliğin bir kazanç aracına çevrilmemesidir. İhlâs kavramıyla doğrudan ilgilidir ve bu sitede ayrı bir sayfada ele alınmaktadır.
Kaynaklar
- Kur’anMüddessir 74:1-56 — Surenin metni
- Kur’anMâûn 107:1-7 — Yoksulun doyurulması
- Kur’anHâkka 69:33-34 — Benzer gerekçe listesi
Son güncelleme: