Câsiye Suresi
Câsiye suresi 37 ayettir ve adı "diz çökmüş" anlamına gelir. 23. ayeti, Kur'an'da ilah edinmenin bir nesneye değil bir tutuma bağlandığı yerdir.
- Sure numarası
- 45. sure
- Arapça adı
- الجاثية
- Ayet sayısı
- 37 ayet
- Nüzul yeri
- Mekki (Mekke dönemi)
- Nüzul sırası
- 65.
- Cüz
- 25. cüz
- Ana konusu
- Ayetlerin görünürlüğü ve arzunun ilah edinilmesi
Adının anlamı
Câsiye, diz çökmüş anlamındadır. Sure adını 28. ayetteki ifadeden alır.
Temel temaları
- ayetler
- heva
- zaman
- hesap
Câsiye suresi — Arapçası ve anlamı
Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
حمٓ
Hâ Mîm.
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
Bu kitabın indirilişi, güçlü ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
إِنَّ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz göklerde ve yerde, müminler için ayetler vardır.
وَفِى خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَآبَّةٍ ءَايَٰتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Sizin yaratılışınızda ve yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir topluluk için ayetler vardır.
وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن رِّزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ ءَايَٰتٌ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten indirdiği rızıkta ve onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde, rüzgârları yönlendirmesinde akleden bir topluluk için ayetler vardır.
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَ ٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ يُؤْمِنُونَ
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir; sana gerçek olarak okuyoruz. Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
وَيْلٌ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
Her günahkâr yalancının vay hâline!
يَسْمَعُ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Kendisine okunan Allah'ın ayetlerini işitir, sonra büyüklenerek sanki hiç işitmemiş gibi direnir. Onu acı bir azapla müjdele.
وَإِذَا عَلِمَ مِنْ ءَايَٰتِنَا شَيْـًٔا ٱتَّخَذَهَا هُزُوًا أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
مِّن وَرَآئِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنِى عَنْهُم مَّا كَسَبُوا۟ شَيْـًٔا وَلَا مَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Arkalarında cehennem vardır. Kazandıkları da Allah'tan başka edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Onlar için büyük bir azap vardır.
هَٰذَا هُدًى وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
İşte bu bir yol göstericidir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenler için ise çok kötü, acı bir azap vardır.
ٱللَّهُ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَكُمُ ٱلْبَحْرَ لِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Emriyle gemiler denizde aksın ve lütfundan arayasınız diye denizi size boyun eğdiren Allah'tır; belki şükredersiniz.
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini kendinden bir lütuf olarak size boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
قُل لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَغْفِرُوا۟ لِلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ ٱللَّهِ لِيَجْزِىَ قَوْمًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
İman edenlere söyle: Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar; O, bir topluluğu kazandıklarıyla cezalandırsın diye.
مَنْ عَمِلَ صَٰلِحًا فَلِنَفْسِهِۦ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Kim salih amel işlerse kendi lehinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلْنَٰهُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Andolsun İsrâiloğullarına kitabı, hükmü ve peygamberliği verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık ve âlemlere üstün kıldık.
وَءَاتَيْنَٰهُم بَيِّنَٰتٍ مِّنَ ٱلْأَمْرِ فَمَا ٱخْتَلَفُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Onlara işin apaçık delillerini verdik. Kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri konuda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
ثُمَّ جَعَلْنَٰكَ عَلَىٰ شَرِيعَةٍ مِّنَ ٱلْأَمْرِ فَٱتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Sonra seni işten bir şeriat üzerine koyduk; ona uy ve bilmeyenlerin arzularına uyma.
إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا۟ عَنكَ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Şüphesiz onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda veremezler. Zalimler birbirinin dostudur; Allah ise sakınanların dostudur.
هَٰذَا بَصَٰٓئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Bu, insanlar için görüş kaynağı, kesin olarak inanan bir topluluk için yol gösterici ve rahmettir.
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجْتَرَحُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجْعَلَهُمْ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَوَآءً مَّحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini iman edip salih amel işleyenlerle bir tutacağımızı, yaşamlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Allah gökleri ve yeri gerçek üzere yarattı; herkese kazandığının karşılığı verilsin diye. Onlara haksızlık edilmez.
أَفَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِۦ وَقَلْبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَٰوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِنۢ بَعْدِ ٱللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Arzusunu kendine ilah edinen, Allah'ın bir bilgi üzerine saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Allah'tan sonra onu kim doğru yola iletir? Öğüt almıyor musunuz?
وَقَالُوا۟ مَا هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَآ إِلَّا ٱلدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
Dediler ki: "Hayat ancak dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder." Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur; onlar ancak zannediyorlar.
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, delilleri ancak "Doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin" demek olur.
قُلِ ٱللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür, sonra hakkında şüphe olmayan kıyamet günü sizi bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmez.
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ ٱلْمُبْطِلُونَ
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrar.
وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَٰبِهَا ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır: "Bugün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz."
هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
"İşte kitabımız; size gerçeği söylüyor. Şüphesiz biz, yaptıklarınızı yazdırıyorduk."
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِى رَحْمَتِهِۦ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ
İman edip salih amel işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokar. İşte apaçık kurtuluş budur.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَفَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ
İnkâr edenlere ise: "Ayetlerim size okunmuyor muydu? Fakat büyüklendiniz ve suçlu bir topluluk oldunuz."
وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
"Allah'ın vaadi gerçektir ve kıyamette şüphe yoktur" denildiğinde demiştiniz ki: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz; ancak bir zan sanıyoruz ve kesin bir bilgimiz yok."
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Yaptıklarının kötülükleri kendilerine göründü ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Denildi ki: "Bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi, bugün biz de sizi unutuyoruz. Yeriniz ateştir ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur."
ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فَٱلْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
"Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatması yüzündendir." Bugün oradan çıkarılmazlar ve özür dilemeleri de kabul edilmez.
فَلِلَّهِ ٱلْحَمْدُ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَرَبِّ ٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Hamd; göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.
وَلَهُ ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net
Arzuyu ilah edinmek
23. ayet, ilah edinmeyi bir nesneye değil bir tutuma bağlar: "Arzusunu kendine ilah edinen."
Klasik tefsirlerde bu ifade üzerinde durulur. Kur'an'da putlar somut nesneler olarak da anılır; ancak bu ayette ölçünün nesne değil ölçüt olduğu belirtilir — neyin belirleyici sayıldığı.
Aynı ifade Furkân 43'te de geçer. 18. ayet de aynı çerçevededir: "bilmeyenlerin arzularına uyma."
"Bizi ancak zaman helak eder"
24. ayet bir görüşü aktarır ve hemen değerlendirir: "Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur; onlar ancak zannediyorlar."
Klasik tefsirlerde bu değerlendirmenin biçimi üzerinde durulur. Görüş reddedilirken karşı bir iddia öne sürülmez; dayanağının bulunmadığı söylenir.
Aynı ölçü Necm 28'de de bulunur: "Zan, gerçek karşısında hiçbir şey ifade etmez." Bu sitedeki kaynak seviyesi sistemi aynı ayrımı yapar.
Kaynaklar
- Kur’anCâsiye 45:1-37 — Surenin metni
- Kur’anFurkân 25:43 — Arzuyu ilah edinme
- Kur’anNecm 53:28 — Zannın gerçek karşısındaki değeri
Son güncelleme: