Zâriyât Suresi

Kur’anBu sayfadaki bilgilerin ana kaynak seviyesi

Zâriyât suresi 60 ayettir ve adı "tozutup savuranlar" anlamına gelir. 56-58. ayetleri yaratılışın amacını bildirir ve hemen ardından rızık meselesini açıklığa kavuşturur.

Sure numarası
51. sure
Arapça adı
الذاريات
Ayet sayısı
60 ayet
Nüzul yeri
Mekki (Mekke dönemi)
Nüzul sırası
67.
Cüz
26, 27. cüz
Ana konusu
Yaratılışın amacı ve rızkın kaynağı

Adının anlamı

Zâriyât, z-r-v kökünden gelir ve savurup dağıtanlar anlamındadır. Klasik tefsirlerde çoğunlukla rüzgârlar olarak açıklanır.

Temel temaları

  • kulluk
  • rızık
  • seher
  • misafir

Zâriyât suresi — Arapçası ve anlamı

Aşağıdaki Türkçe anlam bu siteye aittir; herhangi bir mealden alınmamıştır. Amacı ayetin ne dediğini açık Türkçeyle aktarmaktır, basılı bir mealin yerini tutmaz. Anlam metni Arapçanın karşılığı değil, karşılığının aktarımıdır — esas olan Arapça metindir.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًا

    Tozutup savuranlara yemin olsun,

  2. فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًا

    Ağırlık taşıyanlara,

  3. فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًا

    Kolayca akıp gidenlere,

  4. فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا

    Ve işi bölüştürenlere.

  5. إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

    Şüphesiz size vaat edilen doğrudur.

  6. وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ

    Ve şüphesiz karşılık mutlaka olacaktır.

  7. وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ

    Yollara sahip göğe yemin olsun,

  8. إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ

    Siz gerçekten çelişkili bir söz içindesiniz.

  9. يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

    Ondan çevrilen çevrilir.

  10. قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ

    Kahrolsun o yalancılar!

  11. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ

    Onlar bir gaflet içinde habersizdirler.

  12. يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ

    Soruyorlar: "Din günü ne zaman?"

  13. يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ

    O gün onlar ateşte yakılacaklardır.

  14. ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

    "Tadın azabınızı! Acele istediğiniz şey buydu."

  15. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

    Şüphesiz sakınanlar cennetlerde ve pınarlar başındadır;

  16. ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

    Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Çünkü onlar bundan önce iyilik edenlerdi.

  17. كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

    Onlar gecenin az bir kısmında uyurlardı.

  18. وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

    Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.

  19. وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

    Mallarında isteyen ve yoksun olan için bir hak vardı.

  20. وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ

    Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.

  21. وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

    Kendi nefislerinizde de; görmüyor musunuz?

  22. وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

    Rızkınız da size vaat edilen şey de göktedir.

  23. فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

    Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar gerçektir.

  24. هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ

    Sana İbrâhîm'in ağırlanan misafirlerinin haberi geldi mi?

  25. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ سَلَٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

    Hani yanına girmişlerdi de "Selam" demişlerdi. O da "Selam; tanınmayan bir topluluk" demişti.

  26. فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ

    Sonra ailesine gidip semiz bir buzağı getirdi.

  27. فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    Onu önlerine sürdü ve "Yemez misiniz?" dedi.

  28. فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا۟ لَا تَخَفْ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ

    Onlardan içine bir korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul müjdelediler.

  29. فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

    Karısı çığlık atarak geldi, yüzüne vurdu ve "Kısır bir kocakarı!" dedi.

  30. قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

    Dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O hikmet sahibidir, bilendir."

  31. قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

    İbrâhîm dedi ki: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"

  32. قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

    Dediler ki: "Biz suçlu bir topluluğa gönderildik;

  33. لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

    Üzerlerine çamurdan taşlar salalım diye;

  34. مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

    Haddi aşanlar için Rabbinin katında işaretlenmiş taşlar."

  35. فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Orada bulunan müminleri çıkardık.

  36. فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    Zaten orada, müslümanlardan bir evden başkasını bulmadık.

  37. وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    Orada, acı azaptan korkanlar için bir işaret bıraktık.

  38. وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    Mûsâ'da da bir işaret vardır. Hani onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

  39. فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    O ise gücüne güvenip yüz çevirdi ve "Bir büyücü ya da bir deli" dedi.

  40. فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

    Biz de onu ve ordularını yakalayıp denize attık; o kınanacak işler yapıyordu.

  41. وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

    Âd'da da bir işaret vardır. Hani üzerlerine kısır rüzgârı göndermiştik.

  42. مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

    O rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, onu çürümüş kemiğe çeviriyordu.

  43. وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ

    Semûd'da da bir işaret vardır. Hani onlara "Bir süreye kadar yararlanın" denilmişti.

  44. فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

    Rablerinin emrinden çıktılar; bakıp dururlarken onları yıldırım yakaladı.

  45. فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

    Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi; yardım da görmediler.

  46. وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ

    Daha önce Nûh kavmini de helak etmiştik. Şüphesiz onlar yoldan çıkmış bir topluluktu.

  47. وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

    Göğü kudretimizle bina ettik; şüphesiz biz genişleticiyiz.

  48. وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ

    Yeri de döşedik; ne güzel döşeyicileriz!

  49. وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    Her şeyden çift çift yarattık; belki düşünüp öğüt alırsınız.

  50. فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    Öyleyse Allah'a kaçın. Şüphesiz ben size O'ndan gelen apaçık bir uyarıcıyım.

  51. وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Şüphesiz ben size O'ndan gelen apaçık bir uyarıcıyım.

  52. كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    İşte böyle; onlardan öncekilere de hangi elçi geldiyse mutlaka "Bir büyücü ya da bir deli" dediler.

  53. أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

    Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

  54. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ

    Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.

  55. وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Öğüt ver; şüphesiz öğüt müminlere fayda verir.

  56. وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

    Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

  57. مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

    Onlardan bir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.

  58. إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

    Şüphesiz rızık veren, güçlü ve sarsılmaz olan yalnız Allah'tır.

  59. فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

    Zulmedenlerin, arkadaşlarının payı gibi bir payı vardır; acele etmesinler.

  60. فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

    Kendilerine vaat edilen o günlerinden dolayı, gerçeği örtenlerin vay hâline!

Arapça Kur’an metni Tanzil Project tarafından hazırlanmıştır (Uthmani imlası, sürüm 1.1). Lisans: Creative Commons Attribution 3.0 —tanzil.net

Amaç ve rızık yan yana

56. ayet yaratılışın amacını bildirir: kulluk. 57 ve 58. ayetler hemen ardından gelir ve bir yanlış anlamayı kapatır.

"Onlardan bir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum." Yani kulluk, karşılığında bir şey verilen bir hizmet değildir.

58. ayet Er-Rezzâk ismini anar; Kur'an'da bu kalıpta tek geçtiği yerdir. Klasik tefsirlerde amacın hemen ardından rızkın gelmesi üzerinde durulur: kulluk emredilirken geçim endişesi aynı pasajda karşılanır.

22. ayet de aynı çerçevededir: "Rızkınız da size vaat edilen şey de göktedir."

Seher vakti

17 ve 18. ayetler sakınanların iki niteliğini verir: gecenin az bir kısmında uyumak ve seher vakitlerinde bağışlanma dilemek.

Seher ile istiğfarın birlikte anılması Âl-i İmrân 17'de de bulunur. Bu sitede gece duası ve istiğfar ayrı sayfalarda ele alınmaktadır.

19. ayet listeyi tamamlar: malda isteyen ve istemeyen yoksul için bir hak bulunması.

Kaynaklar

  • Kur’an
    Zâriyât 51:1-60 — Surenin metni
  • Kur’an
    Âl-i İmrân 3:17 — Seher vaktinde istiğfar
  • Kur’an
    Hûd 11:69-76 — Hz. İbrâhîm'in misafirleri

Son güncelleme: